2 Temmuz 2013 Salı

PIŞIBBA

PIŞIBBA
ŞEREF TİPİ
REMZİ KİTABEVİ

Babası gibi kendisi de bir asker olan Şeref Tipi, Osmanlı paşası Mehmet Ali Paşa’nın ve dolayısıyla kendi etrafında geçen dramatik bir hayatın, çöküşün, esaret yıllarının ve cumhuriyete geçiş sürecinin kısa bir panoramasını sunuyor. Henüz konuşmaya çıkmış bir çocuğun, paşa babasına hitap şekli olan “Pişipba”, aynı zamanda 1877-78 Osmanlı Rus Harbi’nin yanısıra, 1916’da yine Ruslar’ın işgaline uğrayan Erzurum’un en acıklı ama en yalın bir fotoğrafının adıdır.

Osmanlı Ordusu’nun, en seçkin “ferik” (tuğ general)lerinden biri olmasına, orduya getirdiği nice yenilik, kaleme aldığı nice eserlere ve çeşitli cephelerde sergilediği nice başarılara rağmen, kendisini İttihatçı’ların keskin oklarından koruyamayan bu Erzurumlu Osmanlı paşası, en verimli çağında emekliye sevkediliyor.

Burada vurgulamaya çalışacağımız nokta, paşanın kişiliği, verdiği mücadeleler ve de ailesiyle birlikte Rus esaretinde geçirdiği acıklı yıllar değil; paşanın tanık olduğu hainlikler, ihanetler ve bilmeden koynunda yılan besleyen milletimizin saflığıdır.

Pişipba’da, Ruslar’ın her iki işgalinde de, güya “etle kemik” gibi kabul edilen Ermeniler’in alçakça sergiledikleri ihanet ve kurdukları tuzaklar, abartıya kaçılmaksızın sunuluyor.

Ellerine geçirdikleri balta ve nacaklarla, sokaklarda müslüman Türk avına çıkan Ermeni çetecileri, kendileriyle ekmeğini ve suyunu paylaştıkları bu insanlara acımamışlar.


Ruslar’ın bilerek göz yumduğu bu alçaklık ve katliam özellikle 1916’daki işgalle öyle bir boyut kazanıyor ki, şehirden kaçıp canını kurtaramayan kadınların, kızların ırzına geçiliyor, yaşlı, çocuk ayırt edilmeksizin erkekler topluca yakılıyor, süngüleniyor.