12 Ekim 2014 Pazar

HATIRALARDA ERZURUM


HATIRALARDA ERZURUM
FİKRET ÖZTÜRK ERZ. İL KÜLTÜR VE TURİZM MD.
TABLET İLETİŞİM

Erzurum Valiliğince ve Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürü Fikret Öztürk editörlüğünde hazırlanan Anadolu’nun özeti. Erzurum konulu gravürler, çizimler ve fotoğraflar.

NÜZHETÜ'L-ERVÂH (FARSÇA DİVÂNÇE VE TÜRKÇE ŞİİRLER)

  
Nüzhetü'l-Ervâh (Farsça Divânçe ve Türkçe Şiirler)
Ömer Nasuhi Bilmen
Semerkand Yayınları

Son devrin büyük ilim ve fikir adamlarından Ömer Nasuhi Bilmen, daha çok İslâmî ilimler üzerine yapmış olduğu çalışmalarla bilinmektedir. Onun edebî alanda da eserler verdiğini bilen çok fazla kişi yoktur.

Bir İslâm âlimi olarak bilinen Bilmen, ülkemizde daha çok Büyük İslâm İlmihali, Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye ve Kur'ân-ı Kerîm'in Türkçe Tefsiri gibi ilmî eserleriyle tanınmıştır. Nüzhetü'l-Ervâh ; Ömer Nasuhi Bilmen’in din ve tasavvuf konusundaki şiirlerini içermektedir. Bu şiirlerin asıl konusu ilâhî aşktır.

Vücudundur senin timsâl-i hikmet Ya Resûlallah,
Kûdumün kâinata verdi müshet Ya Resûlallah,
Muattar ravzanı pür feyzine ben iştiyakımdan,
Emin etmekteyim artık inâyet Ya Resûlallah.
Günahkârım peşîmânı bir kulum gayet perişanım,
Niyaz etmekteyim Senden Şefaat Ya Resûlallah...

Ömer Nasuhi Bilmen

23 Eylül 2014 Salı

YOLLARIN GİTMEDİĞİ YER


17. Pencere. Camın bir başından bir başına kayan zeytinlikler; eski, beyaz, kimisi akmayan çeşmeler, traktörler, sırtında çalı-çırpı taşıyan başları örtülü kadınlar; kimisi yaşlı. Bu bir film şeridi olmalıydı, hani o ölmeden önce insanın gözünün önünden geçenlerden. Düz, dümdüz üzüm bağları  geçiyordu, sonra zeytinlikler bir ara, sonra yine üzüm bağları. Damlarında pestiller asılı evler, bir kamyon “Babam Sağolsun!” başka bir tanesi; “Desinler…..!” bir başkası gelin kamyonu, elli kişi, bir damper dolusu düğün dernek.

Pencere hayata açılandı belki de. Sorumluluklardan kaçarken arkaya bakıştı, bir felsefeye giden yola bakıştı. Yolların gitmediği yerin felsefesi.

Yol Akdeniz yolu, besbelli güneye gidiyordu. Sıcak topraklara göç eden  düşüncelerinin, bedeni tarafından takip edilmeleri, kendisini bu yolda bulmasına neden olmuştu. Hımmm, daha güney, Anadolu’nun en güneyi olmalıydı. Göç eden düşünceler orada olmalıydı.

Sokaklarda uyuyan çocuklar görmüştü. Kimsesiz insanlar görmüştü. Kimliksiz martılar görmüştü. Umarsız yığınlar, çöplüklerde yaşayan insanlar görmüştü. Bir kentin alışılmış, beklide alışılmamış görüntüleri, yerini pencere ve onun getirdiklerine bırakmıştı.

Antalya garajı.

Meçhul yere gidilen yolun, başka bir kademesiydi Antalya Garajı. Susamları, kırmızı polyesterden sallanan masaya dökülen bir gevrek ve buna katık, acı, koyu Erzurum çayına benzemeyen bir çay; öğle yemeği olacaktı. Çuvallar taşıyan insanlar, gazete bayii, ayakkabı boyacıları, dilenciler, küçük çocuklar, bir şeyler satan insanlar ve yankılanan sesler “ Boyiyim mi abi?”, “Fakire bir sadaka!”, “Abi nane verim!”, “Abi sakız!” Bu otobüs garajının insan manzaralarıydı……

Gün henüz doğmadan, teknenin halatlarını çözdüler. İçlerinden birisi iteledi tekneyi, sonra onu da tekneye çektiler. Hep beraber ağ attılar. Hep beraber ağ çektiler. Teknede mangal yaktılar, biberli kuru fasulye pişirdiler. Sınırlı sularından içtiler, sert, odun ateşi kokan köy ekmeklerini böldüler, yemeklerine bandılar. Gülüştüler. Türküler söylediler.

Akşam üstü, güneş battıktan sonra, hava kararmadan barınağa girdiler. Pat, pat, pat, pat, pat…

Durgun denizde teknelerin sesi köyün beyaz evlerinin duvarlarında yankılandı. Onlar gelmeden eşleri  denizi gözlerlerdi, kimisinin gözü uzaklarda kalır, özlem dolu bakışlar kararan ufuklarda dolaşırdı.

Tutulan balıkları köye dağıtır, kediden, köpekten, martıdan kendisine kalanlarını üç dört gündür artırdığı galonluk su, köy fırınından çıkan taze akşam ekmeği, kendi yetiştirdiği domateslerle ve biberlerle yerdi teknede. Yemekten sonra tekne yeniden sabaha çıkılacak olan ava hazırlanırdı. Sabaha karşı biraz kitap okur, sonra da artık yatsam diye düşünürdü elbet……

Yeni bir pencere. Yeni bir akış geriye.

Antalya geride kaldı.

Felsefeye ulaşan yolun bitişi olmalıydı bu son pencere. Yolların gitmediği yerin felsefesi.


Yazan - Yunus Emre Püskülcü

14 Eylül 2014 Pazar

ARSLAN PAŞA MEDRESESİ OLTU

Arslan Paşa Medresesi, Osmanlı Mimarisinin Doğu Anadolu’daki en güzel  örneklerinden  birisidir.  1664 yılında cami ve hamam ile birlikte Arslan Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.


Yok olmadan önce camiyi  “U“ biçiminde çevrelediği bilinen medreseden günümüze çok küçük bir kısım restore edilmek suretiyle kazandırılmıştır. 1704 yılından kalma kayıtlarda, ders yapılan 75 hücreden meydana geldiği rivayet edilmektedir.

ARSLANPAŞA HAMAMI OLTU

Oltu Arslan Paşa Hamamı; 1664 yılında Arslan Paşa camisi ve Hanıyla birlikte, Mehmet Arslan Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Arslan Paşa külliyesinin doğusunda yer alan hamam 1962 yılına kadar faal bir durumda iken bugün kullanılmamaktadır.

Hamam geçtiğimiz yıllarda aslına uygun olarak  restore edilerek günümüze gelmesi sağlanmıştır.

KABE ŞEYH CAMİİ

Kabe Şeyh Cami ; Yakutiye ilçesi, Kuloğlu Mahallesinde,
Yakutiye Belediye binasının hemen arka tarafında,  Akpungar ile karşı karşıya bulunmaktadır,

1581 yılında Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştır.  Kesme taştan dikdörtgen planlı ve üstü düz dam olup sonradan çatı va tahta minaresi oluklu sac ile kaplanmıştır. Yapım tarzı itibariyle Kabe’ye benzetildiği için halk tarafından bu isim verilmiştir.



ZEYNEL CAMİİ

Ayazpaşa Mahallesinde, Kavaflar çarşısının başı ile Rüstem Paşa Bedesteninin altında yer alan Zeynel Camii; 1701 yılında Namıkzade Hacı Zeynelabidin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış ve tek kubbeli bu mükemmel eserin son cemaat yeri ise iki direk üzerine üç kubbe ile inşa edilmiştir.

Erzurum Müftüsü ve büyük şair Hazık Efendi tarafından yazılan kitabesinde şu manzum sözler yer almaktadır:

"Değildir devlet u para rikab-ı dehrile mağrur
Heman ancak duadır maksadı ala vü ednadan"

Bugünkü Türkçe ile:


"Para ve makam ile zamanın şöhretiyle perdelenmemiştir gözü Namıkzade Hacı Zeynelabidin Efendi'nin ve o mağrur olmamıştır. Bütün hayatının ve eserlerinin maksadı zengin olsun fakir olsun herkesin hayır duasını almaktır." 

Anlamını taşımaktadır.