18 Mart 2009 Çarşamba

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ

Bugün 94. üncü yıldönümü. 

Türk Milletinin emperyalizme dur deyişinin 94. üncü yıldönümü. 

Küçülmüş, parçalanmak istenen, elinde doğru dürüst silahı olmayan bir milletin VATAN savunmasında dünyaya kafa tuttuğu, bütün dünyanın geliştirdiği en son savaş makinelerini göğsünde durdurduğu günün yıldönümü. 

Bugün Gazi Mustafa Kemâl ve Askerlerinin “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” diyerek bunu destanlaştırdıkları günün yıldönümü. 

Şehitlerimizin ve bu kutlu zaferi bize yaşatanların ruhları şad olsun, bizleri onlara layık evlatlar etsin. 

Naci Püskülcü. 


Çanakkale Şehitlerine 

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. 
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- 
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı' 
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, 
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. 
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, 
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! 
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: 
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! 
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, 
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, 
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; 
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... 
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. 
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, 
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; 
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; 
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; 
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, 
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. 
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; 
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... 
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, 
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. 
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, 
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. 
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, 
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. 
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... 
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! 
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman? 
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? 
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm. 

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, 
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; 
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi; 
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. 
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: 
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. 
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... 
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın. 
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına; 
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, 
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, 
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, 
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. 
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, 
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, 
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... 
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, 
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; 
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; 
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, 
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... 
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, 
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber. 

Mehmet Akif Ersoy



ÇANAKKALE HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER:

Aşağıda “Çanakkale Savaşı ve Zaferi” hakkında herkes tarafından bilinmeyenleri kronolojik sıraya göre sizin için “ÇANAKKALE YAŞAM” isimli siteden de alıntı yaparak sunuyorum.

Aç ve perişan halkımızın, dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak için ve parası peşin ödenmiş iki savaş gemimize, İngilizler savaşı çok önceden planladıkları için el koydular ve tüm ültimatomlarımıza rağmen paramızı geri ödemedikleri gibi bu gemilere kendi askerlerini doldurarak Çanakkale’ye bizimle savaşmaya yolladılar.

İngilizler daha savaş ilan edilmeden “Seddülbahir’i” bombalayarak 86 askerimizi şehit ettiler. Sömürgeleri olan Avustralya’nın ve Yeni Zelanda’nın gençlerin “Avrupa’yı Almanlardan kurtarmak ve Avrupa’nın özgür kalmasını sağlamak” propagandasıyla toplayarak daha önce gençlerin adını bile duymadıkları Çanakkale’ye getirdiler.
İngiliz ve Fransız donanmaları seksen parça gemiyle boğaza saldırdılar, gemilerden birinin adı “Agamemnon du”. (Agamemnon binlerce yıl önce Truva’ya saldıran “Yunan ordusunun” Truva’ya girmek için kalleşçe yöntemler kullanan komutanının adı idi). Bu donanma dünyanın gelmiş geçmiş en iyi donanması olarak bilinmekte ve bayraklarını gören Atalarımızın direnemeyeceklerine ve teslim olacaklarına düşmanlarımız inanıyorlardı.

Sabah saatlerinde girdikleri Çanakkale Boğazı’nı ellerini kollarını sallayarak, canlarının istediği her yeri bombalayarak geçebileceklerini düşünüyorlardı ve salyalar akıtarak İstanbul ve topraklarımız üzerine hayaller kuruyorlardı. Ayni anda da yüzlerce yıl Osmanlının ekmeğini yemiş olan ve Osmanlıdan sadece saygı ve hoşgörü görmüş olan İstanbul Rum ve Ermenileri, İngiliz-Fransız donanmasının gelmekte olduğu haberini alınca İstanbul’dasevinç gösterileri yapıyorlardı.

Osmanlı Devletinin elinde sadece 26 deniz mayını kalmıştı, Nusrat (Yardım) gemimizin kaptanı (Tophaneli Hakkı Binbaşı ) mayınları hiç akla gelmeyecek biçimde Ertuğrul koyunda, İngilizlerin mayın kontrolu yaptıktan sonra gece yarısı, sessizce ve dahice kıyıya paralel olarak döktü. Çok güvenilen düşman donanması boğazı geçmeye başladığında düşük top menzilli Fransız gemileri taktik gereği tabyalarımızı şaşırtmak için öncü atışlar yaparak arkalarından gelen uzun menzilli İngiliz gemilerine yol açmak için kenara kaydıkları anda, Nusrat’ın kıyıya paralel yerleştirdiği mayınlara çarparak, büyük bir panik içerisinde birbirine girdiler. 200 yıldır yenilmeyen dünyanın en büyük donanması iki saatte dağıldı. Askerlerimiz batan düşman gemilerindeki savunmasız askerlere ateş etmeyi bıraktılar. Bunu gören İngiliz komutanları “muhtemelen kendileri tersini yapmış olacakları için” olaya bir anlam veremeyerek bu insanlık dersi karşısında şok geçirdiler.

İşte o anda Çanakkale’nin her cephesinde, her siperinde inanılmaz olaylar gerçekleşiyordu. Edremitli Seyit Onbaşı, Topun ağzına mermi süren vinç sistemi arızalanarak kullanılmaz hale geldiği için düşman donanmasına atmak üzere “Ya Allah Bismillah” diyerek üç adet 275 kiloluk mermiyi tek başına ve arka arkaya kaldırarak top yatağına sürdü ve topu ateşledi, bu atışla İngilizlerin “Ocean” zırhlısının dümeni parçalandı, dümeni kırılan “Ocean” sarhoş bir serseri gibi mayınlara sürüklenerek ve bir mayına çarparak havaya uçtu. Yirmi dakika içinde battı.

İngiliz-Fransız ortaklığı boğazı donanmayla geçemeyeceklerini anlayınca onlara geçit vermeyen Türk topçularını arkadan ele geçirerek temizlemek için çıkarma harekatı yapmaya karar verdiler. İngilizler çıkarma harekatında akıntı ve hava durumu dahil yaptıkları hesaplarla Ezineli “Yahya Çavuş ve 62 kişilik takımının” mevzilendiği koya çıkmaya başladılar. Buda onların felaketi oldu. Yahya Çavuş ve Takımı koya çıkan birliğin tümünü kendileride şehit oluncaya kadar temizledi. Çıkarma beklenmediği için küçük bir takımdan başka hiçbir askeri birliğin bulunmadığı koya çıkan 4000 İngiliz askerine, Yahya Çavuş ve arkadaşları eski tip piyade tüfekleriyle 18 saat boyunca karşı koydu. Yahya Çavuşun verdiği emirle mermi israfı yapmamak için asla tek dolaşan hedeflere ateş edilmeyerek, topluluklar üzerine ateş edildi ve neredeyse hiçbir mermi israfı yapılmadı , düşman gemiden atladığı yere çakılı kalarak, bir santimetre dahi ilerleyemedi.

Tüm çıkarma harekatı boyunca İngilizler yılan gibi sinsice davranarak başta Anzak birlikleri olmak üzere diğer tüm sömürge askerlerini hep kendilerine kalkan olarak kullandılar.

Çıkarmayı haber alan Esat Paşa Yarımadanın öbür ucunda bulunan birliğe düşmanı karşılama emrini verdi, birlik komutanı ise ““Askerlerim günlerdir uykusuz ve yorgun. Bu şartlar altında Yarımadayı yürüyerek geçemeyiz” diye itiraz etmesi sonucu o subayı görevden alarak yerine Anafartalar Grup komutanı olarak Mustafa KEMAL’i görevlendirdi. Aç, yorgun ve perişan Mehmetler Mustafa KEMAL’in arkasından 20 saat yürüyerek, sabah güneşi ile birlikte dinlenmiş, tok ve zinde düşman birlikleri ile karşılaştılar. Türk Askeri mermiyle, mermi bitince süngüyle Vatan Toprağına yapılan saldırıyı durdurdu. Conkbayırı 24 saat içinde 7 kere el değiştirdi.

SONUÇ OLARAK:

Bu bir savaş değil, bir boğuşmaydı. İngilizler ne yaparlarsa yapsınlar bu işi başaramayacaklarını anlayarak, tüm işbirlikçileri bu işten vazgeçme kararı aldılar. Çanakkale Savaşı ileride vatanı bir kere daha kurtaracak ve Cumhuriyeti kuracak olan genç liderimizi tüm dünyaya tanıttı. Müslüman ülkelerde Mustafa KEMAL kahraman ilan edildi, kartpostalları ve kapış kapış satıldı.

Enver Paşanın Alman hayranlığı bize 500 bin vatan evladına ve bir imparatorluğa mal oldu. Paşanın Almanlarla yaptığı gizli anlaşmanın detayı kabinedeki bakanlardan bile gizlendi. Bu yetmezmiş gibi unutkan bu millet paşa ile Sarıkamış felaketini de yaşamaktan çekinmedi.

Türk ordusunun başındaki “Alman Liman Von Sanders” çıkarma beklenen bölgeleri kasıtlı olarak yanlış hesapladı, İngilizleri ve Türkleri olabildiğince birbirine kırdırarak İngilizlerin dikkatini bu bölgeye çekmeyi, bu sayede Avrupa’da savaşan Alman askerlerinin karşısında daha zayıf bir askeri güç olmasını ve Alman birliklerini rahatlatmayı amaçladı, bu gizli hesap her iki taraftan da 500 bin cana mal oldu. Bu çirkin hesap Mustafa Kemâl ve onun komuta ettiği kahraman Türk Evlâtları tarafından bozuldu.

Savaş istatistiklerine göre Çanakkale’de bir “1m2′ye 6000 mermi” düştü , bu oran dünya savaş tarihinin en yüksek oranıdır. Havada iki merminin çarpışma ihtimalinin 600 milyonda bir olduğu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale’de onlarcasının bulunduğu bir gerçektir.

Günümüzde savaşın meçhul yeşil sarıklılarca ve mistik güçlerce kazanıldığı gibi söylemler duyulmakta ve savaşan kahramanların İMANI, CESARETİ, VATAN SEVERLİĞİ, DEHASI yok sayılmaktadır. Savaş imanlı ve cesur Mehmetcikler’imiz tarafından (onlar bizden insanlardı, bir çoğu eğitimlerini bırakarak cepheye koşan üniversite hatta lise öğrencileriydi, bizim kınalı kuzularımızdı) ve dahi komutanları tarafından kazanılmıştır.

12 MART ERZURUM'UN KURTULUŞU

Bugün Kutlu Şehir’in 91 nci Kurtuluş Günü.

Bugün Erzurum'un rus işgalinden ve ermeni mezaliminden kurtuluşunun yıldönümü. Hepimize kutlu olsun.

TARİHÇİ AHMET REFİK ALTINAY’IN KALEMİNDEN 9 MAYIS 1918’DE ERZURUM

"Rusların çekilmesi üzerine şehir kâmilen Ermenilerin elinde kalmış. İşte bütün zulümler, yangınlar ve facialar o zaman başlamıştır. Yalnız Erzurum sokaklarında toplanan İslam naşı, dört binden fazla evlere doldurulup yakılanlar, yol yaptırmak bahanesi ile uzaklara götürülüp öldürülenler bu hesaba dahil değil."

Ahmet Refik ALTINAY harabe haline gelen Erzurum'u gezerken yanına sokulan biri; "Bu gördüğünüz, şehrin temiz halidir. Bu sokaklar hep kadın ve çocuk ölüleriyle doluydu. Kadınların memeleri ve mahrem yerleri kesilmiş, duvarlara çakılmıştı. Şu telgraf tellerine hep çocuk başları asılmıştı. Karınları deşilmiş yarı çıplak kadın cesetleri geçeceğimiz yolun iki tarafına dizilmişti. Talihsiz milletimizin bu halini görerek, delirecek hale gelmiştik. Bakalım medeni Avrupa, bu büyük cinayetlerin faillerini arayacak mı? Tarih böylesine bir vahşilik kaydetmemiştir."

Üçüncü Ordu Komutanı Vehip Paşa, işgalden sonra Erzurum'un durumunun başkomutanlık makamına gönderdiği bir mektupta : "Erzurum da Ermeniler tarafından uygulanan katliam, Engizisyon zulümlerine rahmet okutulacak düzeyde düzenlenmiştir. Tarih bu katliamların henüz böyle bir benzerini kaydetmemiştir" şeklinde ifade etmiştir.

KAZIM KARABEKİR PAŞA İSE12 MART SABAHINI ŞÖYLE DİLE GETİRİYOR:

Erzurum da halk gözyaşları içinde kimi oğlunu, kimi babasını, kimi karısını yakılmış yada süngülenmiş buluyor, saçlarını yoluyorlardı. Sokaklarda canlılıktan bir iz bile kalmamıştı. Yerlerde çocuk, kadın ve yaşlılar kanlar içinde yatıyordu. Demiryolu istasyonunda sanki bir mezarlık ölülerini dışarıya çıkarmıştı. Cenazeler arasından geçerek feci duruma gözlerimizle şahit olduk. Bilhassa Tahtacılar semtinde ki karşılıklı yer alan Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa konaklarına doldurup yakarak katlettikleri Erzurumlular, insanı titretiyordu.

Kurtuluş Günü nedeni ile yazılmış en güzel şiirlerden biri olan Nizamettin Saltan’ın “Tarihleşen Düğün” Şiirini bir kez daha sizinle paylaşmak istiyorum.

TARİHLEŞEN DÜĞÜN “12 MART”

Yeni bir gün doğmuştu Erzurum ovasından,
Çıkmıştı hep analar, o bitmeyen yasından.

Yepyeni bir gün Dadaşımın şanlı günüydü,
Erzurumlu`nun bu, tarihleşen düğünüydü.

Bu gün, bu halk, Dadaşım tepeledi düşmanı,
Temizlendi Moskof`tan nûr beldenin her yanı.

Ne set çekildi zîrâ, ne kelepçe vuruldu,
Dadaşımın önünde akan sular duruldu.

Köpürüp püskürmüştü kız-kızan bu savaşta,
Doludizgindi cephelerde, herkes, her yaşta.

Çünkü idmân bilmişti Erzurumlu cihâdı,
Serhatların bekçisi, gavurboğandır adı.

Melekler arkadaştı, cesâret veriyordu,
Dadaşımın önünde engeller eriyordu.

Ey bu nûrlu beldenin başı dik dadaşları!
Kendine hayrân ettin Kahraman Maraş`ları.

Hayrân sana Denizli, Hatay, Sinop, Adana,
Hasret meydanlar senin heybetli, gür sedâna.

Dağların var aşılmaz, dağların var karlı,
Dadaşın var Erzurum, vakarlı mı vakarlı.

Ne haşmetli erlerin, tığ gibi yiğitlerin,
Rahat uyusunlar serin gölgende şehitlerin.

Palandöken serüven, Kargapazar haykırış,
Bu topraklar benim, benimdir karış karış.

Burda tarih konuşur, mâzi burcu burcudur,
Yine destanlar yazmak, dadaşların borcudur.

Şâhit olsun Çifteler, Türbe, Ebû İshaklar,
En kızgın kîni Dadaş, nabızlarında saklar.

Yakutiye`de canlı kutlu ülküsü onun,
Kitâbesinde gizlidir Râbia Hâtun`un.

Barut kokulu Kale, küllenen Mecidiye,
Ecdâddan yâdigardır, Dadaş koklasın diye.

Terütâze duruyor üç kız gibi Üçkümbet,
Yaparsa böyle yapar, tarih yapan bir millet.

Lalapaşa, Şeyihler Buralardadır huzûr,
Yâd ettikçe mâziyi, ruhlarımız burkulur.

Kurtuluş bayramları geçmişimi yansıtır,
Tüllenir gözlerimde kazma-kürek ve satır.

Allâh Allâh diyerek çıkılan Tabiyalar,
Tekbirlerle süslenen o ateşîn semâlar.

Yessir düşmüş babanın acıklı öyküleri,
Erzurum üstüne yakılmış o sıla türküleri.

Yol gözleyen analar ve babasız öksüzü,
O günlerin şâhidi, işte Araplardüzü.

Kulağımda gibidir o günün uğultusu,
Ve görmüş geçirmişi yaşlı Fırat, Karasu.

Çoktan göçüp gittiler o koçyiğit yetimler,
Geçmişe bağışlanır kutlu binbir hatimler.

Bak nereden nereye, işte kurtuluş günü,
Erzurum ovasının anlı-şanlı düğünü.

Kutlu olsun Kurtuluş Erzurum`a, Dadaş`a,
Aklı olan sataşmaz bu iki arkadaşa.

Kutlu olsun ON`Kİ MART Erzurum yiğidine,
Sevincim, hıncımdır hep zâlim Moskof itine.

Şahit olsun Çifteler, Türbe, Ebu İshaklar,
En kızgın kîni Dadaş, nabızlarında saklar.

(1996)
Nizamettin Saltan

7 Mart 2009 Cumartesi

ERZURUM

ERZURUM HAKKINDA GENEL BİLGİ 

Erzurum tarihten gelen önemli değerleri ve eserleriyle birlikte, doğal kaynak potansiyelinin de yüksek olduğu önemli bir Doğu Anadolu ilidir. Tarım ve hayvancılık ekonomisinin yanısıra kış turizmi ile sürekli bir ivme ile artan turizm potansiyeli açısından da önemli bir konumdadır. Erzurum; Yurdumuzun gözbebeği, Anadolumuzun kilidi, Cumhuriyetimiz’in temellerinin atıldığı ve ülkemizin zor günlerinde her zaman ön sırada yer alan bir İlimizdir. 

COĞRAFİ  DURUMU: 

Erzurum; Kuzeyde Rize, Doğuda Ağrı, Batıda Erzincan, Kuzeydoğuda Artvin, Ardahan ve Kars, Kuzeybatıda Bayburt, Güneyde Muş, Güneybatıda Bingöl illeri ile çevrilidir.   

İlçeleri ise; Merkez, Köprüköy, Aşkale, Narman, Çat, Oltu, Hınıs, Olur, Horasan, Pasinler, Ilıca, Pazaryolu, İspir, Şenkaya, Karaçoban, Tekman,Karayazı ve Tortum’ dur. 

25.066 km2’lik araziye sahip olan Erzurum’un kuzeyinde, Kargapazarı (3.288 m) ve Dumlu (3.250 m) Dağları ile Soğanlı Dağları mevcuttur. Çoruh ve kollarının açtığı derin vadiler ve bunların meydana getirdiği düzlükler Erzurum’dan  Doğu Karadeniz illerine olan ulaşımı sağlar. Batıdan Tercan Dağları vasıtasıyla kuzeye doğru Keşiş Dağlarını, oradan Kop Dağı ve Kop Geçidi vasıtasıyla Kelkit Vadisine, Güney Batıya doğru Sansa Boğazı yoluyla Erzincan düzlüğüne, bunun güneyinde Mercan Dağları vasıtasıyla Munzur silsilesine karışır. Güneyde Palandöken silsilesiyle güneye doğru Saksak ve Bingöl Dağlarına ve Murat Havzasına ulaşır. 

Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğu kesiminde yer alan Erzurum, 25.066 km2’ lik alanıyla Doğu Andolu Bölgesinin en büyük, Türkiye’nin ise 4. büyük ilidir. Erzurum’un deniz seviyesinden yüksekliği 1.859 m.’dir. Ülke topraklarının % 3.2’sini oluşturur. Erzurum’un sahip olduğu  ovalar; Aşkale Ovası, Erzurum Ovası, Pasinler Ovası ve Hınıs Ovasıdır. 

Çoruh, Fırat ve Aras havzalarının başlangıç noktasında yer alan Erzurum, kuzeyde Rize ve Artvin, batıda Bayburt ve Erzincan, güneyde Bingöl ve Muş, doğuda Kars, Ağrı, kuzeydoğuda Ardahan, kuzeybatıda ise Trabzon ile komşudur. 

Erzurum  yüzölçümünün yaklaşık % 64’ ünü dağlar oluşturur. Bunu sırası ile; % 20 platolar, % 12 yaylalar, % 4 ovalar takip etmektedir. Dağların en önemlileri arasında Doğu Karadeniz kıyı dağlarının devamı olan 3.937 m. yükseltili Kaçkar Dağı ile, yükseltileri 3.000 m’ yi aşan tepeler bulunur. Erzurum topraklarının büyük kısmı volkanik yapılı dağlarla parçalanmış durumdadır. Rize Dağları, kuzey kesimde bir duvar gibi yükselerek Rize İl sınırını oluşturur. Rize Dağlarının güneyinde yer alan Çoruh Vadisi ve daha batıdaki Kelkit Vadisi, Anadolu’nun en önemli kırık faylarından birisini oluşturur. En yüksek noktaları, Kaçkar Tepesi (3937 m) ve Verçenik Tepesi’ dir (3711 m). Erzurum’un batısında, Çoruh ve Karasu vadilerinin birbirine yaklaştığı noktada Kop Dağları başlar. Önemli doruklar batıda Akbaba Dağı (3.065 m), Keçitaşı Tepesi, Yeşerçöl Dağı, Serçeme Suyu’ nun kuzeyinde volkanik yapılı Tosik Dağı (2.900 m), Ortuzu Dağı, Gavur Dağı ve Mescit Dağlarıdır. Karasu-Aras çöküntü alanının güneyinde belirgin bir yay çizen Karasu-Aras Dağları üçüncü grup dağları oluşturur. Batıda Munzur ve Mercan Dağları’nın devamı olarak uzanan bu dağlar doğuya doğru Palandöken ve Sakaltutan Dağlarını oluşturur.   

İKLİMİ: 

Erzurum’un  coğrafi konumu, il genelinde şiddetli bir karasal iklim yaratır. Türkiye’nin sıcaklık ortalaması en düşük illerden biri olan Erzurum’da kışlar oldukça soğuk ve sert, kısa süren yazlar ise sıcak ve kurak geçmektedir. Kış dönemi 6 aydan uzun bir süreyi kapsayan ilde, sıcaklık Ekim ayında düşmekte, Nisan ayında artmaya başlamaktadır. Yıllık yağıs ortalaması 460.5 mm.’ dir. Erzurum genellikle Sibirya antisiklonu ve Basra siklonu etkisi altındadır. Erzurum’da, kar yağışlı günler, Ekim ayında başlamakta ve Mayıs ayına kadar sürmektedir. 

SOSYAL DURUMU  VE NÜFUSU 

Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük ili olan Erzurum; önemli bir ticaret, sanayi, ulaşım, eğitim ve sağlık merkezi olması sebebiyle büyüyüp gelişmeye devam etmekte, bu da kentte yapısal değişikliklerle birlikte birçok problemi meydana getirmektedir. Erzurum;çarpık yapılaşma, plansız yerleşim alanları ile birlikte, hava kirliliği gibi önemli problemlerle karşı karşıya kalmıştır. 

Erzurum ili kır nüfusu yoğunluğu bakımından memleket ortalamasının altında yer almakta ve Türkiye’nin orta derecede yoğun sahalarından birini teşkil etmektedir. Erzurum ilinin nüfusu 1940 yılında 371.394 iken bu miktar son 58 yıl içerisinde yüzde yüzün üzerinde artarak 937.389’e yükselmiştir. Bu artış oranı Türkiye Genel Nüfus artış oranının biraz altında bulunmaktadır.   

Erzurum’un Toplam Nüfusu 937.389 kişidir. Bunların 361.235 kişisi Merkezde, 199.316 kişisi ilçelerde ve 376.838 kişisi ise köylerde yaşamaktadır. İlin Nüfus Yoğunluğu  37 İnsan/Km2, Nüfus Artış Hızı ise  ‰ 10.00 dur. 

 TARİHİ 

Erzurum’un, Doğu Roma İmparatoru 2. Theodosios döneminde ( 408–450), bu devletin doğu bölgelerinin valisi Anatolius tarafından 415–422 yıllarında kurulduğu ve sözü edilen imparatora nisbetle adına Theodosiopolis denildiği bilinmektedir.

Bazı islam kaynaklarında ise, kocası ölünce şehrin yönetimini üstlenen Kali adında bir kadın tarafından kurulduğu öne sürülmekte, o nedenle Kalikala denildiği de ifade edilmektedir. 

Erzurum Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesinden sonra, Bizanslılar, İranlılar, Hz. Osman döneminden başlamak üzere, Raşit Halifeler, Ümeyyeoğulları, Abbaslılar, Hamdanlılar, Büyük Selçuklular, Saltuklular, Erzurum Selçukluları, Anadolu Selçukluları, İlhanlılar, Çobanoğulları, Ertenaoğulları, Timurlular, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Osmanlılarca yönetilmistir.  Abbaslıların ilk dönemlerinde Halife el-Mehdi döneminde kentin Bizanslılara karsı daha etkin bir şekilde korunması amacıyla Erzurum’a Türk askerleri  yerleştirilmiştir 

Müslüman Türklere Anadolu’nun kapılarını sonuna değin açan Malazgirt Meydan Savasına kadar, Erzuruma sahip olmanın Anadolu’ya sahip olmak için en önemli geçiş yolu ve Anadolunun kapısının Erzurum olduğunu bütün kumandanlar kesfetmişlerdir.  1080 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde kesin olarak Türklerin yönetimine giren Erzurum, 1242 yılına kadar geçen 162 yıl boyunca, hiçbir düşman saldırısına uğramadan tarihinin en güzel günlerini yaşadı.   

1242 yılında Erzurum, Moğol   Baycu Noyan tarafından işgal edilerek halkın çok büyük bir bölümü öldürüldü, büyük bir bölümü de tutsak edildi ve dolayısıyla çok acı günler yaşadı. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılış tarihi olan1308 yılından sonra da İlhanlıların, Timurluların, Akkoyunluların ve Karakoyunluların çekişme ve sürtüşmelerine sahne oldu. Akkoyunlu Uzun Hasan 1467’de Karakoyunlu ların yönetimine son vererek Erzurum’u ele geçirdi. Onun döneminde Erzurum eskiye oranla çok daha güzel günler yaşadı.  35 yıl Akkoyunluların yönetiminde kalan Erzurum 1502’de Safevilerin hâkimiyetini benimsemek zorunda kalarak büyük yıkımlara sahne oldu ve halkın göç etmesiyle sehir oldukça ıssızlastı. Öyle ki, Yavuz Sultan Selim Çaldıran’a gidip dönerken çok yakında konakladığı halde bu durumu görmemek için şehre girmedi. 1514 yılından başlamak üzere Doğu Anadolu’nun büyük bir kesimi ile birlikte Osmanlı yönetimine giren Erzurum, bu dönemde tarihinin en güzel günlerini yasamakla birlikte bir takım ayaklanma hareketlerine sahne olmaktan da kurtulamadı. Osmanlı yönetimi sırasında 8 Temmuz 1829 yılında ilk kez olmak üzere Rusların işgaline uğradı. Rus ordusu komutanı General Paskeviç, Ermenilerin gösterileri arasında Erzurum’a girdi. Erzurum böylece Osmanlı yönetimine girmesinden sonra ilk kez işgal edilmis oluyordu. Üç ay süren Rus isgalinden sonra aynı yılın 14 Eylül’ünde yeniden Osmanlı yönetimi altına giren Erzurum, işgal günlerinde çok büyük yıkıma ve insan kaybına uğradı, halkın büyük bir bölümü kentten ayrılıp göç etmek zorunda kaldı. Ruslar kentten ayrılırken, büyük bir kesimi sanatkâr olan Ermenileri ülkelerine götürdüler. İşgal sırasında iç kaleyi onarmak için taş ihtiyacını karşılamak üzere pek çok camiyi, türbeyi ve evi yıktılar. 

1878’de yeni bir Rus saldırısı ve işgaliyle yüz yüze geldi. Ruslara karsı kazandığı birkaç zaferden sonra yirmi beş bin kişiye düşen ordusuyla Erzurum’a geri çekilmek zorunda kalan Gazi Ahmet Muhtar Paşa, halkın da büyük desteği ile 8–9 Kasım gecesi Aziziye ve Mecidiye tabyalarında yapılan kanlı bir savaşın ardından düşman geri püskürtmüş ise de, 31 Ocak 1878 günü imzalanan Edirne antlaşmasıyla Rus ordusu ikinci kez olmak üzere elini kolunu sallayarak şehre girdi. Beş buçuk aya yakın bir işgalin ardından 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşmasıyla Kars, Ardahan ve Batum’u alarak Erzurum’dan çekildiler.   

Birinci Dünya Savası sırasında Ruslar, Sarıkamış yenilgisinin ardından Ermenilerin desteği ile hedef seçtikleri Erzurum’u 16 Şubat 1916 günü yeniden ve üçüncü kez işgal ettiler. Bu işgalden biraz önce Müslüman halkın çok büyük bir kısmı Türk ordusuyla birlikte Anadolu’nun iç kesimlerine doğru çekilmek durumunda kaldı. Erzurum halkından boşalan yerlere Rusya’nın değişik yerlerinden getirilen Ermeniler yerleştirildi.   

1917 yılında Rusya’da gerçekleştirilen komünist devrimi, Erzurum’la birlikte Kars, Ardahan ve Artvin’in de kurtulması için önemli bir fırsat sağladı. Ruslar Doğu Anadolu’dan, bu arada Erzurum’dan çekilirken Ermenilerde çeteler oluşturarak bölge de silahlı çatısmalarını sürdürdüler. Rus ordusu komutanlarından Antranik’in yönettiği çeteler Erzurum’da büyük bir soykırımın yaşanmasına neden oldu. 

Kazım Karabekir Pasa komutasındaki Türk ordusu 12 Mart 1918’de Erzurum’u Ermeni çetelerden temizleyerek kente girdi ve Gümrü’ye kadar Doğu Anadolu Bölgesini yeniden Anavatanla buluşturdu. Özellikle bu son işgal sırasında, bölgede yaşayan ve Rusya’dan getirilen Ermenilerin, Rusların da büyük yardım ve destekleriyle, Türk milletine karsı işledikleri akıl almaz, korkunç ve büyük cinayetler karşısında, bugünkü Ermenilerin kendilerine yapıldığını ileri sürdükleri sözde soykırım hezeyanları, tarihin nasıl çarpıtılmaya çalışıldığına örnek oluşturması bakımından dikkat çekicidir. 

Birinci Dünya Savası’nı sona erdiren 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, Erzurum’da Ermeni konusunu yeniden gündeme getirdi. Söz konusu mütarekenin 24. maddesi, gerektiğinde Erzurum’un da içinde bulunduğu altı ilin, itilaf devletlerince işgal edilmesi hakkını veriyordu. Bunun üzerine Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulma ihtimaline karsı “ İstihlas-ı Vatan” adında bir dernek kuruldu.  17 Haziran 1919 da sözü edilen bu dernek bir vilayet kongresi toplamayı başardıktan sonra Mondros Mütarekesi ile gelecekleri karanlıkta bırakılan altı doğu ilini yeni bir kongreye çağırdı. Bu sırada 3 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal Pasa 3. Ordu Müfettişi olarak Erzurum’a geldi. İngilizlerin baskısıyla Osmanlı Devletince görevinden alınan M. Kemal Paşa askerlikten ayrılarak Ülkenin kurtarılması için halkla birlikte çalışacağını bildirdi.  Erzurum’da Vatanı kurtarmaya yönelik bir Kongre toplama hazırlıklarına yine Erzurum Halkının desteği ile girişti.

Cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı bu kongre ile Erzurum, yine Anadolu’nun kaderinde belirleyici konumunu bir kez daha kanıtlamış oluyordu.

6 Mart 2009 Cuma

ERZURUM’UN AKARSU-GÖL-BARAJ ve GÖLETLERİ

Erzurum akarsu kaynakları bakımından çok zengindir. Türkiye’nin en yüksek yerlerinden olan il toprakları, sıradağlar ve yüksek yaylalarla kaplıdır. Karların erimeye başladığı Mart sonlarından Haziran sonlarına kadar akarsular için "Kabarma" dönemidir. Akarsu yataklarının derin olması nedeniyle genellikle su taşkınlığı meydana gelmez. Erzurum İli, Çoruh, Aras ve Fırat Havzalarının birleşme noktasındadır. Üç havza ana akarsu kaynaklarını Erzurum dağlarından alır.  

Erzurum’da 100 yıl önce her yerden su fışkırırken, şehrin göbeğinden 3 büyük akarsu geçerken ve bu akarsuları 40 larca değirmen süslerken, malesef bugün onlardan yoksunuz ama genede şükür denecek derecede akar sularımız mevcuttur. Biz yalnızca önemlilerinden bahsedeceğiz. 

Erzurum İli göller bakımından ise zengin değildir. İlde doğal göller azdır. Yapay göller ise, yeni yeni oluşmaktadır. İlin en önemli doğal gölü, Tortum çayı üzerinde oluşmuş, bir heyelan-sed gölü olan, Tortum gölüdür. 

Yapay göller arasında Serçeme Çayı üzerinde yer alan Kuzgun Barajı (10.3 km²), Lezgi suyu üzerindeki Palandöken Göleti (22 km²), Aras Irmağı üzerinde Söylemez Barajı (14.2 km²) başlıcaları olarak burada belirtilebilir. 

Ayrıca Hınıs Başköy, Pazaryolu, Kaletepe, Bağbaşı, Büyükbahçe ve Karasu II Baraj inşaatları halen devam etmektedir.

Yeşili az olan yöreye barajlar ve göletler ayrı bir renk ve ahaliye ayrı bir soluk getirmiştir.


KARASU


Karasu; Fırat Irmağının en önemli koludur. Murat Suyu ile birleşerek Fırat’ı oluşturur. Erzurum topraklarında ırmağın uzunluğu 160 km.dir. 

Erzurum Ovasının kuzeydoğusundaki Dumlu Dağı'nın eteklerinden doğar, batıya doğru akarak Gürcü Boğazını geçtik ten sonra, Kargapazarı Dağ'ından gelen küçük bir çayla birleşerek Erzurum Ovası'na girer, daha sonra güneybatı yönünde akarak Erzurum Ovasını geçer. Ovanın batısında, Ovacık yaylalarından gelen Serçeme Deresini alır ve 60 km uzunluğundaki Aşkale Boğazına girer. 

Erzincan istikametine akan Karasu daha sonra Erzurum'un Palandöken Dağlarından kaynayan Tuzla Suyunu da kendisine katarak yolculuğuna devam eder. Erzincan’ı baştan sona kat ederek, Munzur Dağlarının kuzeybatısından keskin bir şekilde 90 dereceye yakın  güneye doğru döner Keban’ın 12 km. kuzeyinde Murat Suyu ile birleşerek Fırat’ı oluşturur. 

Hemen, hemen bütün güzergâhı derin vadiler ve engebeli araziler olduğu için ilin tarımına pek katkısı olmaz.

ÇORUH NEHRİ


Çoruh Nehri; Mescit Dağ kütlesinin batı yamaçlarından doğup, önce güneybatı yönünde akar. Bayburt yakınlarında kuzeye doğru yönelir. Hart Ovası’nda birden doğuya döner; Çoruh dağlararasında daralıp genişleyen oluk biçimindeki vadiden akarak kuzeydoğuya yönelir. Oltu Çayı’nı, Tortum Suyu’nu ve Artvin yakınlarında Berta-Şavşat Suyu’nu aldıktan sonra kuzeybatıya döner ve Muratlı yakınlarında Gürcistan’ a geçer. 

Kimi kesimleri ulaşıma elverişli ırmağın Türkiye sınırları içerisindeki uzunluğu 450 km. dolayındadır.

Rafting için elverişlidir ve bu sporu yapanların çok beğendiği parkurlara sahiptir.

PULUR ÇAYI


Karasu'nun bir kolu olan Pulur Çayı Tabye dağından doğup, Aziziye yakınlarında Karasu'ya karışmaktadır. 
Toplam uzunluğu 43 km. olup, tamamı Erzurum İli sınırları içinden geçmektedir. Debisi 2 m3/sn.dir.

Bölge tarımına katkı sağlamakta ve toprakları daha verimli hale getirmektedir.

SERÇEME ÇAYI


Karasu'nun kolu olan Serçeme çayının başlangıç noktası Yıldız Dağı olup, Aşkale yakınlarındaki Çağdariç Köprüsünde Karasu'ya karışır. Toplam uzunluğu 69 km. olup tamamı ilimiz sınırları içinde kalmaktadır. Debisi 9 m3/sn.dir. 

Üzerine Kuzgun Barajı inşa edilmiştir, yöre için elektrik sağlamada ve sulamada çok önemlidir.

OLTU ÇAYI


İki ana koldan oluşan Oltu Çayı, geniş bir havzanın sularını toplamaktadır. Birinci kol, Kargapazarı dağlarının kuzeydoğu yamaçlarından çıkar. Oltu ilçesini geçtikten sonra, Kars’ın Sarıkamış ilçesinin batısında Allahüekber dağlarından çıkan ve Şenkaya ilçe merkezinin içinden geçen ikinci kolla birleşir. Olur ilçesinin güneyinde kuzeybatıya yönelerek Artvin il sınırlarına girer ve Çoruh Irmağı ile birleşir.

Oltu ve çevresindeki verimli toprakların can damarıdır. Yatağı fazla derin olmadığı için sulamaya elverişlidir ve taşıdığı alüvyonlar nedeni ile çevresindeki toprağı tarıma uygun hale getirmiştir.

TORTUM ÇAYI


Dumlu Dağından çıkan Tortum Çayı, Tortum ilçesi'nin de bulunduğu havzanın bütün sularını toplar ve Tortum Gölü'ne dökülür. Gölün kıyısında büyük bir çağlayan oluşturur. Daha sonra Artvin il sınırında Oltu Çayı ile birleşir.

Erzurum ilinin en önemli havzalarından birini oluşturan Tortum Havzasında Tortum Çayı, ekolojik, çevresel ve turizm açısından önemli bir yere sahip olan Tortum Gölüne dökülmektedir.

Tortum Çayı, başlangıcı olan Yumaklı ve Akbaba’dan çıkan çaylarla oluşmakta Tortum Havzasını geçerken, civardan gelen çeşitli derelerin sularıyla beslenerek Tortum Gölü’ne akmaktadır. Ayrıca dik yamaçlı derin vadilerden gelen küçük dereler Tortum Çayını beslerler. Yöresel olarak “Tortum Deresi“ diye adlandırılır.

İlkbahar aylarında karların da erimesiyle oluşan seller erozyon’ a sebep olmakta ve bunlar Tortum çayı marifetiyle göle taşınmaktadır.

Tortum çayı, Tortum gölünden çıktıktan sonra gölün aşağı vadisinde aynı isimle çıkarak Tortum Şelalesini meydana getirir.(Bu şelale Türkiye’nin en yüksek şelalesi,aynı zaman da Dünyanın 12. Büyük şelalesidir.) Yusufeli kıvrımında Oltu çayı ile birleşerek Çoruh ırmağını meydana getirir ve Karadeniz’e dökülür.

Tortum çay'ının en büyük iki kolundan biri, Tortumkale suyu diğeri de Ödük deresidir.

ARAS NEHRİ


Aras Nehri; Bingöl Dağlarının Erzurum il sınırları içinde kalan kuzey yamaçlarından doğar. Tekman Yaylası'nın bütün sularını toplayan Aras Irmağı Sakaltutan Dağları'nın doğusundaki havza içerisinde kuzey yönünde akar. Sakaltutan dağı ile Topçu dağı arasında kalan, derin ve sarp Mescitli Boğazı'nı geçtikten sonra Pasinler Ovası'na iner. Yukarı Pasin havzasının sularını toplayarak gelen Hasankale (Pasinler) Çayı'nı alır ve kuzeydoğu yönünde akarak il sınırları dışına çıkar.  

Erzurum-Kars platosunun güneyindeki çöküntü alanlarında akarak Ermenistan sınırına ulaşır. Burada yine bir sınır akarsuyu özelliğindeki Arpaçay ile birleşir. Iğdır Ovası boyunca Türkiye -Ermenistan ve Türkiye - Nahcivan sınırını çizer. 

Azerbaycan toprakları içinde Kura ile birleşir. Birleşmeden sonra, Hazar gölü kapalı havzasına dökülür. 

Aras Irmağı’ nın Türkiye toprakları içinde uzunluğu 548 km. bütün uzunluğu ise 1059 km.’ dir. 

HINIS ÇAYI

Tekman Yaylası'nın güneyini sınırlayan Bingöl Dağları'nın doğu yamaçlarından çıkan Hınıs Çayı yaylanın sularını topladıktan sonra doğu yönünde akar. Hınıs ovasının ortasından geçtikten sonra il sınırları dışında Murat Irmağı ile birleşir. 

NARMAN ÇAYI


Narman ilçesi akarsu bakımından fakir olup ilçeye bağlı Karapınar köyünden gelen dereye Demirdağ ve Beyler köyünün derelerinin de  katılmasıyla oluşan çay vadi boyunca akar. Sulu tarım bu çayın vadisi boyunca oluşturulmuş tarlalarda yapılır. 

Başkale, Mercimekli ve Güllü köylerinin bulunduğu muhitteki kaynaklardan oluşan bir dere daha vardır. Yazıktaş köyünden geçen bu dere Ekreğin Çayı ismiyle anılır. Ekreğin Çayı ve Narman Çayı ilçe merkezinin dışında birleşerek Oltu Çayına karışır.

TORTUM GÖLÜ


Bölgenin en önemli gölü Tortum Gölü'dür. Tortum çayının, çevresindeki Kemerlidağ'dan toprak kayması sonucu inen toprak yığını ile kapanmasıyla oluşmuş bir heyelan-sed gölüdür.

Tortum Çayı toprak kaymasıyla oluşan seddin doğusunda dolaşır ve burada yaklaşık 50 m yüksekliğinde bir çağlayan oluşturur.

Hidroelektrik enerji üretimi için değerlendirilen bu göl, turistik yönden de büyük önem taşımaktadır.

Göl; "Tortum Gölü" diye anılmasına rağmen, 1997’ de ilçe merkezi yapılan Uzundere İlçesi sınırları içinde kalır. 

Gölün suları, 1963 yılında faaliyete geçen ve 1 km kadar kuzeyindeki alçak bir boğazda kurulmuş olan Tortum santralını çalıştırmaktadır. Fazla sular ise, serbest akışa bırakılarak, Tortum çağlayanını oluşturmaktadır.

Alanı yaklaşık 8 km² kadardır.

KUZGUN BARAJI


Serçeme Çayı üzerine kurulmuştur. Sulama ve enerji üretme amaçlıdır. Gövdesi kaya dolgu şeklinde inşa edilmiştir. Baraj gölü alanı 12 km2 dir. Sulama alanı 49895 ha., elektrik üretim gücüde 22,7 MW dır. Temelden yüksekliği 120 metredir. 

Baraj 1985-1998 yılları arasında tamamlanmıştır.

DEMİRDÖVEN BARAJI


Erzurum Pasinler'de Tımar Deresi üzerine 1986-1996 yılları arasında yapılmıştır. Sulama amaçlı kullanılan bir barajdır. Kum ve çakıl dolgu şeklinde inşa edilmiştir. 

Göl alanı 1,45 km2, göl hacmi 34,5 hm3 ve sulama alanı 11676 ha.dır. Temelden yüksekliği 65 metredir.

PALANDÖKEN BARAJI


Erzurum İlinin 46 km güneybatısında Çat ilçe merkezine 9 km mesafede, Lezgi Çayı ile Pisyan Deresi üzerinde yer almaktadır. 

Palandöken barajında depolanacak   suyun 70,30 hm3 ‘ü içme suyuna, 45,64 hm3 ise sulama suyunda kullanılmaktır. Baraj inşaatı 1994-2005 yılları arasında yapılmıştır. Baraj gölü alanı 22 km2, hacmi ise 295 hm3 dür. 

İnşa türü kum ve çakıl dolgu şeklindedir.  Temelden yüksekliği 50 metredir.

ŞENKAYA GÖLETİ



Erzurum Şenkaya İlçesi sınırları içerisindedir. Kireçli Deresi üzerine kurulmuştur ve sulama amaçlıdır. 

İnşaatı 1955-1958 yılları arasında yapılmıştır. Gövdesi toprak dolgu tiplidir. 2,8 hm3 su kapasitesine sahiptir, 350 ha sulama alanı vardır. Temelden yüksekliği 14 metredir.

KAPIKAYA GÖLETİ



Erzurum Tortum İlçesi topraklarındadır.Karsemi Deresi tarafından beslenir, yalnızca sulama amaçlıdır. 

İnşaatı 1976-1979 yılları arasında yapılmıştır. Gövdesi toprak dolgu sistemi ile inşa edilmiştir. 

Su depolama hacmi 1,04 hm3 dür, 230 ha sulama alanına sahiptir. Temelden yüksekliği 17 metredir.

PORSUK GÖLETİ



Erzurum Pasinler İlçesi sınırları içerisindedir. İnşaatı 1980-1984 yılları arasında yapılmıştır. 

Gövdesi toprak dolgu şeklindedir. 0,76 hm3 su depolama hacmine sahiptir. Sulama amaçlıdır, 170 ha  alanı sulayacak kapasitededir. Temelden yüksekliği 18 metredir.

KÖYCEĞİZ GÖLETİ



Erzurum Karayazı İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Beyaztaş Deresi üzerine kurulmuştur. 

Sulama amaçlı yapılmış bir gölettir. Gövdesi kaya dolgu şeklinde 1983-1987 yılları arasında inşa edilmiştir. 6,1 hm3 su depolama kapasitesine sahiptir. Toplam 1317 ha  sulama  alanına sahiptir. 

Temelden yüksekliği 25 metredir.

PALANDÖKEN (TEKEDERESİ) GÖLETİ


Gölet, Erzurum’a 22 km. uzaklıkta Tekederesi ile Taşlıgüney köyleri arasında yer almaktadır. Eski Erzurum-Çat karayolunun 1km güneyinde ve Tekederesi köyünün 1 km güneybatısında, Gedikçayır deresi üzerindedir.

1986-1989 yılları arasında toprak dolgu şeklinde, sulama amaçlı inşa edilmiştir. 1,56 hm3 su tutma hacmine sahiptir. 405 ha sulama alanına sahip olan gölet, temelden itibaren 20 metre yüksekliğe sahiptir.

Tekederesi göletinin su kaynağı, göletin güneyinden geçen Karnıyırtık deresidir. Göletin uzunluğu 630.30 m, genişliği 1000 m olup alanı 2219,36 m2 dir.

Tekederesi Göletinin çevresi ağaçlıklı olduğundan piknik ve mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Gölette Aynalı Sazan Balığı üretilmektedir.

ÜRÜNLÜ GÖLETİ


Erzurum Olur  İlçesi topraklarındadır. Kızıltaş Deresi üzerinde kurulmuştur. 1986 yılında başlayan inşaatı 1994 yılında tamamlanmıştır. 

Kaya dolgu şeklinde inşa edilmiştir ve sulama amaçlıdır. Su depolama hacmi 5,62 hm3 dür. 1317 ha sulama alanına sahiptir.

Temelden yüksekliği 28 metredir. 

4 Mart 2009 Çarşamba

AĞCAKALE KALESİ (UZUNDERE)


Ağcakale (Engüzek Kalesi);Tortum Uzundere karayolu kenarında "Dikyar Köyü" sınırlarındadır. Uzundere’ye 4 km mesafededir. Tortum yolunda,  çayın kıyısında sarp ve yüksek bir kayalık üzerindedir. Çok iyi korunmuş durumda ve ilginç bir mimariye sahiptir. 

Ortaçağda havalide derebeylik şeklinde hüküm süren Türk Beyleri tarafından yaptırıldığı anılmaktadır.Yapının tarihi konusunda kesin bir bilgi mevcut değildir. 

İç kale surlarının bir kısmı halen ayaktadır. Tapınağı, çok yüksek burçları, gözetleme kulesi, fırını, hamamı, Tortum çayına inen gizli su yolları ve dolambaçlı sokakları ile kale, görülmeye değerdir.

ÖŞKİ KİLİSESİ (UZUNDERE)


Öşki Kilisesi 958-966 yıllar arasında Gürcü Kralı Adarnesi III'ün oğulları Bagrat ve Davit tarafından yaptırılmıştır. Dış görünümü ile haç planlı ve sağlam görünümlü bir kilisedir. Dıştan bakıldığı zaman transept görünümlü olmasına rağmen içte apsislerin oluşturduğu üç dilimli kısım ve devamı olan uzun bir kol ile haç planlı bir yapıdır. Dış ve içteki düzgün kesme taş örgü ve yine iç ve dıştaki taş süslemeciliği ile çok güzel bir görünüme sahiptir.

Yapıda asisin üstü yıkılmıştır. Ön cephedeki portal yanındaki ilave kısma ait sütunlardan birisi yoktur. Yerine ağaç kütüğü konulmuştur. Bina içindeki duvarlardan ve kemerlerden taşlar sökülmüştür. Bazı figürler kaçırılmak üzere iken kolluk kuvvetlerince ele geçirilmiştir. Haçın uzun kolunun üstü tamamen açıktır. Kilisenin eklentileri olan hamam, yatakhane gibi birimleri iyice harap durumdadır.

Yapının ekleri ile birlikte Kilisenin çatısı XI yüzyıl başlarında Bizanslılar tarafından onarılmıştır. Haç planlı bir kilisedir. Haçın kısa ucu bir apsis ve iki yan neften ibaretir. Bu kısım dört büyük konsol ve sütunlarla taşınmaktadır. Bu sütunların kaideleri bitkisel arabesk,giroş ve çam kozalağı motifleriyle süslenmiştir.
Öşki Kilisesi 1716 yılından sonra cami olarak kullanıldı, 1985 yılında ise Kültür Bakanlığı tarafından tescil edilerek, korunması gereken taşınmaz kültür varlıkları arasına alındı.

ÜNGÜZEK KALESİ (UZUNDERE)

Uzundere İlçe merkezine  3 km. mesafede bulunmaktadır. Dikyar Kapı mevkiinde ve yol üzerindeki Tortum çayının yatağı üzerinden, burgu gibi yükselen garip görünüşlü sarp ve yüksek bir kayalık üzerindedir. Çok iyi korunmuş durumda, tipik mimariye sahip küçük bir kaledir.

Yapının tarihi konusunda kesin bir bilgi mevcut değildir. Bir rivayete göre Cenevizlilerden, diğer bir rivayete göre ise Bizanslılardan  kaldığı ileri sürülmektedir. Üçüncü bir rivayete göre de, ortaçağda, kalenin bulunduğu havalide, derebeylik şeklinde hüküm süren Türk Beyleri tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.

İç kale surlarının bir kısmı halen ayaktadır. Kale; tapınağı, çok yüksek burçları, gözetleme kulesi, fırını, hamamı ile Tortum çayına inen gizli suyolları ve uzun dolambaçlı sokakları ile görülmeye değer tarihi bir yerdir.

 

TORTUM KALESİ (TORTUM)


Erzurum Tortum ilçe merkezinden 14 km. uzaklıktaki Tortum Kale Köyünde bulunan Tortum kalesinin yapıldığı tarih  ve yaptıran ile ilgili hiç bir bilgi yoktur ancak,  Yapısal olarak kale bir orta çağ kalesidir 

Tortum Kalesi iç ve dış kaleden meydana gelmiştir ve bir de sur ile çevrilidir. Kalenin kuzeyindeki duvarları oldukça iyi durumdadır, ayakta olan kale surlarında harç kullanılmış olduğu görülmektedir. Ayrıca yer yer kale surları ahşap hatıllarla güçlendirilmiştir.  

Evliya Çelebi bu kalede Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı bir cami olduğundan söz etmektedir, ancak bu konuda hiç bir iz yoktur.

ŞENKAYA PENEK KİLİSESİ


Şenkaya İlçesine bağlı Penek Köyü sınırları içerisindedir. 11. yüzyılda Gürcü Bana Krallığı’na ait bir tarihi eserdir. Yörede Penek Kalesi olarak bilinmesine rağmen aslında bu yapı bir kilisedir. 

Yakın çevresinde kayalara oyulmuş mezar odasının olması, kendine has su yollarının izlerini taşıması, buranın yörenin dini merkezi olma ihtimaline güç katmaktadır.

Plan olarak yöredeki diğer kiliselerden farklıdır.Genelde kiliselerin haç veya dikdörtgen düzenine rağmen burası dairesel planlıdır ve üzerinin kubbeyle örtülü olduğu tahmin edilmektedir. Kubbe tamamen çökmüş durumdadır. Günümüze ana mekânın kubbe kasnağına kadar olan duvarları ve kısmen de çan kulesi kalmıştır.

BARDIZ KALESİ (ŞENKAYA)




Şenkaya’nın  Bardız Köyü sınırları içerisindedir, dere kenarında yer alır. Yapım tarihi ve yaptıranın kimliği hakkında hiçbir resmi bilgi ve kitabe yoktur. Kale hakkında Evliya Çelebi ve İbrahim Hakkı Konyalı’nın notlarından yola çıkarak, XII. Yüzyılın ortalarında Saltuklu Meliki İzzeddin zamanında yapıldığı ve inşaatına veziri Firuz Akay'ın nezaret ettiği sanılmaktadır.  Kale yüksek bir kayalık üzerine, yığma taş ile yapılmış, burçlar arasında ise kesme taş kullanılmıştır.

Evliya Çelebi 1647 yılında Erzurum'dan Revan'a giderken Bardız Kalesine uğramış ve Seyahatnamesinde görkemini tarif ederek; " Kalenin cihet-i ulyası cenbinde cel'i hat ile tarihi bu vecih ile mesturdur. Kal'esi bir dere kenarında, dört köşe tarz binadır. Kale Dizdarı, kızı için 150 kadar da hayrat da bulunmuştur. Kale içinde cami, mescid, müfit, muhtasar hamam, çarsı ve pazar vardır" diye yazmıştır.

BARDIZ CAMİİ (ŞENKAYA)



                         
Osmanlı Saray Muhafızı Bardızlı Ali tarafından, Mimar Sertzade Molla Ahmet Ali'ye 1748 yılında  yaptırılan cami; Şenkaya ilçemizin Bardız Köyünde  bulunmaktadır.

Cami kesme taştan kare planlı ve tek kubbelidir. Günümüze son cemaat yeri gelememiştir,  varlığı ancak duvarlarındaki uzantı ve izlerden anlaşılmaktadır. Giriş kapısı sivri kemerlidir ve iki yanında da birer niş bulunmaktadır. İbadet mekanını, dıştan sekizgen bir kasnak üzerine oturtulmuş kubbe örtmektedir. Mihrap mukarnaslı ve geometrik süslemelidir. 

İbadet mekanını aydınlatan pencereler üzerinde sülüs yazı ile halifelerin isimleri yazılıdır. Minaresi kesme taş kaide üzerine tuğladan tek şerefeli ve yuvarlak gövdeli olarak inşa edilmiştir.

Birisi  minarenin  altında olmak üzere caminin  üç kitabesi bulunmaktadır.

Merhum İbrahim Hakkı Konyalı "Kitabeleriyle Erzurum Tarihi" adlı eserinde bu kitabeleri bize şöyle aktarmaktadır:

1. Kitabede : "Cümle gelüp Bardız camisini göreler , Üstadını kimdür deyü herdem ver haber"
2. Kitabede : "Olur mir Serdzade munla Ali hep hüner ,Vakıf sahib-i silahsur—i hassa—i muteber"
3. kitabede : "Bed'i müesser oldu cami-i Şerifin bihamdilillah, Binyüz altmis birde binasi kadim biemrillah."

SÜLEYMAN HAN CAMİİ (PASİNLER)


Pasinler ilçesinde iç kalededir. 16. yüzyılda, Kanun Sultan Süleyman zamanında kale onarılırken bu cami ilave edilmiştir. Kesme taştan yapılmış olduğu anlaşılan yapıdan günümüze duvar kalıntıları ve yarı harap vaziyette minaresi gelebilmiştir. Bu yüzden de planı ve detayı bilinmemektedir.

MİCİNGİRD KALESİ (PASİNLER)

Erzuruma bağlı Pasinler İlçesinin Aşağı Micingird Köyünde bulunan bu eski kalenin beden duvarları, burçları ve kuleleri yer yer yıkık bir haldedir. Kalenin tamamının ya da en azından bazı burçlarının Saltukoğullarından Ebu Mansur Ergin  tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Kale burçlarından birinde bu konuda bir kitabe parçası bulunmuştur. Kitabede tarih olarak 1232 yılı yazılıdır.

Kalenin köye bakan duvarında bir kitabe daha vardır. Doğu duvarları üzerinde de Bizans Dönemine ait  kitabeler bulunmaktadır. 

HASANKALE (PASİNLER)

Erzurum Pasinler ilçesinde bulunan Hasan Kaleyi İlhanlıların son döneminde, İlhanlı Emiri Hacı Toğayın oğlu Hasan Bey l339da yaptırmıştır. XVI. Yüzyılda Kanunu Sultan Süleyman kalenin onarımını yaptırmıştır. 

Kale kuzeyde sarp kayalıklara dayanmaktadır. Kale iç ve dış olmak üzere iki bölümden yapılmıştır. Kesme taş ile moloz taşın kullanıldığı kalenin İç Kale kapısı ile duvarları günümüze gelebilmiştir. Evliya Çelebi kalenin çevresinin bin adım olduğundan ve etrafında hendek bulunmadığından söz etmektedir. Kalenin güney yönündeki duvarları arazi konumundan ötürü diğerlerinden çok daha yüksek yapılmıştır. Kalenin Erzurum Kapısı batı yönünde olup Evliya Çelebiden öğrenildiğine göre burada demir kanatlı büyük bir kapısı varmış. 

İç Kalenin içerisinde Kanuni Sultan Süleymanın yaptırmış oluğu bir mescit ile Sultan IV. Murat dönemine ait bir kasrın kalıntıları bulunmaktadır. Ancak bu yapılar ile ilgili yeterli bir bilgiye kaynaklarda rastlanmamıştır. 

ÇATAKSU (TAVUSKER) KÖYÜ CAMİİ (OLUR)

Olur ilçe merkezine 40 km. uzaklıkta bulunan Çataksu (Tavusker) köyündedir. Giriş kapısındaki kitabesinden caminin , 1671 tarihinde Derviş Mehmet isimli bir şahıs tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Birçok onarım geçirerek günümüze kadar gelmiştir. 

Dışarıdan basit görünen ve duvar aralarında yer yer ahşap kirişlerin bulunduğu caminin orijinal pencere şebekeleri de ahşaptır. Ahşap boyama ile süslü tavanı, ahşap direkleri,  ahşap mihrabı, ahşap müezzin mahfili ile muhteşem bir yapıdır.

PERTUS HARABELERİ (OLUR)

Olur’un 17 km. güneybatısında bulunan Eğlek (Ortiz) Köyü sınırları içerisindedir. Köyün güneydoğusunda “Pertus” denilen tepenin üzerindedir. Pertus Şehri’nin Rum–Pontus Kralı Dikran tarafından kurulduğu söylenmektedir. Tam bir harabe olan ören yerinde, yapıların temelleri göze çarpmaktadır . 


RUS KİLİSESİ (OLTU)


Oltu İlçesi Merkezinde yer alan kilise kitabesine göre 1877-1878 Osmanlı Rus savaşında, Rusların Oltu’yu işgal ettiği dönemde yaptırılmıştır. Kilise haç planlıdır.


MISRİ ZİNNUN KÜMBETİ (OLTU)


Oltu'da kaleden sonra en eski tarihi eser Mısrî Zinnun Kümbetidir. Mısrî Zinnun, Hicri üçüncü asırda Mısır'da yaşamış ve orada merhum olmuş bir muta­savvıftır. Oltu'daki Mısrî Zinnun Türbesinde yatan zat ise bu tarihten üç asır sonra yaşamış ve adı bilinmeyen bir şehide aittir. Türbenin kitabesinin bir kısmı aşınmış olduğundan şehidin adı okunamamakta, fakat vefat ta­rihinin 1226 yılı olduğu anlaşılmaktadır. Bu tarihlerde bölgeye Harzemşahlar tarafından İslamlaştırma seferleri düzenleniyordu. Mısrî Zinnun Kümbeti'nde yatan zat, bu seferler sırasında şehid olmuş, Celaleddin Harzemşah'ın komutanların-dan biri olması kuvvetle muhtemeldir.

Türbe yöreye özgü kırmızıya yakın ve bej renkteki taştan yapılmıştır. Yuvarlak planlı bir yapı olup konik bir örtü ile üzeri örtülmüştür.

ARSLAN PAŞA CAMİİ (OLTU)


Oltu İlçesinde, Oltu Çayı kenarında yer alan Camii 1664 yılında Çıldır Atabeklerinden Kars Muhafızı Arslan Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Camii bir külliye bünyesinde planlanmış, ancak doğudaki medrese hücreleri dışında, külliyelerin diğer elemanları yıkılmıştır. 

Kesme taştan inşa edilen cami, üç gözlü bir son cemaat yeri ve tek kubbe ile örtülü bir ibadet alanından oluşmaktadır. Yer yer süsleme unsurlarıyla zenginleştirilerek cami, plan ve mimarisiyle, Erzurum’daki Lala Mustafa Paşa, Gürcükapı camilerine benzemekte olup, Osmanlı sanatındaki tek kubbeli camilerin Doğu Anadolu’daki en güzel temsilcilerinden biridir.

OLTU KALESİ (OLTU)

Oltu Çayı’nın meydana getirdiği  yay içinde kalan Kale’nin ilk olarak ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak konum ve mimarisinden hareketle M.Ö. 3. yy. Urartular döneminde yapıldığı, sonraki devirlerde tamir ve ilavelerle takviye edildiği anlaşılmaktadır. Dış Kale tamamen yıkılmış, günümüze yalnız iç Kale gelebilmiştir. Kale içinde, burç üzerinde bir kilise temeli, bir mescit alanı, yıkık duvarlar ve bir türbe mevcuttur.     

NARMANLI CAMİİ (NARMAN)


Narman İlçesinde bulunan Narmanlı Camii, kitabesinden öğrenildiğine göre Sultan I.Mahmut döneminde Narmanlı Yusuf Efendi tarafından 1738 yılında yaptırıldı.

Cami kare planlı olup, üzeri trompların yardımı ile merkezi bir kubbeyle örtülü. Caminin önünde altı yuvarlak taş sütunun taşıdığı beş kubbeli bir son cemaat yeri bulunuyor. 


ÇARŞI (TUĞRUL ŞAH) CAMİİ (İSPİR)


Erzurum İspir ilçesinde Çarşı içerisinde olan bu camiyi Emir Atabey Erdemşah, Tuğrul şah adına l200-1225 yılında yaptırmıştır. 

Dikdörtgen planlı  ve kesme taştan düzgün bir şekilde örülmüş caminin, geçirdiği onarımlarda orijinal toprak damı kaldırılarak çatı ile kapatılmıştır. 

Tavan dört ağaç sütun tarafından  taşınmaktadır. Mihrabı dışa taşkın olup mukarnas bezemelidir. Ahşap minberinin dönemini yansıtan ilginç yapısı vardır. 

Kare kaideli tuğla gövdeli minaresi tek şerefelidir.  

NARMAN ŞEHİTLİĞİ

1 nci Dünya savaşında, Sarıkamışın kurtarılması için yaşanan korkunç savaşlarda yitirdiğimiz aziz şehitlerimizin anısına 1964 yılında yaptırılmıştır.

 

 

ETHEM BABA TÜRBESİ NARMAN


Narman İlçe Merkezinde Ulu Cami'nin yanında bulunan Ethem Baba Türbesi 1995 yılında geçirdiği restorasyonla bugünkü durumuna gelmiştir. Bu türbe birkaç kez yol açma çalışmaları sırasında yıkılmak istenmişse de ilçe halkının itirazı sonucu yıkılmayarak, yol  türbenin iki yanından geçirilmiştir. Bugün kabir tam olarak yol ortasındadır. 

Yuvarlak kemerli, kesme taş duvarlı türbe, kare planlı, kırma çatılıdır ve mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. 

Ethem Baba’nın asıl ismi İbrahim olup, 1836 yılında Erzurum’da dünyaya gelmiş, Şeyh Muhammed Nesibi’nin oğludur. İbrahim Ethem medrese eğitimi görmüştür. Rivayete göre rüyalarında sürekli olarak Hz.Muhammed ve Hz. Ali’yi görmüş ve onlarla söyleşmiştir. Rüyasında Sivas’a gidip, Şemsi Ruzî’den ders alması istenmiştir. Bunun üzerine Sivas’a giderek Şemsi Ruzî’den ders görmüş ve icazet almıştır.

İbrahim Ethem’in çok sayıda kitap ve beyitleri olmasına rağmen Birinci Dünya Savaşında rus işgalinde yakılarak imha edilmiştir. 1916 yılında Narman’da ölmüş ve orada gömülmüştür. Üzerine de sonradan bugünkü türbesi yapılmıştır.

3 Mart 2009 Salı

AVNİK KALESİ (KÖPRÜKÖY)


Köprüköy  Güzelhisar Köyü’nde, Çobandede Köprüsü’nün güney doğusunda olan Avnik (Soğuksu) Kalesi, Akkoyunlu’lar zamanında XII. Yüzyılda yapılmıştır. Kalenin eteklerinden geçen akarsular nedeniyle İranlılar bu kaleye soğuk su anlamında Ab-inik ismini yakıştırmışlardır. Sonraki dönemde İlhanlılar da bu kaleyi kullanmış, bu nedenle de İlhanlı hükümdarı Olcayto ile Timur tarafından onarılmıştır. 

Kayalık bir tepe üzerinde bulunan kale iç içe geçmiş üç surlu sıra duvarlarının içerisindedir ve kayalığın en üst noktasında iç kale yer almıştır. Surların iki kapısı güneye açılmaktadır. İç kalede bir de cami yapılmış olup, bunun ancak kalıntıları günümüze gelebilmiştir. 

Kale 1922 yılındaki depremden büyük hasar görmüş duvarları bütünüyle çatlamıştır.