27 Mart 2010 Cumartesi

AHMET CİNİSLİ (1959----)


Ahmet Cinisli 16 Eylül 1959 tarihinde Erzurum Kadana mahallesinde dünyaya geldi. Daha sonra Dadaş olmanın vasıflarını ve Erzurum gelenek, göreneklerini en iyi şekilde öğrenebildiği ve ayrıca üniversite tahsilini tamamladığı Dere mahallesine yerleşti.

1997 yılında Elazığ Fırat üniversitesinde Bilgisayar eğitimi alarak formatör oldu. Halen Yakutiye Atatürk Lisesinde yönetici olarak görev yapmaktadır. Öğretmenlik branşı ise Fizik-Bilgisayar Formatörlüğüdür.

Ahmet Cinisli bunun dışında müzikle yoğun bir şekilde iç içedir. Müzikle ilgisi küçük yaşlarda başlayarak, Halk Eğitim merkezi ve Halk oyunları derneklerinde THM solisti olarak çalışmalar yapmıştır.


Betül Dövenler, Ziya Akpolat ve Merhum Suat Işıklı yönetimindeki THM korolarında görev almış, Suat Işıklı, Mehmet Çalmaşur ve Fuat Lehimler ile çalışma fırsatı bulmuştur.

Erzurumlu büyük halk müziği üstadı Mehmet Çalmaşur dan birebir ders almıştır. Erzurum’da ünlü Ömür Aile Çay Bahçesin de ve daha bir çok etkinlikte yıllarca sahne alan Ahmet Cinisli; Ankara ve Eskişehir’de de sahnelerde çalışarak büyük beğeni kazanmıştır.

1977 yılında Gönül Plaktan “Gönül Yarası” adlı kasetini çıkaran Ahmet Cinisli, TRT Ankara radyosunda yapılan sınav sonucun da TRT Erzurum Radyosuna, mahalli ses sanatçısı olarak yıllarca program yapmış ve yapmaktadır.

Halk Eğitim Merkezinde THM korosu kuran Ahmet Cinisli; nota, solfej ve repertuar dersleri vermektedir. Erzurum Türkülerini en iyi bilen sanatçılarımızdandır.

Ahmet Cinisli bütün bu faaliyetlerinin dışında;
http://www.turkulerleerzurum.com/ sitesi; facebook’ta
Erzurum ve Erzurumlunun tanıtımını başarı ile yapmaktadır.

AŞIK KAZANOĞLU (SELAHATTİN KAZAN)

Aşık Kazanoğlu 26 Aralık 1955 tarihînde, Erzurum İlinin Pazaryolu İlçesi Süleymanbağı köyünde dünyaya geldi. Asıl adı Selahattin Kazan’dır.

İlkokulu köyünde tamamladı. Daha ilkokul yıllarında babasının gurbette oluşuyla hasreti ve ayrılığı tanımaya başlayan Aşık Kazanoğlu, sesinin güzelliğini fark etti. Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Sürmeli Bey, Ferhat ile Şirin ve bunun gibi bulabildiği kitapları alıp okumaya ve okuduklarını tekrarlayarak, aşıklık geleneğine ve şiire ilgi duymaya başladı.

Özellikle köylerine gelen Bayburtlu Hicrani’den etkilendi. Daha sonra köylerine gelip giden aşıklar aracılığıyla bilgisini pekiştirdi. Bu dönemde bağlaması olmadığından tulum çalmayı öğrendi.

Yaklaşık 14 yaşında çalışmak üzere İstanbul’a ağabeyinin yanına gitti. Şiir yazmaya ve bağlama çalmaya da ağırlıkla bu dönemden sonra başladı. Önceleri usta malı türküler söyleyen Aşık Kazanoğlu, daha sonra kendi şiirlerini seslendirmeye yöneldi.

Türkiye’nin birçok yerinde ve Türkiye dışında çeşitli şenlik ve konsere katılan Aşık Kazanoğlu şiirlerinde değişik konuları işlemektedir.

Aşık Kazanoğlu Bugüne dek birkaç albüm hazırladı ve çeşitli radyo ve televizyon programlarına katıldı.

Aşık Selahattin Kazanoğlu’na ilişkin Hikmet Çığlık tarafından »Aşık Kazanoğlu’nun Hayatı ve Şiirleri«, (2004) adlı bir tez hazırlandı.

Aşık Selahattin Kazanoğlu’nun Halk Ozanları için kaleme aldığı şiir aşağıdadır.

SERSUĞANE

Ozanlar vatanın ekmeği tuzu,
Hangisine usta desem acaba?
Hepsinin içinde sevdanın közü,
Hangisine usta desem acaba?

Sümmanî Baba’nın yarım muradı,
Âşık Şenlik Kars’a almış serhadı!
Asla unutulmaz bunların adı,
Hangisine usta desem acaba?

Pir Sultanı duydum türkü deyişten.
Âşık Veysel gördü gerçeği içten.
Emrah’ın dumanı tüter Erciş’ten.
Hangisine usta desem acaba?

Müdamî Baba’nın yeri bambaşka,
Efkarî Deryamı tutulmuş aşka.
O İlhamî Demir dursaydı keşke!
Hangisine usta desem acaba?

Arif Atama’nın yolları uzak,
Mevlüt İhsanî’de dert olmuş yumak,
Alyansoğlu usta ile bacanak,
Hangisine usta desem acaba?


İsmail Azerî gezer sazınan,
Şeref Taşlı deryayı umman,
Reyhanî gönlümü eder pansuman!
Hangisine usta desem acaba?

Ali Rahmani’nin dudak değmezi,
Şimdi öksüz ozan yürür o izi,
Zeki Erdali’nin yaralı özü,
Hangisine usta desem acaba?

Erol Ergani’den olmaz ihanet,
Muhlis Denizer’de sevda denilen dert.
İhsan Yavuzer’de aşkı asalet,
Hangisine usta desem acaba?

Nuri Şahinoğlu şiir ustası,
Maksut Koca’dadır maninin hası.
Erol Şahiner’de aşkın şakası.
Hangisine usta desem acaba?


Mürsel Sinan gayet güzel saz çalar!
Şu Âşık Günkanî hep rakip arar.
Bizim garip vermez bir karar,
Hangisine usta desem acaba?

Her âşıkta vardır ayrı bir acı,
Kime sorsam hep felekten davacı.
Hepsi birer usta mimar halıcı,
Hangisine usta desem acaba?

Adım Kazanoğlu mekanım gurbet,
Yıllardır eğlenmez gönlümdeki dert.
Ben âşığım ama insanım elbet,
Hepsine de usta demem gerekir!

Aşık Kazanoğlu

Kaynak- ansansanat

18 Mart 2010 Perşembe

18 MART ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ YIL DÖNÜMÜ

Çanakkale Savaşları ve bu savaşlarda Türk Askerinin elde ettiği, zaferlerin her biri birer destandır. Bu savaşlarda hasta adam olarak yaftalanan Türk Milleti, topraklarını paylaşmaya gelen güruha, TÜRK'ün vatan için neler yapabileceğini göstermiştir.

Bu savaşta Türk Milletinin yokluk içinde ve bütün dünyaya, sözde dostlara, düşmana rağmen yaptıklarını gören Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı için cesaretlenmiş, ta o günlerde "KURTULUŞ SAVAŞ'ının da " tohumları atılmıştır.

Kutlu Olsun Milletime! RAHMET Olsun Şehidime!

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!"

14 Mart 2010 Pazar

ÖZLEMİMDE HASRETİMDE ERZURUM


Aramızda var sıra, sıra dağlar,
Bu gönül seni durmadan özler,
Aklıma gelince yüreğim sızlar,
Özlemimde, hasretimde Erzurum.

Soğuğunda, karında dokunmazdı bana,
Kar yağdı mı bir güzellik gelirdi sana,
Buzda düşseydimsede hoş gelirdi bana,
Özlemimde, hasretimde Erzurum.

Sende ne güzel tutulurdu ramazan,
O günleri özlüyorum Allaha ayan,
Hatıra olarak da kaldı geride kalan,
Özlemimde, hasretimde Erzurum,

Halil Çolak

ÖZ DİYARIM ERZURUM


Dumanlı dağları yüklü kar ile,
Sevdama doymadım nazlı yar ile,
Karakaş, kara göz canım Erzurum,
Ah çekip ağlıyor ahu zar ile.

Gezerim Mumcu'da, Taşhan içinde,
Sevmekten öte bir haz var içimde.
Seninçün atıyor kalbim Erzurum,
Efkârlıyım bugün duman içinde.

Hamarat bilinir Tortum insanı,
Taşıyla nam salmış Oltu vatanı,
Sende Nene Hatun, tarih Erzurum,

Pasinler’de biter şeker pancarı.


Davut Ziya döktü yaşın toprağa,
Yazdı üç beş satır yeşil yaprağa,
Dedi anlatılmaz sözle Erzurum,
Selam durun dostlar öz diyarıma.

Davut Ziya Uzel

ÖZ CANIMDAN ÇOK SEVDİĞİM ERZURUM

Öz canımdan çok sevdiğim Erzurum.
Çaresiz dişimi sıktım gidirem.
Gafillerden darbe yedi gururum,
Kaderime boyun büktüm gidirem.

Selam olsun ecdad ile ebaya,
Abdurrahman Gazi, Habip Baba'ya.
Tuz ektiler çalıştığım çabaya,
Emeğimi suya kattım gidirem.

Kırılmış sazımı astım tavana,
Çevirdim yönümü döndüm divana.
Gurbet kelepçedir yurdu sevene,
Bilerek koluma taktım gidirem.

Palandökenlerin sisli dumanı,
Engininde bulamadım gümanı.
Ezanlar okundu seher zamanı,
Üç kez geri döndüm baktım gidirem.

Benim canım feda bin cana,
Bin can az gelirse ikibin cana
Kırksene gözyaşı döktüm fincana
Kattım Karasu'ya aktım gidirem

Yel devirsin sebeplerin kökünü
Sırtıma verdiler sitem yükünü
Kırk senedir beklediğim ekini
Harmana dökmeden yaktım gidirem

Alnımız apaçık yüzüm karasız
Buna rağmen bırakmadılar yarasız
Tambura köyünden Emrah çaresiz
Ben de Erzurum'dan çektim gidirem

Reyhani'yim derdim gamım dinmedi
İftira darbesi cana sinmedi
Zeynel, Horasan'a gitti dönmedi
Bu da benim karabahtım gidirem

Aşık Reyhani

BİR DESTANIDIR ŞEHRİN



Bir şehir var yaylada, tey yücelerde;
Karlı dağlara sırtını, gönlünü, bir garip
Sevdaya vermiş.
Esen rüzgarları hudutsuz,
Uçan kuşları hürriyet dermiş
Bembeyaz sabrına bürünüp, ovaların,
Dağlarınca heybetli, yıldızlarınca umutlu,
Bir eli tüfeğinde, bir eli şakağında,
Hudut beklermiş tabya başında.
Kapılarından akmış kervanlar oluk, oluk,
İpek yüklü, bahar yüklü, Hind'in,
Yemen'in kervanları,
Erzurum, Van - Erzurum, Van
Diye ötermiş çanları.
Maniler yakılmış, Erzurum ekin, ekin.
Türküler koşulmuş Erzurum çarsı Pazar.
Sen ağlama demiş canikom,
kirpiklerin ıslanır,
Ben ağlimki, deli gönül uslanır.
Bile yazılmış kaderi yiğidiyle toprağım,
Bir soluk dinlenmeden didinmişler, durmuşlar.
Felegi hicveylemiş Nef'i, kayalar misali,
Sularınca ah çekip yollara düşmüş Emrah.


Yıllarca dertli Kerem, Aslı'nın peşinde,
Dağ değil, Palandöken göz dağıdır.
Yücesine kurulmuş camileri seslenir,
Duasında mümindir Çifte Minareler,
Üç Kümbetler masalda Selçuk'un üç dilberi.
Şahlanan bir gururdur, beri yanda Aziziye,
Sanatın çiçek açan bahçesi, Yakutiye.
Hele dadaş, adan gurban,
Ufaktan bir türkü çaldır,
Hasret yüklü sesinle.
Yaz gelende çıkarlar mı Yayla Başına?
Semaverler tütende çermik yolunda,
Al-yeşil giyinir, allanır mı tazeler?
Kaytan bıyıklı dadaşlar, kolkola mı gezerler?
Davul-zurna küte küt nabızlarımda vurur bazı,
At oynatmak diler gönül, bir cirit meydanında.
Düşlerimde her gece su içerim Yazıcı'dan,
Anam bazı Nene hatun, ben Erzurum dadaşı.
Bir şehir var yaylada,
Bulutlara değer başı.
Gönlümde sevdanın dumanı tüter,
Rüzgarları hudutsuz,
Uçan kuşları hürriyet, hürriyet diye öter.


SADİ AKATAY

ÖKSÜZ KALAN ERZURUM


Bilmem kadir Mevlam bize ne oldu?
Esti bir rüzgar, rengimiz soldu.
Yeşil sulu göller sunasız kaldı,
Köşkü viran olan Erzurum oy… oy…



Hanelerden siyah duman çıkıyor,
Otlar yanıp insan eti kokuyor,
Derelerden şehit kanı akıyor,
Çevresi kan olan Erzurum oy… oy…


Arabam sürüldü bağlar ardına,
Yavrum ağlar vatanımın derdine,
Kükresin Mehmedim, gelsin yardıma,
Hali yaman oldu Erzurum oy… oy…


Reyhani’yim, yaralandım yaslandım,
Evim yandı, bu kayaya yaslandım,
Vatan gitmiş imdat diye seslendim,
Bugün öksüz kalan Erzurum oy… oy…


Aşık Reyhani

13 Mart 2010 Cumartesi

MUSTAFA KEMAL’İN KADINLARI

Şimdi eski kışlar yok,
Eski dostluklarda.
Eylül de kapatırdı üstümüzü kar
karın taze olduğu bir akşamda
Sizin bahar saydığınız bir ayda
Kop dağının yamacındaki köyde
Doğmuşum Erzurum da.
Eylül yirmi dokuzda
Dokuz yüz elli beşte

Zorlu koşullarda büyüdüm
Yaşamla değil doğayla sürerdi savaşımız
Kışın ayazına kızgınlığımızdandır
her daim çatıklığı kaşlarımızın
Allahekber Dağlarına nazire olsun diye
Kop karını yükseltirdi metrelerce.
Akşamın erken indiği tüm zamanlarda
Panos ya da lükslerin ışığı yetmezdi ama
öyküler anlatırdı dedelerimiz
böyle aydınlanırdı gecelerimiz.
Sıcak tandır başlarında olurdu sohbetlerimiz
Kitap yoktu
elektriğimiz de.
Mesellerle olurdu öğrendiklerimiz.

Böyle bir akşamüstünde dinlemiştik
bal damlayan bir ağızdan
Nene hatun ile Kara Fatma Çavuşu.
Küçücük kafamda canlanmıştı
Ebem gözüme gelmişti birden
Seferberliğe giderken
anlatırdı yaşadıklarını bir, bir
dilim dönse,
kalemim yetse
Yazabilsem
Anlatacaklarım
Destan olur.

Bu şiirde yok
Sonradan okuduklarım öğrendiklerim
Dedemden duyduklarım var yalnızca
Ruslar Erzurum’u basınca
teslimiyet varmış bizimkilerde
yılgın mı yılgın
tutuk mu tutuk askerimiz
İşte o sıra fırlar yerinden
Nene hatun adında genç bir gelin
elinde satır düşman üstüne.
Bunu gören asker silkinir birden
Silkinir gelir kendine
Allah, Allah sesleri kaplar yeri göğü
şaşırır Rus askeri
bozulmuş dönerken geri
Kurtulur Erzurum
soğuk bir On iki mart sabahı.

24,11,05

Metin Yaltı

KUVEYİ MİLLİYE DESTANI


Erzurum'da on dört gün sürdü Kongre :
orda, mazlum milletlerden bahsedildi
bütün mazlum milletlerden
ve emperyalizme karşı dövüşlerinden onların.

Orda, bir Şûrayı Millî'den bahsedildi,
İradei Milliyeye müstenit bir Şûrayı Millî'den.
Buna rağmen,
"Âsi gelmiyelim" diyenler vardı,
"makamı hilâfet ve saltanata."
Hattâ casuslar vardı içerde.

Buna rağmen,
"Bütün aksâmı vatan birküldür" denildi.
"Kabul olunmaz," denildi,
"Manda ve Himaye..."

Buna rağmen,
İstanbul'da birçok hanımlar, beyler, paşalar,
Türk halkından kesmişlerdi umudu.
Yağdırıldı telgraflar Erzurum'a :
"Amerikan mandası altına girelim," diye.
"İstiklâl, diyorlardı, şâyanı arzu ve tercihtir, amma
bugün bu, diyorlardı, mümkün değil,
birkaç vilâyet, diyorlardı, kalacak elde,
şu halde, diyorlardı, şu halde,
Memâliki Osmaniye'nin cümlesine şâmil
Amerikan mandaterliğini talep etmeği
memleketimiz için en nâfi
bir şekli hal kabul ediyoruz."

Fakat bu şekli halli kabul etmedi Erzurumlu.
Erzurum'un kışı zorludur balam,
buz tutar yiğitlerin bıyığı.
Erzurum'da kaskatı, dimdik ölür adam,
kabullenmez yılgınlığı...

İstanbul'da hanımlar, beyler, paşalar,
tül perdeler, kravatlar, apoletler, şişeler,
çıtı pıtı dilleri ve pamuk gibi elleri
ve biçare telgraf telleri
devretmek için Amerika'ya Anadolu'yu
şöyle diyorlardı Erzurum'dakilere :
"Bizi bir başımıza bıraksalar,
tarafgirlik, cehalet
ve çok konuşmaktan başka müspet
bir hayat kuramayız.
İşte bu yüzden Amerika çok işimize geliyor.
Filipin gibi vahşi bir memleketi adam etti Amerika.
Ne olacak,
Biz de on beş, yirmi sene zahmet çekeriz,
sonra Yeni Dünya'nın sayesinde
İstiklâli kafasında ve cebinde taşıyan
bir Türkiye vücuda geliverir.
Amerika, içine girdiği memleket ve millet hayrına
nasıl bir idare kurduğunu
Avrupa'ya göstermek ister.
Hem artık işi uzatmağa gelmez.
Çok tehlikeli anlar yaşıyoruz.
Sergüzeşt ve cidâl devri geçmiştir :
Türkiye'yi, geniş kafalı birkaç kişi belki kurtarabilir."

4 Eylül 919'da toplandı Sıvas Kongresi,
ve 8 Eylülde
Kongrede bu sefer
yine ortaya çıktı Amerikan mandası.
Ak koyunla kara koyunun
geçitte belli olduğu günlerdi o günler.
Ve İstanbul'dan gelen bazı zevat,
sapsarı yılgınlıklarıyla beraber
ve ihanetleriyle birlikte
bir de Amerikan gazeteci getirmiştiler.
Ve Erzurumlulardan ve Sıvaslılardan ve Türk milletinden çok
işbu Mister Bravn'a güveniyorlardı.
Bu zevata :
"İstiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz efendiler!"
denildi.
Fakat ayak diredi efendiler :
"Mandanın, istiklâli ihlâl etmiyeceği muhakkak iken,"
dediler,
"Herhalde bir müzâherete muhtacız diyorum ben,"
dediler,
"Hem zaten,"
dediler,
"birbirine mani şeyler değildir
istiklâl ile manda.
Ve esasen,"
dediler,
"müstakil kalamayız böyle bir zamanda.
Memleket harap,
toprak çorak,
borcumuz 500 milyon,
vâridat ise 15 milyon ancak.
Ve Allah muhafaza buyursun
İzmir kalsa Yunanistan'da
ve harbetsek,
düşmanımız vapurla asker getirir.
Biz Erzurum'dan hangi şimendiferle nakliyat yapabiliriz?
Mandayı kabul etmeliyiz, hemen,"
dediler.
"Onlar dretnot yapıyor,
biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz.
Hem, İstanbul'daki Amerikan dostlarımız :
Mandamız korkunç değildir,
diyorlar,
Cemiyeti Akvam nizamnamesine dahildir,
diyorlar."

Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul'dan gelen zevat.
Sıvas, mandayı kabul etmedi fakat,
"Hey gidi deli gönlüm,"
dedi,
"Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm,
ya İSTİKLAL, ya ölüm!"

Nazım Hikmet RAN

KUTSAL ŞEHİR ERZURUM

Sevdalıyım sevdalı Dadaşına Barına,
Aşık olmuşum aşık boranına karına,
Sana kin besleyenler sürüm sürüm sürüne,
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

Adını duyduğumda kanım kaynıyor kanım,
Burcunda dalgalansın Ay yıldızlı bayrağım,
Bir karış toprağına feda olsun bin canım,
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

Altı bin yıl boyunca çektiğin kahır çile,
O kadar güzelsin ki dolaştın elden ele.
On birinci asırda vatan oldun TÜRKLERE.
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

Ruslarla,Ermeniler gizlice anlaştılar,
Yurdumu işgal için pervasızca koştular,
Aziziye tabyasında cehenneme düştüler,
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

Gazi Ahmet Muhtar Paşa harp ediyor giderek,
Ardında halk ordusu,cenk başlıyordu cenk,
Kimi çapa,kimi balta,kimi kazma,kimide aldı kürek,
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

Halka önder oldular Şerife hanım,Kara Fatma,Nine Hatun,
Kantarcı Mehmet Efendi,Tufançlı Hüseyin Ağa,Name Kadın,
Kavak camii imamı Yaşar emmi seslendi olalım bir bütün,
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

Hasan’i Basri semti aldı gavur boğan adını,
TÜRK’ÜN onuru için savaşıyordu,ihtiyarı kadını.
Dadaş vermez vatanını,dökmedikçe son kanını,
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

Ermeni çeteleri katliama başladılar,
Çocukları hızarla,yaşlıları haşladılar,
Hamile kadınları karnından şişlediler.
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

Kazım Karabekir Paşa yürüdü kolordusuyla,
Zaferi kazanmıştı,yiğitler süngüsüyle,
12 mart kutlansın kahramanlık türküsüyle.
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

Ben öleyim yeter ki sana zarar gelmesin,
Yüce Rabbim milletime elem keder vermesin,
Dikkat edin hainler içimize girmesin.
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

İsmail yazdıklarım tarihin ta kendisi,
Erzurum şehirlerin onurlu efendisi,
ATAM armağan etti bize yirmi üç Temmuzu.
İnan ki çok yücesin kutsal şehir Erzurum.

İsmail Tunç

KOŞMA

Geldi geçti bir Reyhani,
Gören olmaz Erzurum'da.
Kara taştaki mercanı,
Kıran olmaz Erzurum'da.

Can emanet veren alır.
Ecel görünmezken gelir
Mezarım gurbette kalır
Soran olmaz Erzurum'da.

Erbab-ı mana çarkına
Gör kemali aşk arkına
Emrahlar geçer, farkına
Varan olmaz Erzurum'da.

Mezar olur beden beden
Sesleri gelmiyor neden
Mâna derken onikiden,
Vuran olmaz Erzurum'da.

Havada yumurtlar huma,
Kim der vebali boynuma
Sazcı derler tabutuma,
Giren olmaz Erzurum'da

Abide yaptılar kimi,
Reyhani dinle vasfımı
Benim ise mazarımı
Ören olmaz Erzurum'da.

Aşık Yaşar Reyhani

HAK YOLUNDA SERDENGEÇTİ DADAŞLAR

Niyetimiz alnımızda, gel oku!
Bakışlarımızda bak var mı korku?
Gözümüzde ne rüya var, ne uyku,
Hak yolunda serden geçti Dadaşlar.

Mazîumlann aldık intikamını,
Yüce ettik Dadaşlığın nâmını,
Kırdık zâlimlerin ihtişamını,
Hak yolunda serden geçti Dadaşlar.

Erzurumlu kahpe değil, erkektir,
Mazlum olmak, zâlim olmak demektir,
Herşey yalansa, Hak mutlak gerçektir.
Hak yolunda serden geçti Dadaşlar.

Hep arslandır, geçginimiz balamız,
Akıl verdi bize yeter Mevlâ'mız,
Yardımcımız, yumruğumuz palamız,
Hak yolunda serden geçti Dadaşlar....

İran viran olmaz, Turan ağlamaz,
Kahramanlar zincir söker, bağlamaz.
Hak ateşi ışık verir, dağlamaz.
Hak yolunda serden geçti Dadaşlar.

Koca bir millet zindana tıkılmaz,
Biz ayaktayken bu vatan yıkılmaz.
Gördük ki hainler Hak'tan sıkılmaz
Hak yolunda serden geçti Dadaşlar.

Hak yerine gelsin, adalet gülsün,
Düşkünlerin zincirleri sökülsün.
Vatan için yaş değil, kan dökülsün
Hak yolunda serden geçti Dadaşlar.

Abdullah Cevdet

ESKİDEN KAR YAĞARDI ERZURUM'A

Kar Yağardı Erzurum’a,
Eskiden, kar yağardı Erzurum’a.
Toprak damlarda sırt sırta yaşardık.
Sabahla leyin kalkar damlarımızı kururduk ya,, Allah
Kardan tayalar olurdu, mehlelerin önünde
Tüneller acar, yola kavuşurduk
Eskiden, kar yağardı Erzurum’a

Henüz ayrılmamıştık,henüz bölünmemiştik
Ayni mehledeydik,zengini,fakiri,esnafı,
yoksulu, bir arada birliktik,
toprak damlarda omuz omuza sim sıcak
ve kar yağardı Erzurum’a, bembeyaz,
lapa lapa henüz bölünmemiştik, henüz ayrılmamıştık.

Henüz icat olmamıştı, kooperatifler, siteler
Dubleksler,tripleksler,olmaz olası kartonpiyerler.
Gariban sıkısınca kime gidebileceğini bilir
Zengin kimi gözeteceğini bilir,
esnafla memur gül gibi geçinip giderdi
ve kar yağardı Erzurum’a, bembeyaz lapa lapa

henüz ayrılmamıştık henuz bölünmemiştik…
memurlar bir kooperatife esnaflar bir siteye,
zenginler dubkeslere, triplesklere
garibanlar geber olan gece kondular kalmamıştı
ve kar yağardı Erzurum’a bembeyaz lapa lapa
henüz, fakir zengini hırsızlıkla
zengin, fakiri tembellikle suçlamazdı
çünkü kar yağardı lapa lapa
çünkü kar yağardı bembeyaz
çünkü karin temizliği yüreklerimize
vurmuştur eskiden kar yağardı Erzurum’a

yoktu, çeşit makinelerimiz
dev ,ekran televizyonlarımız
no frost buzdolaplarımız
ama kilerlerimiz girtiğine kadar doluydu
yüreklerimiz gibi
çünkü kar yağardı Erzurum’a
çünkü kar rahmetti
çünkü kar bereketi
eskiden, kar yağardı Erzurum’a

adam boyu adamlarda adamdı o zamanlar
ne cumhuriyet caddesinde
onun bunun namusuna kötü gözle bakar
nede laf atardılar
çünkü senin namusun benim benim kisi senindi
bir idik biz idik
ve kar yağardı Erzurum’a
adam boyu ve adamlar adamdılar o zamanlar
kar sendin, kar bendim, kar bizdik
eridik, eridik, eridik, eridik

Murat Balkuş

ERZURUM'UN KURTULUŞU

Doğu Anadolu’nun bağrından kopan Erzurum
Rus demedi Ermeni demedi her engeli aştı geçti
Buram buram tarih kokan bu yerlere
Destanını yazdı geçti

Sevin,gül,oyna
Geç dadaşım bar başına
Nene Hatun tam karşımda
Gülümsüyor sanki bana

Savaş kazanıldı Erzurum da
Gerek cephede gerek meydan da
Gavur Boğanda, tabyalar da
Dadaşım en önde namlu ucunda

Dadaşlar coşar bugün bar başında
Bazen düğün bazen sofra başında
Aşıklar atışır kendi tarzında
Kurtuldu Erzurum 12 Mart’ta

Halil Çolak

ERZURUMLU DELİKANLI

Mahallede gezen toy delikanlı
Gezmelere çıkılanda gel balam
Akşam oldu, herkes evine döndü
Fiske lamba yakılanda gel balam

Aynanın önünde dur, saçın’ tara
Biryantin sür, fiyaka sat kızlara
Gombostu’ta alış tavlaya zar’a
Eve, şafak sökülende gel balam

Süzüldükçe yüreğini ezerler
Cumhuriyet Caddesi’nde gezerler
Kombinanın Bahçesi’e güzeller
Uruk olup tökülende gel balam

Bıyık burup peşlerinde gezersin
Her birine ayrı nâme yazarsın
Tersleyince yüzün’ asıp kızarsın
Pencereden bakılanda gel balam

Hafta sonu düğün dernek kurulur
Kısır Gecesi’nde baş bar vurulur
Tasına aslan südü doldurulur
Sarhoş olup yıkılanda gel balam

Türbe’ye git Hakk’a yalvar, dua et
Belki sana yardım eder ziyaret
Mantıs üstünde güveçte pişer et
Semaverler yakılanda gel balam

(15 şubat 2001 /Üsküp)

Hayati Yavuzer

ERZURUM'DA YAZ AKŞAMI

İki mevsim iç içe, bir gözde iki bakış;
Yaz eteklerde kaldı, göründü başlarda kış;

Tepelerde eflatun, mor, al bir kar başladı;
Tepeler omuz omuza bir ağır bar başladı.

Ağır aksak, belirsiz, bir ileri- bir geri.
Arıyorlar neşeği, eziyorlar kederi.

Bulut bayraklarını geriyor ufka zafer.
Minareler oynayıp, kubbeleri dövseler,

Kerpiçler yer verecek ürperip devrilecek,
Oynatacak her mezar taşını bir zemberek,

Hayat silkip atacak şu ölüm denen yası
Ve raksa kalkacaktır Aziziye Tabyası...

Tarihin sinesinde yatmış, uzanmış şehir,
Temur Ağa Barı'nın uzun vakfesindedir.

iki davul gümbürtüsü onu yerden olacak
Dikliğine dik bağlar bile hayran kalacak!

Kalk Dumlu'dan aş artık, kalk Kop'a doğru şahlan
Ey kapaklanmış yatan toprak renkli küheylan.

Kimse bilmez durgunluk hızlanışa alamet
Bekleme kıyameti,malul gazi, kıyam et!

Toprak kümelerine baktıkça ey Erzurum;
Topraktan yoğrulan ilk ceddini anıyorum.

Bil ki, ilmi irfanı garpli olan bu başın;
Kanı bir Dadaşındır,yüreği bir Dadaşın.

Tek devadır bu yanan anlıma Kop'taki kar
Hislerim sürü sürü Pasin Ovasındalar.

BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

ERZURUM

Hani bir şehir var ya uzaklarda
Yazın unutulup kışın hatırlanan
Hali ahvali hiç bir zaman sorulmayan
Lapa lapa kar yağdı o şehrin üzerine
Örttü tüm çirkinliklerin üzerini yine beyaz örtüsüyle

Hani bir şehir var ya uzakta
Yazları serin kışları soğuk geçen
Dadaşlarının yüreğini üşütmeye gücü yetmeyen
Lapa lapa kar yağdı o şehrin üzerine
Örttü tüm yalanların üzerini yine beyaz örtüsüyle

Hani bir şehir var ya uzakta
Oy zamanı hatırlanan sonrada unutulan
Karıyla buzuyla bas basa bırakılan
Lapa lapa kar yağdı o şehrin üzerine
Örttü unutulmuşluğunun üzerini yine beyaz örtüsüyle

Hani bir şehir var ya uzaklarda
Doğu Anadolu’da dadaşlar diyarında
Lapa lapa kar yağdı o şehrin üzerine
Örttü sahte vaatlerin üzerini yine beyaz örtüsüyle

Erzurum

Zernişan Aydoğan

ERZURUM YAYLADIR YAYLA

Erzurum yayladır yayla
Kış Aşık olmuş Bahara
Fırsat vermez Yağmur yağa
Yağmur yağar, Kar da yağar

İki mevsim birden yaşar
Öğlene kadardır Bahar
Havada yine bir hal var
Yağmur yağar, Kar da yağar

Her dereden sular gelir
Görülmeye değer ildir
İlk Bahar burda güzeldir
Yağmur yağar,Kar da yağar

16.4.2007 Erzurum
Zernişan Aydoğan

ERZURUM GÜLÜM

Düşenin dostu olmaz diyorlar
Vallahi yalan inanma gülüm
Bu şehirde yüzlerce insan düşüyor
Her düşen bedene el uzanıyor
Burası nere mi! Erzurum gülüm

Dışarda yürürken çok üşüyorsun
Bir dosta rastlayınca ısınıyorsun
Yüreğindeki sevgiyi hissediyorsun
Burası nere mi! Erzurum gülüm

Yazı serin kışı ağır geçiyor
Baharın yüzünü çok az görüyor
Bu şehirde sıcak insanlar yaşıyor
Burası nere mi! Erzurum gülüm

Dim dik ayakta durur asla yıkılmaz
Yalanla dolanla hiç işi olmaz
Yardımı Allah'tan ister kula yalvarmaz
Burası nere mi! Erzurum gülüm

Azla yetinir isyan etmez şükreder
Semaya açılır nasırlı eller
Misafirperverdir bütün yürekler
Burası nere mi! Erzurum gülüm.

Zernişan Aydoğan

ERZURUM

Dinleyin hanımlar, dinleyin beyler.
Kafanızı biraz yormak isterim,
Bu gece kurtuluş günüyse eğer,
Erzurum’u sizlere sormak isterim.

Kitaplara sığmaz tarihi şanlı
Yediden yetmişe şehitler verdi
Kimi evliydi, kimi nişanlı.
Önlerinde saygıyla durmak isterim.

Yavuz Sultan Selim Vatana kattı
Kanuni Doğunun kalesi yaptı.
Cumhuriyetin temeli orda atıldı
Kongre salonunu görmek isterim.

Ne sandı ki düşman, bizi acaba
Nene Hatunları katmadılar hesaba
Erzurumlu Emrah, Sümmani Baba
Manalı sözleri yormak isterim.

Büyük şahsiyetler verdin Vatana
Kucak açtın Önderine Ata’na
Sana kıymet vermeyenler utana
Kem gözle bakanı vurmak isterim.

Dört kapısı vardır, hafızanda tut.
Bir Tebriz, bir Gürcü, Erzincan, Harput,
Değişmem taşını verseler yakut
Yaylasında hayal kurmak isterim.

Çifte Minareler ikiz misali
Taş Mağazaları ve Ulu Camii
Yolunuz düşerde, olur ya hani
Giderseniz selam vermek isterim.

Karasu, Aras coşkuyla akar
Tortum Şelalesi bakanı yakar
Çoruh Oltu Çayını ardına takar
Ilık sularına girmek isterim.

İkibin metrede yaylaları var
Birisi Erzurum, biri Pasinler
Palandöken, Mescit, Allahuekber
Yamacında çocukça azmak isterim.

Çat, Hınıs, Horasan, Pasinler, İspir
Gezelim tümünü gelinde bir, bir
Oltu’nun taşını bilenler bilir
Tespihini tek-tek dizmek isterim.

Uzundere, Olur, Şenkaya, Narman.
Ilıcanın suları dertlere derman
Karayazı, Köprüköy, Aşkale, Tekman
Sesinizi içimde sezmek isterim.

Pazaryolu, Merkez, ne güzel Tortum
Çağlayanı, gölü var, biliyorum
Karaçoban senide unutmuyorum
Hepinizi tek tek yazmak isterim.

Erzurumlu Merttir, dürüst hem de saf,
Sözünün eridir bulunmaz hilaf
Lokmasını böler dahası insaf
Kadrini, kıymetini yazmak isterim.

Erzurumlu olmak kolaydır sanma
Çalış hizmet eyle Aziz Vatana
Oniki Martları sakın unutma*
O’da neymiş diyene kızmak isterim.

Namusudur Özay’ın toprağı taşı
İhmal edemem ki kavim kardaşı
Doğunun sınır taşı Erzurum’un Dadaşı
Seni Bar oynarken süzmek isterim.

Özay ALTINKAYNAK
12.03.1996