31 Aralık 2011 Cumartesi

17 Aralık 2011 Cumartesi

EVLİYA ÇELEBİ GÖZÜ İLE ERZURUM



ERZURUM EYALETİ:

Erzurum Eyaleti'nde, Şebin Karahisar Sancağı toprağında nahiye ve 150 akçalıkazadır. Kalesi yalçın kaya üzerinde taştan bir yapı, dört köşeli güzel bir kaledir. Çepeçevre büyüklüğü 1300 adımdır. İçinde 100 evi ve ambarları, cebehanesi, su sarnıçları, güney tarafına açılır demir kaplı bir kapısı vardır. Dizdarı, 70 kadar neferi, dışarısında 100 evli bir varoş, 1 cami, birkaç dükkân vardır.

Vardığımızda kaleden 17 tane top atılıp sevinç gösterildi. Kale ahalisi hediyeleriyle gelip Paşa ile buluştular. Vezirin huzurunda 10 koyun kurban edip onar altın ihsan alarak gittiler.

Bir kere Sultan Ahmed Han çağında, Özi Kazakları, Karadeniz'den çıkıp dağları aşarak bu kalenin dışarısını yağma ederek kaçmışlardır. Kale, yayla yerde olduğundan suyu ve havası güzeldir. Bağları, bahçeleri vardır. Kayalarda kovan arısı olup misk ve anber kadar güzel kokulu balı olur ki "Koyluhisar balı" diye meşhurdur. Ama halkı serkeş ve azgın adamlardır.

Buradan hareketle yine aşağı bir uçuruma inip Kerkük (Kelkit) Irmağı kıyısındaki dere ve tepelerden 7 saat gittikten sonra "Doyran" köyü durağına vardık. Bu Kerkük (Kelkit) Irmağı, Kerkük (Kelkit) dağları'ndan doğar. Koyîuhisar Dağları'ndan da nice sular ona eklenir, aşağı iner. Çarşamba Pazarı'ndan aşağıda, Boğazkesen'de Çarşamba Suyu'na ki Amasya'dan geçen Tozanlı ve Çekerek sularının birleşmesinden husule gelir, karışır. Oradan Karadeniz'e dökülür.

Bu Kerkük (Kelkit)Irmağı; hayat suyu gibi bir sudur. Çünkü kaynağı ulu dağlardadır. Bu Doyran köyü bu ırmağa yakın 100 evli mamur Ermeni köyüdür. Akşara Ovası'ndadır. Buradan yine doğuya giderek 4 saatte Enderes köyü durağına geldik. Bu köy Şebin Karahisar sınırında ve Aksara Ovası'nda 100 evli mamur Ermeni köyüdür ve zeamettir. Buradan yine doğu yönünde 2 saat gidip "Taban Ahmed Ağa Çiftliği" adlı yere konduk. Çiftlik sahibi Ahmed Ağa burada bize büyük bir ziyafet çekip Paşa'ya bir küheylan takdim etti.

Hizmetkârlara
(424)20 at, 3000 koyun, 7 katar katır, 7 katar maya yollu deve ve 10kese akça da Paşa Efendimize hediye edildi, öyle büyük bir ziyafet verdi ki dil ile tarifiimkânsızdır. 40 kese ve 70 devesi alınarak itlâk buyuruldu(425).Bana da bir atı nasiboldu. Buradan da 2 saat giderek Ezbeder köyü durağına indik. Şebin Karahisar toprağında,bağlıbahçeli mamur bir köy olup zeamettir.

Buradan kalkıp 4 saatte "Zağa Deresi" adlı tılsımlı yere vardık. Zağa Deresi de dört çevresindeki dağlardan toplanan Kerkük (Kelkit) ırmağı'na ulaşır. Bu taşlık ve derelik yerde 100 evli bir köy vardır. Onların rivayetine göre eski zamanda bu kayada bir hazine varmış. Mağarasının kapısından içeri bakıldıkta mücevher, altın, gümüş kap kaçak çok sayıda görülürmüş. Fakat mağaranın kapısında iki kılıç varmış ki, biri iner, öteki çıkarmış
(426). Nice kere bu kılıçların önüne gemi direkleri koymuşlar. Hıyar gibi kesip atmış. Evliyalardan birisi gelip gizli ilimle bu hazineyi açmış. Mağara ortada olduğu hâlde o hazinenin yerinde yeller esiyormuş. 

Yakınında gayet acayip bir tılsım var dediler. Fakat ben görmedim. Buradan kalkıp 5 saatte "Kara Yakub" köyüne geldik. Oradan 3 saatte "Korkun Kayası" durağına, oradan 1 saatte "Baru" köyüne, oradan da geçip "Tekman Beli" denilen yaman bele geldik.

(424) Paşa'nın maiyetindeki memurları kasdediyor.
(425) "Itlak etmek" serbest bırakmak demek olduğuna göre bit tabirle, Paşa'mn kendisine hediye edilenleri sahibine ve kendi maiyetine ihsan ettiği mânâsı çıkarılabilir.
(426) Dede Korkut'taki Tepegöz'ün mağarası. Burası yedi sekiz ay karla örtülü olur. Kışın şiddetinden kuş uçmaz yerdir.

Her ne ise burayı da bin sıkıntıyla geçip "Kadıoğlu Köyü" durağına vardık. Burası Müslüman ve Ermeni köyüdür. Lâkin zeamet olduğundan mamurdur. Buradan 4 saatte Şiran Kalesi'ne geldik. Şebin Karahisar toprağında, kasaba gibi, Müslümanlı, mamur bir köydür. 

Buradan 4 saat gidip "Karacaktı" köyü durağına vardık. Zeamet olup Ermeni ve İslâm köyüdür. Oradan 5 saatte "Sarıcalar" köyü durağına varıldı. Bu da mamur zeamet olup Ermeni, İslâm köyüdür. Oradan ileri Salut Beli'ni yüz bin zahmetle geçerek Kerkük (Kelkit) Ovası'na vardık. Buralar uçsuz bucaksız, mamur, mahsulü bol yerlerdir. İçerisinden 5 saat giderek ova basında "Genç Mehmed Ağa Köyü" durağına vardık. 200 evli, 1 camili mamur Müslüman köyüdür. Şebin Karahisar'ın Kerkük (Kelkit) Nahiyesi'nin sınırıdır. Oradan doğuya 5 saat giderek "Keremli" köyüne vardık. Mamur köydür. Müslümanı, camisi, Ermeni reayası vardır. Bu köyün arkasında, bir tepe üzerinde "Derrneri Kalesi" vardır. Burası Sultan Ahmed zamanında Celâli korkusundan yapılmış küçük bir sığmaktır. Kuzeye açılır bir kapısı vardır. İçinde evi, Dizdarı, neferleri yoktur. Burada Paşa ile 300atlı ılgar edip dağ ve taşları ağarak 12 saatte "Kanlı Dede Tekkesi" durağına vardık.



Kanlı Dede Tekkesi:

Ulu sultan(427)imiş. Nice kerametleri rivayet olunur. Nurlu bir binanın içinde gömülüdür. Kabrinin çevresinde türlü türlü şamdanlar, buhurdanlar ve gülabdanlar olup tekkenin her tarafı güzel yazıyla yazılmış yüzlerce Mushaf'la süslüdür. İçinde pek büyük bir ruhaniyet olup giren şaşkınlıktan kendinden geçer. Tanrı'ya şükür ziyaret edip ruhuna bir Yasin hediye ettik. Bu azizin ruhaniyeti eseri olarak civarındaki köyler mamur olup dağlarında 40.000 kadar koyun, sığır, kısrak vesaire vardır. İki tane mamur çiftliği vardır.

Eski padişahlardan biri örfî vergilerden bağışlanmış olduklarına dair ellerine bir yazıvermiştir. 300 evli mamur köydür. 1 camisi, 1 tekkesi var. Gelip gidenlere nimeti boldur. Bütün ahalisi ayağı ve başı çıplak, uzun saçlı, gönlü yanık dervişlerdir. Küçük ve büyüklerinin ellerinde ağaç topuzları, nicesinin de birer eğri başlı demir sopaları var.

Paşa'ya bütün dervişler vakıfname ve hediyeleri ile gelip hayır dua ettiler, övdüler. Paşa buyurdu ki: "Ey dervişler! Bu bağışlanmaya neden müstahak oldunuz?" Dediler ki: "Sultanım! Şuracıkta semahane meydanımı z var. Teşrif buyurun ki göresiniz". Paşa da çağrılan yere gitmek haktır diyerek o muhabbet meydanına vardı.

Dervişler o meydanda 40 50 arabalık oduna ateş vurup dört tarafında 40 tane kurbanı kebap ederek çevirmeye başladılar.
(427) Tarikat ulularına "sultan" demek onlardan başlayıp ebediyete kadar girmiş bir âdettir. Paşa'yıda ateşten uzak bir peykeye oturttular. 

Binden fazla derviş ateş kenarına birikip kat kat ateşi kuşattılar. Davul, tef ve kudümle Tanrı'yı zikre başladılar. Tamam bir saat bütün dervişler zikirle meşgul olup niceleri evlâtlarının ellerinden tutarak o Nemrud ateşi iğinde İbrahim semendercesine gezip(428) yarım saat kadar ateş üzerinde tepinerek Tanrı'nın birliğini söyleyip çıktılar. Çıkanların bütün saç ve sakalları yanmış, fakat Tanrı'nın imdadı, Pir'in ruhanîyetîyle vücutlarına birşey olmamıştı. Çoğu bu hal île Paşa'nın huzuruna gelmeyip Tekke'ye gidiyordu, Bu halden Paşa ve temaşa edenler şaşırıp kaldılar.

Orada Paşa'ya büyük bir ziyafet çektiler ki Taban Ahmed Ağa'nınkinden üstündü. Garibi bu ki Paşa bu tekkeye ansızın gelmişti. Çünkü yoldan sapa, dağlar içinde kaybolmuş bir tekkedir. Bu kadar yemeği bir saatte nasıl yetiştirdiler? Paşa bu işlere şaşırıp muafnameleri üzerine buyurultu
(429) vererek dervişlere 100 altın sadaka verdi.

Hayır dualarını aldık. Buradan kalkıp 16 saatte Tercan Ovası'na geldik. Hasan Beğ Camii durağına konduk. Azerbaycan Hükümdarı Uzan Hasan Beğ'in yaptırdığı görülmesi lâzım aydınlık bir camidir. Fakat cemaati azdır. Hükümdar buranın suyunu ve hayasını beğenip Tercan Ovası başında bu camiyi yaptırmıştır. Maksadı buraya büyük bir şehir kurarak adını "Hasanâbâd" koymaktı. Sonunda bu ovada Fatih'e yenilerek Azerbaycan'a
(430) kaçtı.

Bu ova öyle bir savaş ve kırış ovasıdır ki hâlâ köylüler çift sürerken insan kemikleri bulurlar. Birçok da mal vesaire bulunur.

Buradan daılgar ile giderek 8 saatte "Çavuşlar Kethüdası" köyüne vardık. Paşa bütün askeriyle burada buluşup Çavuşlar Kethüdası büyük bir ziyafet çekti. 5 at, 5 kese, 5Gürcü kölesi hediye getirdi. Buradan da 5 saatte "Pulur" köyüne geldik. Mamur Müslüman köyüdür.

Buradan kalkarak 4 saatte "Tercanlı Ali Ağa Köyü"ne geldik. Tercan Ovası'nda 300 evli, 1camili, hamamlı, mamur Müslüman ve Ermeni köyüdür. Burada Ali Ağa büyük bir ziyafet çekip 10 at, 10 kese, 10 katar deve, 5 katar katır hediye verdi. Buradan hareketle yine Tercan Ovası'na giderek "Mama Hatun" köyüne geldik. Erzurum Nahiyesinde geniş, dereli tepeli bir ova içinde, 100 evli mamur Müslüman köyüdür. Serbest olup Ali Ağa'nın zeametidir.



(428) Dinî hurafelere göre Nemrud, İbrahim Peygamberi ateşe attırmışsa da o, yanmamıştır.
(429) "Buyrultu" padişah veya vezir taraf ından verilen devlet emri.
(430) Metinde Erzincan ise de Azerbaycan olacaktır.

Mama Hatun Ziyaretgâhı:

Bu azize bir kayalı yar derbend içinde, eski bîr .yapı olan büyük bir kubbede gömülüdür. Kendisi Akkoyunlu Padişahlarından birinin yüce kızı imiş. Bütün çocukları ile burada gömülmüştür. Fakat kabrinde avize vesair süsler yoktur. Türbedarı ve bekçisi de yoktur. 

Mermer sandukası nakışlı ve uzuncanadır. Yanında bir camisi, küçük bir hamamı var. Buradan hareketle 6 saat giderek "Hapsi" köyünde durakladık. Erzurum Ovası'nın batı yönü sonunda 150 evli Ermeni köyüdür. Burada bütün Erzurum ileri gelenleri, Vezirin yüce otağına gelip buluşarak değerli hediyeler sundular. Birlikte hareketle 5 saatte büyük bir alayla "Ilıca" köyüne geldik.

Ilıca:

Erzurum Kazası'nın batı yönünde ibretle bakılacak bir ılıcadır. Her yıl içinde mutlaka bir adam boğulur ama çok faydalıdır. Suyu sıcaktır. Fakat karıştırılan soğuk su ile mutedil olur. Uyuz hastalığına çok faydalıdır. Eski padişahlardan biri üzerine büyük bir kubbe, camekân içine de büyük bir havuz yaptırmıştır. Suyu ve havası çok güzeldir. Burada Müsellim Mustafa Ağa, Paşa'ya mücevher eyerli bir küheylan at, bir samur kapanca(431), bir mücevherli sadak, bir mücevherli kılıç ve bıçak, bir sanatkârane örülmüş kuşak, 10 tane küheylan at üzerinde silâhlı ve dinç süvari, 50 tane de zırh, kolçak(432) ve tulga getirip hediye olarak takdim etti. Maiyette bulunan 300 kadar bilginlere hazır birer kat güzel elbiseler giydirerek Cennet hurilerine benzettiler. Bana da bir samur kürk ile bir kat esvap ve 100 kuruş ihsan, olundu. Zira nice zaman bu Müsellim'in oğlunun hocası olmuştum. İstanbul'dan hareket ettiğimiz 1Şaban 1050 {= 16 Kasım 1640) tarihinden itibaren 70konakta durak vererek bu Ilıca'ya girdik.

Erzurum'a girmek için büyük bir alay düzenlenmeye başlandı. Çünkü Paşa, tuğra çeker bir ulu serdardır. Hakikatte de Paşamız yüce huylu, ululuk ve gösteriş sahibi, vekarlı bir kimse idi. Erzurum askeri bu Ilıca'dan tâ Erzurum'a kadar 6 saat süren yol üzerinde sağ ve solda sıra, sıra selâm durdular. Bunlar zırh, külah, kolçak, butluk
(433) giyinmiş olup ellerinde on yedişer Basra kargılı tarakların(434) yalman demirleri yolun İki tarafını çata çat (435) kaplamıştı. Atları altışar parça alet ve yanak (436), bahrî hotaz ve türlü türlü süslerle bezenmiş olup âdâb üzere durdular.

Paşa'nın dahi önünde 8 tane altın taşlı şatırları, ellerinde balta, bellerinde mücevherli kemer kuşakları, kantura
(437) ve temmûreli(438), diba(439) süslü hil'atleri, başlarında âftâbe(440) ve cığcığa kemerleriyle Cennet tavusları gibi salınarak gidiyorlardı.


(431) Bir nevi ceket. 
(432) Kola takılan ve kılıçlardan koruyan zırh veya maden savunmalık. 
(433) Zırhın şalvar kısmı.
(434) Bunun bir silâh olduğu anlaşılıyor. "On yedi dişli bir vurucu alet" olmalıdır. Oradaki "Basra" kelimesi bildiğimiz Basra şehri ise bu aletlerin iyisinin Basra'da yapıldığı gibi  bir mâna çıkarmak mümkündür.
(435) "Yalman" bir silâhın veya tepenin sivri tarafı, yahut iki tarafı keskin kesici silâh demektir. "Çataçat" silâhların birbirine çatılarak Paşa'nın geçmesi için yapılan tak demek olacaktır. 
(436) "Yancık" atın yanına asılan ve içine askerin lüzumlu nesneleri konulan deri çantadır. 
(437) Kantura bir nevi palto. Belki de paltonun tam Türkçe karşılığı. 
(438) Temmûre, geniş etekli bir elbise veya sadece eteklik. 
(439) Bindallı, çiçek süslemeli ipek kumaş. 
(440) Farsça "güneş" demek olan "âftâb" kelimesinden Türklerce türetilmiş bir kelime olup "güneşlik", "güneşten koruyan başlık" anlamındadır. "Cığcığa" güzel ve sevimli demektir. "Cığıcığı" şekli de vardır. Türkçedir. 

Sağ ve solda Matracı başıya Tüfekçiler kırmızı saya çuka dolma(441) ile, mücevherli matra ve tüfekler, altın işlemeli üsküfleri (442) ile otağlarıyla yürüyorlardı. Heybetli Paşa iki tarafına selâm vererek geçiyor, bütün Erzurum askerleri de selâm alıyordu. Bütün iç ulemâsı (443) 400 kişi olduğumuz halde; silâhlı, zırhlı olduğumuz halde arkalarından gidiyorduk.

Bizim ardımızdan da Sancakdarlar, onların arkasından da sekiz kat
(444) Osmanlı Hanedanı Mehterhanesi, çalarak ilerliyordu. Tatar askerleri, Müteferrikalar, itibarlı kimseler, Kapıcıbaşılar dahi silâhlı olarak dalga, dalga yürüyorlardı.

Alayın ucu Erzurum Kalesi'ne girince önce, kalenin içindeki "Kesik Kule" adlı göğe yükselmiş kulenin tepesinden şâhî toplarla selâm topları atılmaya başladı. Yeniçeriler'in içkalesinden de toplar atıldı. Ilıca'dan hareketinin uğurlu altıncı saatinde Paşa, Erzurum Kalesi'nin Erzincan Kapısı'ndan içeri girince, Tanrı'nın ululuğu ile bütün burç ve bârûlardaki 670 topa bir fitilden ateş verilip yer gök tir, tir titredi.

Topların sesi göğe vardı. Bütün Piyade Kullar, 7 Oda yeniçerileri, Çorbacılar'ı, Çavuşlar'ı ve Ağalar'ı ile sıra, sıra, silâhlı olarak, Paşa sarayına varıncaya kadar selâm durdular. Paşa da selâm vererek saraya girdi. Yine kaleden bir yaylım top daha atılıp yüce Divanhane'de nice yüz kurbanlar kesildi. Bir Muhammed sofrası hazırlanıp öyle bir ziyafet çekildi ki sanki Maadî Kereb
(445) ziyafeti idi. Yemekten sonra sekiz defa Mehterhane çalınıp büyük Divan oldu.

Nice dâvalar halledilerek düşmanlıklar ortadan kaldırıldı. Bu divanda 27 Kale Ağası'na, Yeniçeri Ocağı, Topçu, Cebeci vesair Ocak Ağaları'na, îş Erleri'ne, Gümrük Emini ve Dizdar'a 70 tane güzel hil'at giydirildi. Herkesin huzurunda Emir Buhari Damadı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı samur elbise îhsan olundu. Ben dahi Gümrük Kâtipliği hil'ati ile şereflendirildim. Herkes dua ederek evine gitti. Ondan sonra Paşa kendi devlet işlerine başladı. Bana sarayın içinde Tekeli Mustafa Pasa yapısı bir oda ihsan olundu. Bütün ihtiyaçlarım, hattâ kahve ve şekerim bile verildi.

Beş vakitte hayır dualarıyla meşgul oldum. Bazen nedimlik, bazen Gümrük'te kâtiplik edip Erzurum'un durumuna kudretim yettiği kadar vâkıf olmaya çalıştım. Bütün kanunnamelerine ve defterhane sicillerine baktım.   

(441) Saya çukası bir nevi kaba çuhadır. Dolma, katları arasına yün veya pamuk doldurulmuş ceket. Soğuğa karşı giyilir.
(442) Üsküf, Yeniçeriler'in başlığı. Sonradan diğer sınıflar da giymiştir.
(443)İç ulemâsı, herhalde Paşa'nın öz maiyetinde olan din görevlileri.
(444) Sekiz sıra halinde.
(445) Maadî Kereb'in zenginlik veya cömertlik timsali bir şahıs veya oymak, koy olması icab ediyor. Okunuşu kesin değildir.

Erzen-i Rum yani Erzurum:

Bazıları Erzulum da derler. Azerbaycan civarında geniş, bir eyalettir. Bazı tarihlerde Nûşirevânı Âdil taraf ından kurulmuş denirse de doğrusu Akçakoyunlu Padişahlarından "Gündüzbay oğluŞoklar oğlu Erzenbay" tarafından yapıldığıdır. Ataları "Mahan" ülkesinden gelip Van Gölü kıyısında Ahlat Kalesi'ni yaparak orada oturdular.

Hâlâ Erzenbay'ın bütün ataları Ahlat'ta gömülüdür. Osmanlı Hanedanı'nın yüce ataları Ertuğrul ve Süleyman şah bu Ahlat'taki Padişahlar neslindendir. Sonra bu Erzurum şehri ve Azerbaycan, Uzun Hasan'ın eline girip o da sağlamlığı meşhur olan "Hasan Kalesi"ni yaptırmıştır. Sonra Fatih'in İstanbul'u fethetmesini kıskanıp Osmanlı Hanedan'nın sınırdaki bazı ülkelerine el koyup barışa aykırı işler işlemeye başladı. Buna rağmen Fatihde Rumlar'ın elinden Trabzon Kalesi'ni alıp donanmasından büyük asker çıkararak UzunHasan'ı300.000 askeriyle Tercan Ovası'nda 866 yılında (6 Ekim 1461 - 25 Eylül 1462) bozmuştur. Padişah tarafından Vezninin hası 1.214.600 akçadır.

Eyalet 12 Sancaktır. Hazine Defterdarı, Defter Kethüdası, Tımar Defterdarı, Çavuşlar Kethüdası, Çavuşlar Emini ve Çavuşlar Kâtibi vardır. Alaybeğisi, Çeribaşısıda vardır. Sancakları şunlardır: Şarki Karahisar, Kiğı , Pasın, İspir, Hınıs, Malazgird, Tekman, Kurucan, Tortum, Meçengird, Mamruvan, Erzurum.

Erzurum, Paşa Sancağıdır. Mal Defterdârı'nın hası1.152.900, Zeamet Kethüdası'nın hası 50.000, Tımar Defterdarı'nınki 20.200 akçadır. Erzurum Sancağı'nda 56 zeamet, 2219 tımar vardır. Eyaletin bütününde olan zeamet ve tımar kılıçlarının sayısı 5269 dur. Sultan Süleyman Kanunu üzere Cebelileri ile Hüseyin Ağaoğlu Alay beğleri'nin bayrağı altında bayraklarıyla 12.000 asker olur. Paşasının dahi hasına göre Cebelileri ile 2000 askeri olur.

Erzurum'un gayet seçkin, silâhlı, yiğit, bahadır askerleri vardır. Nahiye ve Yayabaşılar'dan Yeniçeri Ağası, 7 Oda Yeniçerileri, 1 Oda Topçu, 1 Oda Cebecileri vardır. Bunların hepsi kale içinde oturur, işte Abaza Pasa bu Erzurum'da ansızın Celâli oldu. Bu iç kaleyi bir gece basıp bütün Yeniçeriler'i kılıçtan geçirdi. Ancak Yeniçeri Ağası kaleden dışarıda kalıp kurtulmuştur. Abaza, Erzurum Kalesi'ne malik olup tam on yıl muhalefet üzere kaldı. Yedi kere üzerine Mühür ile Serdar Çerkeş Mehmed Paşa, Dişlenk Hüseyin Paşa, Demirkazık Halil Pasa ve daha nice Serdarlar vardılar ama elinden Erzurum'u kurtaramadılar, işte Erzurum bu derece sarp, sağlam bir kaledir, iç kalesi de aynı sağlamlıktadır. Sonra Abaza Paşa üzerine büyük ordu ile Hüsrev Pasa gibi cesur ve tedbirli bir Vezir gönderildi. Aman vermeyerek kalesinde topla gedikler açtı ve Abaza'yı boynunda kefeni olduğu halde teslime mecbur etti. Hüsrev Paşa, Abaza'yı Dördüncü Sultan Murad Han'a götürdü. Suç defterleri yakılıp suçu bağışlandı. Sonra kendisine Bosna ve Budin, daha sonra Özi Eyaletleri ihsan olundu. Abaza bu Erzurum'a sığınalıdan beri Osmanlı Hanedanı buraya ehemmiyet verip hesapsız cebehane koyup Altı Bölük Ağası askerlerini ziyade eylediler.

2500 Kulu ile Dizdarı, 12 Ağası, iç kalesinde buğday ambarlan, 180 tane topu, Tebriz Kapısı'nda iki küçük hisar arasında Murad Han'ın 12 balyemez topu var. Kalesi, Eğerli Dağı'nın dibinde bir top atımı uzak, hayırlı, sarp kayalı sağlam bir topraktadır. Kuzey ve batısı Erzurum Ovası'dır ki uzunlamasına, enlemesine ikişer fersah çimenli, çiçekli bir ovadır. Yüzlerce mamur köyle süslüdür.
Erzurum Kalesi:

Bayır üzerinde, kare şeklinde, kefeki taşından yapılmış çepe, çevre iki katlı hisardır. Her iki duvarın arası70 adımdır. Buraya Hisariçe derler. Çepeçevre hendeği vardır. Hendeğinin eni 80 adım olup derinliği 20 zirâdır. Ama Gürcü ve Erzincan Kapıları'nın derinliği o kadar değildir. Üzerlerinden köprü ile geçilir, iki kat demir kapılardır. Bu iki kapı arasında Revan'ı fetihden 10 tane balyemez top var. Lâkin Tebriz Kapısı tarafındaki duvar yüksek olmakla beraber içkaleye bitişik olduğundan tek kattır. Fakat çok sağlamdır. Kirpi gibi toplarla donanmıştır. 

Toplar hep Darağacı Mahallesî'ne, Gümüşlü Kümbet tarafına bakar. Dışarı kaleye havale olunmuş, göğe ser çekmiş, tuğla minare gibi yüksek bir kulesi var. "Kesik Kule" adıyla tanınmış, üstü tahta örtülü yüce bir köşktür. 10 tane sürahi başlı topu vardır ki kalenin dört çevresindeki ovalara kuş uçurmazlar. Kulenin boyu 100 zirâdır. İç kalenin duvarının boyu 60 zirâdır. Sair duvarlar 50'şer zira yüksekliğindedir. Çepeçevre kalenin iki katı 210 kule ile 2080 bedeni havidir. Hepsi kurşun mazgallı beden ve çıkıntılardır. Kalede 1700 ev vardır. Hep toprak örtülü, eski tarz evlerdir, Erzurum Eyaleti'nde gördüğümüz köy ve kasabalar hep toprak örtülü yerlerdir.


Erzurum Sarayları:

Paşa Sarayı 110 tane kat kat odalar, altlı üstlü divanhane ve köşkler olup Cennet bahçesine benzeyen bahçesinde Tayyar Mehmed Paşa Köşkü, Tekeli Pasa Köşkü vardır. Tekeli Paşa'nınkinin tarihi şudur:Tak üzre tak-ı tumturak (446)

Paşa Efendimiz Defterdaroğlu Mehmed Paşa Köşkü'nün bir hamamı, güzel sulu birçok çeşmeleri, dışarı avlusunun çevresinde ve ahırların üstünde Karakullukçu
(447) odaları var. Saray meydanında daima cirit oynanır. Bu sarayın iki kapısı var. Biri Divan Kapısı ki şadırvan üzerinde büyük bir kapıdır. Biri Uğrun Kapısıdır ki daima kapalıdır,

Öteki saraylar; Serini Mahkemesi Sarayı , Cafer Efendi Sarayı , Küçük Abaza Pasa Sarayı , Kefen İğnesioğlu Sarayı , Hanım Sarayı vesairedir.

Mahalleleri:

Hepsi 70 mahalle İslâm, 7 mahalle Ermeni'dir. Çingene ve Yahudi'si yoktur. Bütün evleri kagir yapıdır. Üst katlısı nadirdir. Çoğu yer katlıdır. Zira kışı sert, açık havası az olmakla10-11 ay kar yağdığı çok görülür. Bunun için evleri alt katlı olup dam ve tepelerinin muşambalı bacaları, evlerinin keçe kaplı kapıları olur. Hamam gibi (448) ibadethaneleri vardır. 

Sözün kısası ilim öğrenilecek yerdir. 



(446) Ebced hesabı ile 798 çıkıyor ki yanlıştır.
(447) İnzibat, polis memurları. 
(448)İklimin soğukluğu dolayısıyla sıcak tutulmuş demek istiyor. 


Erzurum Camileri:

Hepsi 77 camidir. En eskisi Ulu Cami'dir. Tebriz Kapısı'nın iç yüzünde, eski tarzda, toprak örtülü, bir minareli bir camidir. Akkoyunlu Padişahları tarafından yaptırılmıştır. Boyu ve eni 200 adımdır. Minber ve mihrabı eski tarzdır, içinde tertiple dizilmiş 200 çam direkler üzerinde çam kirişler vardır. Kagir kubbe değildir. Caminin bir tarafında Revan zahiresi için saklı peksimetler vardır. 

Eski Medrese Camisi: Evvelki caminin doğu yönüne bitişik, duvar duvaradır. Çifte minarelidir. Bazıları Akkoyunlu Padişahları taraf ından yapılmıştır derler. Bazılarıda Uzun Hasan yapısı olduğunu söyler. Velhâsıl eski bir mabeddir. Nice kere Erzurumkuşatıldığında atılan toplardan bu caminin ekser yerleri yıkılmış, evkafıda olmadığından harab olup gitmiştir. Tebriz Kapısı'nın iç yüzünde eşsiz bir kapı ve yüksek iki minare vardır ki bu minareler güneş gibi parlayıp ışık saçtıkta insanın gözü kamaşır, bir daha bakmak mümkün olmaz. Minareleri göğe uzanmış olduğundan birçok seyyahlar üzerine iplerle çıkarlar. Cami harabe olduğundan Dördüncü Sultan Murad onarıp içinde balyemez toplar dökmek için bir top imalâthanesi yaptırmıştı. Hâlâ bütün aletleri ve döşemesi durmaktadır. Bu cami tamir edilse dünyada örneği bulunmaz bir eser olur. Tanrı tamirini nasib eyleye.

Lala Mustafa Paşa Camisi: Paşa Sarayı Kapısı'nın önünde umumî yolun dışındadır. Süleyman Han'ın Veziri Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır, İstanbul tarzında, yüksek kubbeli, bütünü has kurşunla örtülü bir camidir. Boyu ve eni 80 ayaktır. Mihrabı, minberi, Müezzin Mahfili şah gözlüdür, içinde öyle kıymetli avizeler yoktur. Dışarı sofası vardır. Lâkin avlusu dardır. Süleyman Han'ın mimarı Sinan Ağa Merhum'un yapısıdır. Büyük bilginlerden tefsirci, hadisçi Vânî Efendi adında, nâmı cihanı tutmuş bir kürsü şeyhi vardır ki vaazını bir kere dinleyen her suça tövbe edip tertemiz olur. "Yeniçeri imam" adında hafız bir imamı vardır ki sabah namazında birazcık Kur'an okuyunca bütün cemaati mest eder. Bu derece tesirli, hazin sesi vardır. Daha birçok ders hocaları ve bilginleri vardır.

"Yeniçeri Müezzin" adında Bilâli Habeşi küçüğü bir müezzini var ki minarede gür sesle bir kere "Allahu Ekber, Allahu Ekber" diyince büyük, küçük herkesin tüyleri ürperip gövdesi titrer, işiten işini ve kazancını, yemek yiyorsa yemeğini bırakarak camiye gelir. Zaten Erzurum ahalisi son derece dindardır.

Cafer Efendi Camisi: Yeni yapılmış, yüksek kubbeli bir camidir. Yüksek bir minaresi, bir kapısı, yeni tarzda demirli pencereleri vardır. Avlusu şadırvanlı, ferah bir camidir. Bütün kubbeleri kurşunla örtülüdür.

Kale içinde eski bir cami daha vardır ki cemaati çoktur.

Paşa Camisi: Erzincan Kapısı'ndan dışarıdadır. Kagir kubbeli, kurşun örtülü, bir minareli garip bir camidir. Cemaati azdır.


 
Gürcü Mehmed Paşa Camisi:Tebriz Kapısı'ndan dışarıda, hendek kenarındadır. Bir minareli, toprak örtülü, yaptıran hayır sahibi gibi babayane bir camidir. Fakat cemaati çoktur.

Bu camilerden başka 70 tane mescidi vardır. Tanrı'ya hamdolsun, bu şehir günden güne mamur olup şenlenmektedir. 



Medreseler:

İlim tahsili için medreseleri, dârülkurrâsı, dârülhadîsi, 110 kadar sibyan mektebi vardır. Meşhurları Lala Pasa Mektebi, Cafer Efendi Mektebi vesairedir. Derviş tekkeleri de çoktur.


Çeşmeleri:

Çeşmelerinin meşhuru çarşı içinde İki Lüleli Cennet Pınarı, Erzincan Kapısı'ndan dışarıda Deve Çeşmesi, Tebriz Kapısı'ndan dışarıda, hendek kenarında Mustafa Pasa Çeşmesi'dir. Soğuk Çeşme'nin ebcedle tarihi 970 (31 Ağustos 1562 - 20 Ağustos 1563)'tir. 70 kadarda sebilleri vardır.


Hamamları:

Hamamlarının en meşhuru yeni yapılmış Cafer Efendi Hamamı'dır. Suyu ve havası güzel, içi aydınlıktır.

Hanları:

Şehirde hocalara mahsus 70 kadar han vardır. Fakat başka yerlerin hanları gibi kurşun örtülü değil, toprak örtülüdür. 11 tane de bekâr hanları vardır. Gurbette olan maarif erbabı buralarda oturup kifaflanırlar. Kapıcılarıve Odabaşıları vardır. Her bir bekâr odası(hanı) bir caminin vakfıdır.


Çarşı:

800 kadar dükkânı vardır. Dört kapılı, kagir kubbeli, mamur bir bedesteni var. Saraçhanesi, ipek işleyenleri, kuyumcuları, terzileri, at pazarı, tahtelkalesi müzeyyendir. Darphanesi Erzincan Kapısı yakınındadır.

Ahalisi:

Ahalisi Türk, Kürt, Türkmen, Ermeni'dir. Gök Dolak Acemler(449) de var. Sağlam, rahatına düşkün, orta boylu, canlı, yasalarıyla gençleri hep bahadır ve gürbüz adamlardır.

Çok sağlam yapılı olurlar. On yaşından yirmi yaşına varıncaya kadar gocukları gayet güzel olur. Ondan sonra tezsakallanır, gayet kıllıolurlar. Fakat hepsi yumuşak huylu, uysal, zeki ve anlayışlı adamlardır. İleri gelenleri çuka samur ve süslü elbiseler giyer. Bilginleri ve dindar kişileri de yine çukaferace ve boğası kaftan giyer. Aşağı tabakası sanat sahipleri olup üzerlerine aba ve adî kumaştan boğası hil'at giyerek kazançlarına bakarlar.

Üç ay havası çok güzeldir, insan hayat bulur. Suyu da safi hayat suyudur. Suyu ata ve kadınlara çok yarar. Cennet Pınarıdenilen sudan temmuzda içen "herşey sudan hayat bulmuştur" âyetini anlar.

Şehir 18'inci enlem iklimde, 5 inci tabiî iklimdedir. Kışının şiddetinden tahıl altmış günde olup ambarlara konulur. Bir kile tohuma karşılık 80 kile verir. Bir kile darısı100 kile getirir. 7 türlü buğdayı olur.
(449) "Acem" dediği Kızılbaş Türkler'dir. Bugün bile oralarda, hele Kars'ta, Sünnî olmayan Türkler'e Acem deniyor. Gök Dolak tabirinin bir giyim kuşam deyimi olduğunu sanıyorum.

Terzileri, kuyumcuları çok usta olurlar. "Şîrek", "Mirek," adlı kılıçları cihanda meşhurdur. Yiyeceklerinden tavuk böreği, çiriş denilen sebzenin böreği, pazarlarındaki has beyaz ve yağlı çöreği, bir kulaç has ekmeği, ketesi
(450) paçası, tennur kebabı (451),ışkını (452),herîsesi(453), içeceklerinden viyas şerbeti, şele suyu(454), avam bozası meşhurdur.

İmaretlerinden Abdurrahman Gazi Tekkesi, gezinti yerlerinden de Cirit Meydanı, Pazarbaşı Değirmeni Çimenliği, Gümüşlü Kümbet Meydanı, Umudum Köyü, Gürcü Meydanı meşhurdur.

Üç tane kale kapısının dışında; doğu, batı ve kuzeyde 3000 evden fazla reaya varoşları vardır. Dört taraflarında surları yoktur. Fakat anayol üzerinde türbe kapıları var. Kalenin kıblesinde, Tebriz Kapısı'ndan tâ Erzincan Kapısı'na varıncaya kadar bir kat kalenin temeline başlanarak bazı yerleri bir adam boyu yükselmiş ise de bitirilmesi nasibol mamıştır. Bunlar bitirilse Erzurum çok sağlam bir kale olurdu.

Güney varoşu 7 mahalledir. Pazarbaşı Mahallesi de içinde olup suları çoktur.Tebriz Kapısı Varoşu bir bayır başında, Darağacı Mahallesi'nden, Dölükler Mahallesi'nden tâ Gümüşlü Kümbed'e varıncaya kadar sürer pek büyük bir varoştur. Gürcü Kapısı Varoşu kalenin kuzey cihetinde olup içinde nice bin ev, dükkân ve hanlar vardır. Hâlâ da mamur olmaktadır. Bütün tüccarlar burada otururlar. Benim, kâtibi olduğum Gümrük de buradadır. Dört çevresinde Arap, Acem, Hind, Sind, Hatay, Hotan tüccarlarının evleri var. İstanbul ve İzmir Gümrüğü'nden sonra en işlek gümrük bu Erzurum Gümrüğü'dür. Zira tüccarına adalet ederler. Erzincan Kapısı Varoşu, kalenin doğu yönünde, Deve Çeşmesi'nden tâ Ali Değirmeni'ne kadar sürer büyükçe bir varoştur. Bu varoşlarda ekseriyetle Ermeni reayası oturduğundan13 tane kiliseleri vardır. Âdetleri üzere, bunların ileri gelenleri mavi çuka giyerler, başlarına peşkir sararlar. Aşağı tabakaları şalkebe giyip ayaklarına ince çarık giyerler. Gayet zahmetli çalışan reayası vardır.
  
Ermeni kadınları yassıbaşlı olup beyaz peştamal çarşaf bürünürler. İslâm kadınları sivri sernek(?), dîbâ, altın ve gümüş takke giyip beyaz peştamal bürünürler. Ayaklarına kadife çakşır, sarı çizme giyip salınarak giderler. Son derece güzel olup kelimeleri ve lehçeleri düzgün, dişleri dizilmiş incilerin rengindedir. Misk kokulu saç örgülerini sarkıtır, âşıkları bin can ile kendilerine akıtırlar. Havasının güzelliğinden erkekleri çok yaşayıp gösterişi gitmiş, kuvveti gitmiş, ömrü yüze yetmiş, konuşmadan kalmış olurlar. Erzurum halkının diline ve haline gelince: Kelimeleri şu edadadır: "Harda idin", "nerde idin" demektir(455)

(450) "Kete", pirinç unu hamurundan yapılmış katmerli çörek.
(451) "Tennur" fırın demek olduğuna göre "fırın kebabı".
(452) "Işkın", bahçe ravendi denen bir bitki. Râvend eski hekimlikte kökü kullanılan bir ottur.
(453) "Herîse" keşkek yemeği demektir.
(454) "gele" küçük kavun. Herhalde iklim bakımından Erzurum'un büyüyemeyen kavunu olacak. Müellifin "âbısele" dediği de kavun suyu şerbeti olacak.
(455) 17'nci Asır ortasında Erzurum'da tam Azerbaycan ağzıyla konuşulduğu anlaşılıyor.
Daha bunun gibi şeyler. Fakat ilim ehilleri düzgün ve doğru olarak konuşurlar. Marifet sahipleri, hele Hattat Ömer Çelebi'si meşhurdur. Bilgi sahiplerinin eğlencesi olarak" Hamsa  Meddahı Kasab Kurd"(456),Şebbâz, Hayalbâg Kandillioğlu, Diyarıbekirli Yahya Şakirdi Hanende Veysi Çelebi en meşhurlarıdır, Cezbe ehli meczuplarından "Külhânî Ahmed Dede" çok sıcak ateşli külhana girip tatlı uykuya varırdı. 

"Sıyâmî Dede" cellâtelinden birkaç suçsuzu kurtarıp ertesi günü suçluları bularak tahta kılıcıyla vurup öldürürmüş. Bu zat, bir kolu inmeli, külâhlı bir can olup nice kerametleri var. "Sefer Dede", Erzurum kışında çıplak gezerdi. Erzurum gerçi kış şiddetinin ocağı ise de ağgibi örülmüş bostanları çok olup kavunu, karpuzu, lahana ve patlıcanı, çirişi de fazladır. "Çevresi geniş, fiyatı ucuz" dedikleri yer tam burasıdır.

Toprağı verimlidir. Geniş vilâyet mamurdur. Buğdayı ve başka erzakı meşhur, yiyecekleri güzel, tarlaları bol, bereketli, nimeti çok, nice bin kaynak ve ırmağı akmakta olan mamur bir Anadolu şehridir. O kadar ucuzluktur ki en iyisinden, deve dişi gibi buğdayın 5 eşek yükü 1 kuruşadır. 2 at yemi
(457)1 akçaya, 1 eşek yükü arpa 2 akçayadır. Bir kıyye (458) olan 5 tane has beyaz ekmek 1 akçayadır.

Koyun etinin kıyyesi2 akçaya, sığır eti 1 akçaya, bir tavuk 1 akçaya, 40 yumurta 1 akçaya, bir güvercin palazı 1 akçaya, 100 . dirhem yağlı, sığır etli katmer çörek 1 akçayadır, öteki yiyecekler de bunlara kıyas olunsun. Gerçi kışın şiddetinden bağ ve bahçesi yoktur ama Paşa Sarayı Bahçesi, Hacı Murad Bağı ve Gülistanı, Kefen İğnesiğlu Güllüğü, Bedros Bağı Güllüğü ve daha sair nice gül bağları vardır. Bu zikrolunan bağların uzun ömürlü gülleri meşhurdur.

Yer yer kış elması, ahlat armudu vardır ama başka yemişi yok. Gezinti yerlerinde kavak ve söğüt ağaçlan çoktur. Kış sert olduğundan iki ayda eker, biçer, toplayıp döverler, çabucak ambara koyarlar. Bizim yılda
(459) temmuz ayında iken bir gök gürlemesi, şimşek, tipi, bora, kar ve yağmur olup atlarımız boşanarak civar köylere kadar kaçtılar. Beş on gün öyle başı boş gezdiler.

Halkın ağzında şöyle bir fıkra vardır: Bir dervişe "nerden geliyorsun" demişler. "Kar rahmetinden geliyorum" demiş. "O ne diyardır" demişler. "Soğuktan ere zulüm olan Erzurum'dur" demiş. "Orada yaz olduğuna rast geldin mî" demişler. "Vallahi, 11 ay, 29 gün sakin oldum. Halk hep yaz gelecek dediler. Ben göremedim" demiş.

Bir diğer fıkra daşudur: Kedinin biri bir damdan diğer dama sıçrarken muallâkta donup kalmış. Sekiz
ay sonra Nevrûz-ı Harzemşâhî geldikte don çözülünce miyavlayarak yeredüşmüş.


(456) "Hamza Meddahı" dediği "Hamzaname okuyup anlatan adam" demek olacak.
(457) Burada bir eksiklik var. "2 eşek yükü at yemi" olacak.
(458) "Kıyye", "okka" ile aynı şeydir. 400 dirhemlik eski bir ölçüdür. 1128 gram karşılığıdır.
(459) "Bizim yılda" dediği, bir istinsah yanlışı değilse, Erzurum'a vardıkları hicrî 1050 yılı olacaktır.

Ama hakikatte bir adamın eli yaş iken bir demir parsasına yapışsa derhal donar. Elini demirden koparmak ihtimali olmaz. Ancak bir mikdar derisi yüzülerekten demirden el kurtarılabilir. Azak ve Kıpçak'ta karakış geçirdim. Böyle sert kış görmedim. Yemişleri iki konak yerden,İspir, Tortum ve Erzincan'dan gelir. Şeftali, kayısı ve üzümün kıyyesi 1 akçaya satılır. Bir araba kavun ve karpuz 10 akçaya verilir.

Hâsılı yiyecek bakımından eşsiz bir şehirdir. Lâkin odunu yoktur. Bütün dağları çıplaktır ama Tanrı'nın hikmeti yine odunu ucuzdur, iki konak yerdeki dağlardan "keran" derler, gemi direkleri getirirler. 40 arşın boyunda olur. 40 akçaya verirler. Paşa'nın odunu için gümrüğe gelen bütün kervan develeri birer sefer odun getirirler; kanundur. Başkaca Odun Ağası vardır. Bir deve yükü odunu 30 akçaya verirler. Ama yerlilerinin koyun ve sığırları çok olduğundan sığır tezeği yakarlar. Yoksul reayasının hep ocakları evlerinin ortasındadır. Dört çevrelerinde hayvan durup evleri hamam gibi olur. Fırınlarında keşkek yemekleri ve ekmekleri pişer.


Eğerli Dağı:

Erzurum'un kıble yönünde, yarım saat uzaktaki bu yüksek dağa "Eğerli Dağ"derler. Çünkü doruğu iki çataldır ki Hınıs ve Malazgird Kalesi'ne, Bingöl Yaylası'na oradan gidilir. Bu dağda hekimlerin kullandığı bitkilerle tutya çiçeği kokusundan insanın dimağı ıtırlanır. "Yerbaşı", "eşfen", "sütlüce", "kajı", "tere", "râvend", "cedvar", "yebrûussanem","şahtere" vesair nice bin türlü devalar bu dağda vardır.

Nice kehhâller
(460) burada tutya toplayıp kırk yıllık hastaların gözlerine mil ile çeker, mahvolmuş gözleri aydınlığa kavuşturur. 150 haneli sümbül(461) ve rûmî müşkü olur. Lâlesi, zerrini,şakayık ve terfih,sakarı, nanesi meşhur olup güzel kokularıinsana hayat verir.

Bel'am bin Bâ'ûr Menkabesi:

Bir gün bu dağın eteğinde cirit oynarken attan tekerlendim. At da başını alıp "nerdesin Eğerli Dağ" diye kaçtı. Hemen can başıma çıkıp başka bir ata binerek birkaç kölemle arkasına düştüm. Dağın doruğunda atı tutup bindim. Orada uzun bir kabir gördüm. "Tanrı bilir, bir ulu ziyaretgâhtır" diyerek ruhu için fatiha okudum. Yaya olarak adımladım. Boyu 80 adım geldi. Başı ve ayağı uçlarında birer yüksek ve sivri direk dikilmiş.

Bu ziyaretgâha bakarken ortalığı pis bir koku kapladı. Herkesi iğrendirdiğinden ben ve kölelerim burunlarımızı tıkadık. Kabre baktım. Ne göreyim? Toprak tencerede bulgur kaynar gibi fıkır, fıkır kaynıyor. Zift ve katranlı bir toprak. Çok şaşırdık. Yine atlarımıza binip güneş batarken Tebriz Kapısı'ndan içeri girdik. Güneş battıktan sonra Paşa'nın huzuruna vardığımızda: "Şükür sağlığa! Hele atını bütün takımıyla buldun mu" buyurdular. "Evet, buldum. Eğerli Dağı'nda evliyadan birinin uzun bir kabrini ziyaret ettim" diye kabri gördüğüm gibi anlattım. Müelliflerden Erzurumlu Cafer Efendi adlı bilgin zat da orada idi. Söze başlayarak: "Sakın, Evliya Çelebi! O kabri bir daha ziyaret etme. Hazreti Musa'nın bedduasıyla imansız gitmiştir kî ona Bel'am bin Bâ'ûr derler. Nice yüzyıl yaşamış, Hazret! Musa'dan sonra içinin yarasından Mısır'ı bırakarak bu dağda oturmuş. Hâlâ kabri yazın dakışın da leş gibi kokar. Toprağı bile Cehennem azabı çekip kaynar" dedi. Ben hayretler içinde kaldım.



(460) Eski zamanın göz doktoru. 
(461) Sümbülün bir çeşidi olacak.

1057 Tarihinde (= 6Şubat 1647 - 26 Ocak 1648) Revan'a Gidiş

Erzurum'dan doğuya 11 saat gidip Hasan Kalesi'ne geldik. Yine doğuya Pasin Ovası içinde giderek Badılcıvanlı köyüne geldik. Ermeni köyü ve zeamettir. Bunu geçip 9 saatte "Meydancık" durağına geldik. Pasin Ovası mamur yerdir. Yine doğuya giderek 10 saatte Mejengird Kalesi'ne geldik. Erzurum Eyaleti'nde Horasan Beği hükmündedir. Kalesi yalçın kaya üzerinde kare şeklinde bir kaledir. Dizdarı, 150 neferi var. 200 kadar evi vardır. Pasin Kazası naibliğidir. Süleyman Han'ın bir camisi var. Ayrıca küçük bir hamamı ile birde hanı var. Tarlalarda mahsulleri çok. Oradan yine doğuya giderek Erzurum sınırında Han Deresi'ni aşıp Kars Eyaleti sınırına ayak bastık.

"Yedi Kilise" adlı yıkık meşhur kiliseyi geçip bir boğazdan aştık. Bir çimenlikte 6 saat batıya meyledip Barduz Kalesi'ne geldik.



Barduz Kalesi:

Kars'a tâbi olup Akkoyunlu Melik İzzeddin'in yapısıdır. Kalenin yukarı tarafında celi yazı ile tarihi bu suretle yazılıdır. Kalesi bir dere kenarında dört köşe, taş biryapıdır. Dizdarı, kızının(462) yüz elli kadar hayratı var (463). Camisi, mescidi, küçük hamamı, çarşı ve pazarı vardır. Oradan kıbleye giderek "Geçkovan Kalesi" ne geldik.

Geçkovan:

Bazı tarihlerde Pijen, Seffak, Afrasiyâb savaşları hikâyesinde beyan olunan bu kale Abbasî halifelerinden "Elmüstansır Billah" hükmünde iken Moğol tayfasından Hülegü Han gelip şehri harab ve ahalisini de kıyıcılık ateşinde kebab etti. Sonra burası Karakoyunlu Kara Yusuf'un himmetiyle mamur olup şenlendirilmiş ise de Temür tarafından tekrar tahrip edilmiştir.

Sultan Süleyman Nahçıvan Kazası'na gelirken İslâm askerinin öncüsü olan Lala Kara Mustafa Paşa buraları fethetmiştir. Kars Eyaleti hükmünde olup ayrıca da Sancak Beği merkezidir. Beğinin hası153.500 akçadır. Alay beğisi, Çeribaşısı vardır. Kanun üzere Cebelileri Beğinin askeriyle 200 mükemmel asker olur. Kalesi dereli bir yerdedir. Kare şeklinde ve küçüktür. Kale Dizdarı, Azap ve Gönüllü Ağası, 300 Kale Neferi, 150 akçalık kadısı, 7 mamur nahiyesi, 1200 kadar toprak örtülü evi, 3 küçük camisi, 40 -50 kadar dükkânı vardır. Oradan doğuya giderek Osmanlı Hanedanı sınırının sonu olan Kars Kalesi'ne ulaşılır.



(462) Kimin kızının olduğu anlaşılamıyor. Akkoyunlu Melik İzzeddin'in kızının olması mümkünse de Akkoyunlular arasında Melik İzzeddin diye kimse yoktur.
(463) Bu 150 kadar hayrat herhalde imlâ yanlışı olacak ve bunun doğrusu "yüz elli kadar neferat" olacak.  

Kaynak-Evliya Çelebi Seyahatnamesinden Seçmeler (1000 Temel Eser)

15 Aralık 2011 Perşembe

ESKİ ERZURUM FOTOĞRAFLARI GRUBUNDAN BİR FOTOĞRAFIN HATIRLATTIKLARI



Cumhuriyet Devrimleri kapsamında; 28 Kasım 1925 tarihinde mecliste kabul edilen 671 No'lu "Şapka İktizası Hakkında Kanun" ile Türk Milleti alışmış olduğu fes ve sarığı bırakarak şapka giymeye mecbur kılındı.

Atatürk ayni yılın Ağustos ayında Kastamonu ziyaretinde şapka giymiş, tepkileri değerlendirmiş, kıyafet değişikliğinin millet nezdinde fazla sıkıntı yaratmayacağını düşünmüştü. Ancak alışkanlıklarından kolayca vaz geçmek istemeyen millette, yurt genelinde hoşnutsuzluk başlamış ve mırıldanmalar  duyulmuştu. Ancak devrimlerde  yapılmalıydı. Yasanın uygulanmasında  ise kıyafet devrimi en kötü Erzurum’da yönetildi ve  Mustafa Kemal ile Erzurumluya büyük haksızlık yapıldı.

Erzurum’da görev yapmasına rağmen Erzurum’u ve Erzurumluyu bir türlü sevemeyen dönemin Erzurum Valisi Zühtü Durukan’ın basiretsiz yönetimi, mevki-i müstahkem kumandanı Tatar H. Paşa’nın komitacı ve ceberrrud  tutumu, Erzurum Belediye Reisi Nafiz Beyin korkaklığı sonucu; Erzurum’daki uygulamada maalesef felaket yaşandı. Haksız yere insanlar asıldı, hatta asılanlar arasında bir kadın vardı. İsmi  Şalcı Bacı olan bu mazlumenin boynuna ip geçirilirken “Allah canızı ala benim esgigetek halimle şapkayla-fesle ne alakam var” dediği rivayet edilir. Bunlar Erzurum’a yapılan haksızlıklardı.

Mustafa Kemal’e yapılan haksızlık  ise daha farklıydı; Erzurumluya zulmettiğinin bilincinde olan ve daha sonra ortaya çıkacak sonuçlarından ürken; adı geçen zevat piyonları vasıtası ile el altından, yaşananların ve zulmün, Atatürk’ün  bilgisi dahilinde ve onun emirleriyle yapıldığı söylentisini halka empoze etmekten çekinmedi. Bunun sonucunda maalesef Erzurumlu ile Mustafa Kemal arasında aradan 100 yıl geçmesine rağmen halen devam eden bir serinlik başladı.

Erzurumlu Cumhuriyeti birlikte kurduğu ve en zayıf anında kucak açtığı Atatürk için bir heykel dikmek amacıyla, 1924 yılında Cumhuriyet Caddesinde   şehrin kalbi sayılan bu noktaya  muazzam kaide yaptırdı, üzerine konmak içinde yurdun en büyük Mustafa Kemal heykelini sipariş etti.  1925 yılında yaşanan olaylar ve ortaya çıkan serinlik nedeni ile bu proje hiçbir zaman gerçekleştirilemedi ve kaide 13 yıl boş kalarak 1937 yılında yıkıldı.