31 Temmuz 2011 Pazar

23 Temmuz 2011 Cumartesi

SARIKAMIŞ'TAN ER MEKTUBU

“Hocam F.Kırzıoğlu’nun anısına”

Bu son mektubum sana
Bu son, canım ana.
Birazdan öleceğim
Bir çınar gibi
Kaskatı düşeceğim
Kara toprağa değil ama
Yemişi bembeyaz kar olan
Büyük bir tarlaya.

Evet şu an, ana
Bir çınar gibiyim
Cılız ateş etrafında
Onlarca neferden bir orman
İçlerinde kesime hazır
-öğle ulu, mulu da değil-
Sıska, çelimsiz bir çınar.

Donuyorum ana
Aşağıdan yukarıya
Ayaktan, ta başa.
Birazdan hissiz kalacak
Kalem tutan elim
Ve nihayet bulacak 
Okuyacağın mektup
Nihayet bulacak
Yirmi yıllık hayat.

En çok, neyi özledim?
Biliyor musun ana?
Tabi senden, bacımdan sonra.
Memleketi, Kırkağacı,
Kavunun tadını.
Ha bir de
Sacdaki gözlemenin
Mis gibi kokusunu.

Güneş baba, güneş baba!
Gönder ışığını dünyaya
Erit n’olur karı
Isıt biraz parmağımı n’olur.

Nerdesin düşman?
Çık karşıma.
At bana kurşun,
At bana gülle.
Bitsin artık
Bu beter sessizlik.

Düşman , şu an
Ne ermeni, ne de rus.
Ne de diğerleri.
En büyük düşman
Fanilamın içindeki bit,
Gözlerimi kamaştıran kar,
Parmaklarımı donduran ayaz.
İşte bunlar
En büyük düşman.

Al canımı artık Azrail
Nefesinle üfle bana
Önce ayaklarıma
Sonra ellerime
En sonra da yüzüme.
Senden küçük bir ricam,
Biraz sıcak olsun,
-Hiç olmazsa ılık-
Yüzüme üfüreceğin o uzun, büyük nefes.

Erhan Bayraktutan (erhanbay)

ARAS ARAS HAN ARAS


Aras Aras han Aras
Bingöl'den kalkan Aras
Al başımdan sevdayı
Hazar'da çalkan Aras

Yar beni yara beni
Öldürür yara beni
Aras kurbanım olam
Al götür yara beni

Dağlar siz ne dağlarsınız
Kardan kemer bağlarsınız
Gül sizde bülbül sizde
Daha neye ağlarsınız

Yar beni yara beni
Öldürür yara beni
Aras kurbanım olam
Al götür yara beni

Aras'a vurdum teşti
Aras bulandı geçti
Muhannet emmim oğlu
Senin de vaktin geçti

Yar beni yara beni
Öldürür yara beni
Aras kurbanım olam
Al götür yara beni

Kaynak – Akif Budak
Derleyen-  Muzaffer Sarısözen
Notalayan-  Muzaffer Sarısözen
Yöre- Tortum/ERZURUM

21 Temmuz 2011 Perşembe

MAVİ YELEK MOR DÜĞME


Mavi Yelek Mor Düğme,
Gine Düştün Gönlüme.
Her Gönlüme Düsende,
Kan Damlar Yüreğime.
 
Ağam Sen Nasıl Edim,
Saz Getir Fasıl Edim.
Çok Da Güzel Değilsin,
Gönüldür Nasıl Edim.
 
Gazel Döktü Güz Oldu,
Derdim Biraz Az Oldu.
Ayağına Kapandım,
Gine Dedi Az Oldu.
 
Ağam Sen Nasıl Edim,
Saz Getir Fasıl Edim.
Çok Da Güzel Değilsin,
Gönüldür Nasıl Edim.

Kaynak - Seyfettin Sığmaz
Derleyen- Muzaffer Sarısözen
Notalayan- Muzaffer Sarısözen
Yöre- ERZURUM

13 Temmuz 2011 Çarşamba

ERZURUM’A VEDA

Ağla hey vatanım ağla. Ağla Erzurum’um ağla.
Dadaşların terk ettiği dadaşlar diyarı ağla.

Ey Palandöken niçin büktün dimdik duran boynunu;
Ey Boğaz neden geri çektin deli akan suyunu?

Gözümde canlanır Erzurum eski mahalleleri;
Akşam oldumu tüterdi herkesin semaverleri.

Sabahtan akşama kadar oyun oynar acıkırdım;
“Ana acıktım ekmek”diye sokakta bağırırdım.

Her kapıdan bir anam çıkardı elinde bir ekmek;
Kimi az peynir koymuş arasına kimide çörek.

Abbas emi’yi gördükmü akşam sokağın başında;
Vak’arlı, edalı, başı önde, palto omzunda.

Kaçacak delik arardık oyunda görmesin diye;
“Akşam ezanı” derdi hala kapıda durmak niye?

Bir Fadime ablamız vardı mahallede nur yüzlü;
Tatlı dilliydi kalın kaşlı, hoş sohbet, yeşil gözlü.

Mahalle O’na pamuk ana dertlere deva derdi;
Başı sıkışan hastası olan hep O’na giderdi.

Bütün mahallemiz komşuları olmuştu tek bir ev;
Dedikodu, riya, haset bir pire, yardım ise dev.

Her şeyde birlikte ağlanır birlikte gülünürdü;
Böyle dayanışmalar ancak burada görünürdü.

Boğaz, Teke deresi, Türbe mesire yeri idi;
Faytonlarla gitmek nede hoş nede keyifli idi.


Yol beklerdik hacı dede’nin elini öpmek için;
El öpmek bahane cepten çıkacak bir şeker için.

Kış geldimi ayrı bir sevinç kaplardı içimizi;
Tasa etmezdik kışı hemen giyerdik çizmemizi.


Sokaklar geçit vermez bacalardan kürünen kardan;
Kartopuna tutardık geçirmezdik kimseyi yoldan.

Sabah erkenden çocuklar bir sevinçle uyanırdı;
Kızaklarla patenlerle nede güzel kayılırdı.

Günboyu üşümeden karlarla oynar kararırdık;
Kara şekertozu katar dondurma bile yapardık.

Kış geceleri bir başka şenlik olurdu evlerde;
Maniler, türküler, hikayeler vardı hep dillerde

Soba yanar cayır cayır herkesde vardı bi neşe
Gecikti yine beklerdik o sesi “Godi da beşe”.

Hiçbir eser kalmadı Erzurumludan Erzurum’dan;
Gelip doluştular Erzurum’a oradan buradan.

Kurtlar kocadı meydanlar boş ayılar dağdan indi;
Rezillik, kepazelik adı delikanlılık şimdi.

Heyhat Palandöken şehrime mahzun mahzun bakıyor;
Maziyi andıkça o’da benim gibi kan ağlıyor.

Artık Güneşin eski parıltısı yok Erzurum’da;
Karlarda beyaz değil dadaşım o ilk yağdığında.

Bakıp için için ağlar Erzurum’a Palandöken;
Belikli o’da gitmek için açmak istiyor yelken.

Selahattin ÇORAPSIZ 
Erzurum, Kasım 1992

12 Temmuz 2011 Salı

UYKUDAN UYANMIŞ GÖZLERİ MAHMUR


Seherde uyanmış gözleri mahmur
Dedim sarhoş musun söyledi yok yok
Ak elleri boğum boğum kınalı
Dedim bayram mıdır söyledi yok yok

Dedim inci nedir dedi dişimdir
Dedim kalem nedir dedi kaşımdır
Dedim on beş nedir dedi yaşımdır
Dedim daha var mı söyledi yoh yoh

Dedim duman nedir dedi aynımda
Dedim zulüm vardır dedi boynumda
Dedim gül memeler dedi koynumda
Dedim ver ağzıma dedi ki yok yok

Dedim ala nedir dedi gözümdür
Dedim şeker nedir dedi sözümdür
Dedim alma nedir dedi yüzümdür
Dedim öpeyim mi söyledi yok yok

Dedim pişen nedir dedi zulümdür
Dedim zulüm nedir dedi ölümdür
Dedim Emrah neyin dedi kulumdur
Dedim satar mısan söyledi yok yok

Söz-Erzurumlu Emrah
Kaynak Erzurumlu Emrah
Derleyen- Muzaffer Sarısözen
Notalayan- Muzaffer Sarısözen
Yöre- ERZURUM

NARMAN KAZASINDA BİR GELİN GÖRDÜM



Narman kazasında bir gelin gördüm
Aklımı fikrimi hep ona verdim
Bende o goncanın (gülünü) güllerin derdim

Yanaklar allanmış eller gınalı
Acep kimlerdendir bu allı gelin
Aklımı başımdan aldı bu gelin
Serimi sevdaya aman aman
Saldı bu gelin

Bir zubun geyinmiş sızığı aldır
Bir zubun geyinmiş sızığı aldır
Mevlanı seversen yaşmağın kaldır
Evvel bir buse ver sonra öldür

Yanaklar allanmış eller gınalı
Acep kimlerdendir bu allı gelin
Aklımı başımdan aldı bu gelin
Serimi sevdaya aman aman
Saldı bu gelin

Narman kazasının Korcuk yolunda
Narman kazasının Korcuk yolunda
Terlemiş sineler orak elinde
Hata yoktur bu gelinin dilinde

Yanaklar allanmış eller gınalı
Acep kimlerdendir bu allı gelin
Aklımı başımdan aldı bu gelin
Serimi sevdaya aman aman
Saldı bu gelin

Kaynak Kenan Tuna
Derleyen- Kenan Tuna
Notalayan- Kenan Tuna
Yöre- ERZURUM

LEMİDE HAYRANIN OLİM


Aya bak nice gider
Ay dolanır gece gider
İki kaşın arası
Bir yol var Hacc'a gider

Lemide hayranın olim
Karakız kurbanın olim

Aya bak yıldıza bak
Suya giden kıza bak
Kız Allah'ı seversen
Dön de bir yol bize bak

Lemide hayranın olim
Karakız kurbanın olim

Ay buluttan geridir
Buralar merdan yeridir
Kalkın gidin evliler
Buralar ihvan yeridir

Lemide hayranın olim
Karakız kurbanın olim

Ay gitti batan yere
Kurban yar yatan yere
Sinemi nişan kuram
Yar okun atan yere

Lemide hayranın olim
Kara kız kurbanın oim

Kaynak Raci Alkır
Derleyen- Raci Alkır
Notalayan-TRT
Yöre- ERZURUM

KAVURMA KOYDUM TASA


Kavurma koydum tasa ağam yar paşam yar
Doldurdum basa basa di gel gel
Benim yarim çok güzel ağam yar paşam yar
Birazcık boydan kısa di gel gel

Haydi haydi hopla gel di gel gel
Fistanını topla gel di gel gel

Bayburdun eymeleri ağam yar paşam yar
Ben sevmeme deymeleri di gel gel
O yar yelek yaptırmış ağam yar paşam yar
Ben olam düğmeleri di gel gel

Haydi haydi hopla gel di gel gel
Fistanını topla gel di gel gel

Kavurmanın kurusu ağam yar paşam yar
Geçti kızlar sürüsü di gel gel
Geçenler sizin olsun ağam yar paşam yar
Yaktı beni birisi di gel gel

Haydi haydi hopla gel di gel gel
Fistanını topla gel di gel gel

Merekte sarı saman ağam yar paşam yar
Gel eylenek bir zaman di gel gel
Benim yarim çok güzel ağam yar paşam yar
Cilveleri çok yaman di gel gel

Haydi haydi hopla gel di gel gel
Fistanını topla gel di gel gel

Kaynak- Seyfettin Sığmaz-Hulusi Seven 
Derleyen- Muzaffer Sarısözen
Nota- Muzaffer Sarısözen
Yöre-Erzurum
                               

ERZURUM KİLİDİ MÜLK-İ İSLAMIN


Erzurum kilidi mülk-i İslam'ın
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum
Erzurum derbendi ehl-i imanın
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum.

Gayet şecâ'atli erler var idi
Nisâsi ricâli hayâdar idi
Edebli arkânlı bir diyâr idi
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Göl yerinde elbet sular bulunur
Yine vardır detü ümid olunur
Yine bugün bin bahaya alınır
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Hamdü-lillah metin İslâları var
Fakire za'ife ihsanları var
Külbe-i gönülde imanları var
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Hayrat hasenatlı erleri vardır
Hayr u bereketli güzel diyârdır
Seyretsen âlemi bu âşikârdır
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Müşkil halleyleyen uleması var
Saha bahşeyleyen fuzalâsı var
Şöhret-şiâr yine küberâsı var
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Seherlerde müeziinler nidâsı
Halkalarda muvahhidler sedâsı
Ne güzeldir zikr-Ullah'ın edâsı
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Vâizleri kürsüleri bezetmiş
Cândan geçmiş emr-Ullah'ı gözetmiş
Allah içün sohbetini uzatmış
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Ramazan'da bir âli-şân ederler
O şehr-i sıyâmı zi-şâh ederler
Fakirler gönlünü gülşen ederler
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Civânlar pirlere hürmet ederler
Duâsın alağa gayret ederler
Ramazan'da güzel hürmet ederler
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Rabb'im beldemize merhamet ede
Ahâlisi râh-i Mevlâ'ya gide
Enbiyâ evliyâ bir nimet ede
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Doğa kalbimize nür-i hidâyet
Sâbık ola sâbit ola sa'âdet
Ol zeman bulunur baki selamet
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Binlerce bin medfun evliyası var
Zâfir bâtın nice asfiyâsı var
Feyz ü berekât-i Kibriyâ'sı var
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Dilerem keremi Kerim'den elbet
Rabbim ede Erzurum'a merhamet
Halkeyleye Rabbim bir âli himmet
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

İnsaf merhametle kalbimizi dola
Gettiğimiz tarik şeri'at ola
Kalbimiz envâr-ı ma'rifet dola
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Bir kul günâhına tevbe ederse
Sadıkane o dergaha giderse
Afvolur günahı her ne kadarsa
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Dilerem daima kân-ı keremden
Kaldırmaya nur-i irfân didemden
Bizi halâs ede derd-i veremden
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Binbir hatim nur-ı arşı doldurmuş
Bela musibeti yerden kaldırmış
Düşmanları kahreylemiş öldürmüş
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Rabbim hıfzeyleye düşman şerrinden
Gazab göstermeye berr ü bahrinden
Hususa ki Erzurum'un şehrinden
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

Kalblerine dolsun feyz-i Rabbâni
Ahâlisi bulsun rahm-i Rahmâni
Lutfi Erzurum'dan gördün İhsânı
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

TRT REPARTUARINDAKİ HALİ

Erzurum kilidi mülk-i islam'ın
Mevla'ya emanet olsun Erzurum
Erzurum derbend-i ehl-i islam'ın
Mevla'ya emanet olsun Erzurum

Göl yerinde elbet sular bulunur
Yine vardır diye ümid olunur
Bugün yine bin bahaya alınır
Mevla'ya emanet olsun Erzurum

Ramazan'da Al-i Şan ederler
O şehr-i siyami zişan ederler
Fukara gönlümü gülşan ederler
Mevla'ya emanet olsun Erzurum


Söz-Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi
Kaynak – Raci Alkır
Derleyen-  Raci Alkır
Notalayan-  Mehmet Özbek
Yöre- ERZURUM

ELEDİM ELEDİM HÖLLÜK ELEDİM


Eledim eledim höllük eledim
Aynalı beşikte canan bebek beledim
Büyüttüm besledim asker eyledim
Gitti de gelmedi canan buna ne çare
Yandı ciğerim de canan buna ne çare

Bir güzel simâdır aklımı alan
Aşkın sevdasını canan sineme saran
Bizi kınamasın ehl-i din oğlan
Gitti de gelmedi canan buna ne çare
Yandı ciğerim de canan buna ne çare

Kaynak – Muharrem Akkuş
Derleyen-  Yücel Paşmakcı
Notalayan-  Yücel Paşmakcı
Yöre- ERZURUM

BEN RAZI DEĞİLEM HİCRANA GAMA


Ben razı değilem hicrana gama
Garip gönlüm haldan hala salan var
Sabavetten beri bir yol gözlerim
El zanneder uzahlarda kalan var

Gözümden akıttım kanlı yaşımı
Kurtarmadım karametten başımı
Gönül kalesinin mermer taşını
Hicran kalemiyle kırıp delen var

Dere kenarında ufacık taşlar
Nedir bu feleğen ettiği işler
Deryada balıklar semada kuşlar
Dedim belki yar yanından gelen var

Sümmani'yem ya rab gönlüm hoş eyle
Ya sabır ver ya bağrım taş eyle
Ya bir çift kanat ver ya bir kuş eyle
Tez ulaşam yar bağında talan var

Söz-Aşık Nihani
Kaynak - Selahattin Yetimoğlu
Derleyen-  Muzaffer Sarısözen
Notalayan-  Muzaffer Sarısözen
Yöre- ERZURUM

AL AT’TA YEŞİL KOLAN


Al at'ta yeşil kolan
Dolan sevdiğim dolan
İşte geliyor oğlan
Dolan sevdiğim dolan

Meğer gönlün var bende
Dolan sevdiğim dolan
Mendilim kaldı sende
Sevdası kızdan olan

Çok uzak gezme benden
Dolan sevdiğim dolan
Ölsem ayrılmam senden
Sevdası kızdan olan

Kaynak - Selahattin Yetimoğlu
Derleyen-  Muzaffer Sarısözen
Notalayan-  Muzaffer Sarısözen
Yöre- ERZURUM

BUGÜN SABAH İLE VİSALİ YARDEN



Bugün sabah ile visali yarden
Bana bir haber var inceden ince
O boyu zertarın hayali yarden
Yüzbin eseri var inceden ince

Olmak ister isen emman muhabbet pezir
Zenciri hevaya gel olma esir
Eğer aşığısan emman gel şu bezme gir
Gör bah ki neler var inceden ince

Ey Emrah aldanma sen bu laneye
Düşme dar-ı dehre sunam daneye
Köhne izen derler bu gam haneye
Ervah ki neler var inceden ince

 
Kaynak Kişi-  Aşık Yaşar Reyhani
Derleyen-  Nida Tüfekçi
Notalayan-  Nida Tüfekçi
Yöre- ERZURUM

CAN BULA CANANINI



Can bula cananını
Bayram o bayram ola
Kul bula sultanını
Bayram o bayram ola

Hüsn ü keder def ola
Dilde hicap def ola
Cümle günah effola
Bayram o bayram ola

Lütfi ya lütfü kerim
Erişe rahm ü rehim
Bermurade de fehim
Bayram o bayram ola


Söz-Alvarlı Lutfî Efe
Kaynak- Raci Alkır
Derleyen- Raci Alkır
Nota-Nida Tüfekçi
Yöre-Erzurum

REF : Lağvetme, hükümsüz kılma, ortadan kaldırma
RAHMU-REHİM : esergeyen, koruyan, acıyan Allah
HİCAP : Utanma
BERMURAD : İstek üzere
FEHMETMEK : Anlamak, kavramak
EF : Af
HÜZN-Ü KEDER : Üzüntü ve acı
DEF OLMAK : Çekilip gitmek, yok olmak
DİL : Gönül

CAN ELLERİNDEN GELMİŞEM


Can ellerinden gelmişem
Fani mekanı neylerem
Ol mülke meylim salmışam
Ben bu cihanı neylerem

Aşkın şarabın içmişem
Dil gülşenine göçmüşem
Ben varlığımdan geçmişem
Namu nişanı neylerem

Hakkı cemii halk eden
Müstağniyem billahi ben
Hallakı alem var iken
Halkı zamanı neylerem

Söz-Erzurumlu İbrahim Hakkı
Nota-neyzen.com
Yöre- Erzurum

HAK ŞERLERİ HAYREYLER


Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif anı seyr eyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Sen Hakk'a tevekkük kıl
Teslim ol ve rahat bul
Her işine razı ol
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Deme şu niçin şöyle
Yerindedir ol öyle
Bak sonuna seyr eyle
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hep işleri faiktir
Birbirine layıktır
Neylerse muvafıktır
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Sen adli zulüm sanma
Teslim ol oda yanma
Sabr eyle sen usanma
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Dilden gamı dur eyle
Canınla huzur eyle
Tefviz-i umur eyle
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hakk'ın olıcak işleri
Boştur gam u teşvişler
Ol hikmetini işler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Bil kadi-i hacatı
Kıl ana munacatı
Terk eyle muradatı
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Bir işi murad etme
Olduysa inad etme
Hak'tandır o reddetme
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Sen halk ile yarılma
Bu nefs ile hem kalma
Kalbinden ırağ olma
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hiç kimseye hor bakma
İncitme gönül yıkma
Sen nefsine yan çıkma
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Mü'min işi reng olmaz
Akil huyu ceng olmaz
Arif dili teng olmaz
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Gönlüm Hakk'a perg eyle
Takdirini derk eyle
Tedbirini terk eyle
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hoş sabr-ı cemilimdir
Takdir-i kefilimdir
Allah ki vekilimdir
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hallak-ı rahim oldur
Rezzak-ı keim oldur
Fa'al-i hakim oldur
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Geh muti vü geh mani
Geh zar ü geh nafi
Geh dafi vü geh rafi
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Her kuluna her anda
Geh kahr ü geh ihsanda
Her anda o bir şanda
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Geh bay eder geh miskin
Geh hurrem ü geh gamgin
Geh şuh u gehi sengin
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Geh abdin eder arif
Geh eymen ü geh haif
Her kalbi odur sarif
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Geh kalbini boş eder
Geh hulkunu hoş eder
Geh aşkına duş eyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Her dilde anın adı
Her canda anın yadı
Her kuladır imdadı
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Naçar olıcak yerde
Nagah açar ol perde
Derman eder ol derde
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Az ye az uyu az iç
Ten mezbelesinden geç
Dil gülşenine gel göç
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Geçmişle geri kalma
Müstakbele hem dalma
Hal ile dahi olma
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Gel hayrete dal bir yol
Kendin unut anı bul
Koy gafleti hazır ol
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Her sözde nasihat var
Her şeyde ne zinet var
Her işte ganimet var
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hep remz ü işarettir
Hep remz ü beşarettir
Hep ayn-ı inayettir
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Her söyleyeni dinle
Ol söyleyeni anla
Hem eyle kabul-i canla
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Bil elsine-i halkı
Aklam-ı Hak ey Hakkı
Öğren edeb ü hulkı
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Vallahi güzel etmiş
Billahi güzel etmiş
Tallahi güzel etmiş
Allah görelim n'etmiş
N'etmişse güzel etmiş

Söz-Erzurumlu İbrahim Hakkı
Nota-neyzen.com
Yöre- Erzurum

KÖPRÜNÜN BAŞLARINDA




Köprünün başlarında
Hanım eylen eylen eylen
Canım eylen bende gelim
Otursam taşlarında
Hanım eylen eylen eylen
Canım eylen bende gelim
Benim sevdiğim güzel
Hanım eylen eylen eylen
Canım eylen bende gelim
On sekiz yaşlarında
Hanım eylen eylen eylen
Canım eylen bende gelim

Köprünün başındayım
Hanım eylen eylen eylen
Canım eylen bende gelim
On sekiz yaşındayım
Hanım eylen eylen eylen
Canım eylen bende gelim
Kınamayın ahbaplar
Hanım eylen eylen eylen
Canım eylen bende gelim
Ben murat üstündeyim
Hanım eylen eylen eylen
Canım eylen bende gelim

KAYNAK KİŞİ-Mükerrem Kemertaş
Derleyen-Yücel Paşmakcı
Nota-Yücel Paşmakcı
Yöre-Erzurum

YÜKSEK MİNAREDEN ATTIM KENDİMİ


Yüksek minareden attım kendimi
Çok aradım bulamadım dengimi
Türlü çiçeklerden aldım rengimi

Eyvah olsun nazlı yarım şanıma
Üç arkadaş kıydı benim  canıma

Yüksek minareden attım taş
Ne anam var ne babam var ne kardaş
Keskin kılıç vurdu bana arkadaş

Eyvah olsun nazlı yarım şanıma
Üç arkadaş kıydı benim  canıma

Yağmur yağıyor şu dağları ısladır
Isladırda silahları pasladır
Bir gün olur deli gönül uslanır

Eyvah olsun nazlı yarım şanıma
Üç arkadaş kıydı benim  canıma


Kaynak-Ali Güler
Derleyen-TRT İstanbul Rad.THM Md.lüğü
Nota-Mehmet Özbek
Yöre- ERZURUM

4 Temmuz 2011 Pazartesi

AKÇA FERİKLER İNCE FERİKLER

(Koro)
Toplanin gizlar toplanin
Dizilin gizlar dizilin

(Erkekler)
Goca karilar tarlaya nasil giderler

(Kadinlar)
Hah bele bele giderler
Akça ferikler ince ferikler

(Koro)
Toplanin gizlar toplanin
Dizilin gizlar dizilin

(Erkekler)
Goca garilar tarladan nasil dönerler
 

(Kadinlar)
Hah bele bele dönerler
Akça ferikler ince ferikler

(Koro)
Toplanin gizlar toplanin
Dizilin gizlar dizilin

(Kadinlar)
Delikanlilar tarlayi nasil biçerler

(Erkekler)
Hah bele bele biçerler

Kaynak-Faruk Kaleli/Saadettin Akatay
Derleyen- Muzaffer Sarısözen
Nota-Muzaffer Sarısözen
Yöre ERZURUM

1 Temmuz 2011 Cuma

ILICA


Ilıca hayatımda önemli bir yer tutar. Babam o zamanki ismi Kaplıca olan Ilıca istasyonunda hareket memuru iken,  ilk okulu Erzincan Kapısında Cumhuriyet İlkokulunda okuyor ve ilk torun olarak Dedemlerin yanında kalıyordum. Onların sevgisi ve aşırı hoş görüsünün verdiği rehavet ile çakmak üzere iken dördüncü sınıf öğretmenim saygıdeğer insan Şükran Kürkcüoğlu Hanımefendinin önerisi ile Babam tarafından ve Dedemin muhalefetine rağmen;  Ilıca İlkokuluna nakledildim ve Ilıca hayatım başladı. İlkokuldan sonrada Erzurum Sanat Enstitüsünde okurken   beş yıl süresince de yaz tatillerinde şeker fabrikasındaki staj ile devam etti.

Çocukluğumda Ilıca demek: Su, sulak alanlar; sürü, sürü kazlar; bahçe, bostan, söğütlükler, kavaklıklar ve balıklar  demekti.

Son gördüğümde  artık olmayan dupduru bir çay; Pulur tarafından gelerek bir köprü altından çarşıyı kat eder, çermik bahçesinin yanından ve kiralık odaların arkasından geçerek istasyonun arkasına gelir,  Tarbasarların, Kopdağıların ve Cennetmekan Demokrat Ahmet amcanın evlerinin önünden  Gelingeldinin dibine gelir;   rayların altından  geçer ve istasyonun karşısı tarafında Aşkale yönüne doğru  rayları boylu boyunca takip ederdi.

İstasyonun solunda ve kayalıklar üzerindeki oturduğumuz lojmanın önünden geçen çayın akarkenki homurtusu ile söğütlerin hışırtısı odamızın içerisinden bile duyulurdu. Şimdi türünü bilmediğim balıklar vardı bu dupduru suda ve olta ile özellikle Ilıca’ya dışarıdan gelen asker ve memurlar tarafından  tutulurdu.

Bütün güzergahında çevresi salkım söğütlerle bezeliydi, istasyondan takriben 500-600 metre sonra da büyük bir un fabrikasını çalıştırarak Murat Çayına dökülürdü. Murat Çayına karıştığı yer ayrı bir güzeldi, un fabrikasının çevresi ise ayrı bir güzel. Benim Cennetimdi.  Cennet sözcüğünü duyduğumda hemen oraları gözümün önüne gelirdi.

İstasyonun ve lojmanın karşısı bütün ova bostanlıktı zaman, zaman sulaması çaydan arklarla alınan suyla yapılırdı. Bir defasında sulama esnasında yakındaki bostanların zıplayan minik balıklarla dolduğunu ve tesadüfen istasyonda olan  Yavuz Selim İlk Öğretmen Okulu (kapatılan  Pulur Köy Enstitüsü) öğretmenlerinden bir zatın alarmı ile  istasyondaki lojmanlarda oturan bütün çocukların  ellerimizle  minik balıkları çaya taşıdığımızı ve o andaki telaşımızı bugün bile hatırlarım.  Suyu azalan toprak arklar içerisinde karnı güneşte parlayan   balık kalmadıktan sonra  bugün bu yaşımda bile kulağıma küpe olan; yaptığımız işin önemini ve o minik balıkların yarına bırakacağımız ülkemizin zenginlikleri olduğunu dinledik öğretmen amcadan.

Bilim insanlarına göre yaşadığı ortama zarar veren iki tür canlı varmış; maymunlar ve insanlar.  Bugün Ilıca yok, çayları yok, söğütlükler yok, kavaklıklar yok, balıklar yok. Ilıca öyle, Erzurum öyle, Türkiye öyle, Dünya öyle. Hiçbir kuşak aldığını, aldığı saflıkta kendisinden sonrakilere aktaramadı. 

Yazık ki ne yazık!



ERZURUM’DA YAZLIK GELENEĞİ


Ilıca, Hasankale, Boğaz, Dutcu; Erzurum’da okullar kapanır kapanmaz çadır kurularak kısacık yazın geçirildiği yerlerdi. Erzurumlu yazlık kışlık mantığı ile Orta Asya'dan beri atalarından gelen geleneğini buralarda sürdürürdü. Bizimkilerin her yıl Temmuz’da gidip Eylül girerken döndükleri yer ise Boğazdı.


Ailem yazın sıcak suyu pek tercih etmez, bu nedenle Ilıca ve Hasankale’ye kışın birkaç günlüğüne gidilir yazın keyfi ise Boğazın kırlarında tabiat ile baş başa çıkarılırdı.


Otağ tipi diye adlandırılan dört köşeli, her köşesinde birer direk ile ortasında daha kalın bir direk bulunan iki bölmeli çadırımız Dedem tarafından kurulur bende ona yardım ediyor edasıyla etrafında koşturur dururdum, ancak çadır kurulumunda mahalleden komşumuz ve Boğazda un fabrikasında ustabaşı olan Şevket (Aslancan) amca Dedeme yardımcı olurdu.


Şevket amcanın ailesi ile birlikte yaz boyunca fabrikanın müştemilatında kalıyor olması da yazlık hayatımızı kolaylaştırır ve sürekli çadır komşumuz; Bit Pazarında giyim kuşam üzerine mağazası olan İbrahim (Caner) amcanın eşi Safiye annede Babaanneme can yoldaşı olurdu.


Anlaşmalı bir fayton ile yetişkinler 3-5 kişi bir araya gelerek sabah işe gider akşamda mahramaya bağlanmış siparişlerle geri dönerlerdi. Kadınlar içinde haftada bir günde, önceden haber verilmiş fayton gelir, onları hamama götürüp getirirdi. Biz çocuklar ise gün boyu boğaz deresinin serin suları içinde olduğumuz için kirlenme diye bir derdimiz yoktu.


Benim dışımda Boğazın keyfini birde Kısmet çıkarırdı. Dedemin dor atı “Kısmet”. Daha önce Dere Mahallesi, Bican Çıkmaz Sokak’ta evimizin müştemilatı içerisinde olan ahırı, evdeki tadilat ve modernleştirmelere kurban gidince; “Kısmet” Hurşit eminin hanına misafir; pardon hapis olmak zorunda kalmıştı. Boğaz onun için handaki hapisliğin sonu, engin hürriyet demekti. Un fabrikasının hayvanları ile birlikte Boğazın otluklarının tadını çıkarır akşamları ise kara gözlerini Erzurum'a doğru dikerek Dedemin yolunu beklerdi.


Eskiden Erzurumlu tam bir doğa dostu idi, meydanda ateş yakmaz, Boğazda ateş ihtiyacı maltızlar ile giderilirdi, çay ise tabiki semaverlerde. Bugün ise kısa süreli oturulan bir yer bile çöplüğe dönmekte, meydan ateşleri yakılmaktadır.


İki aylık koca!! Bir yaz göz açıp kapayıncaya geçip giderdi. Karlarla, kayakla, kızakla ve patenle geçen uzun beyaz bir kıştan sonra dolu, dolu geçen bir yaz.


Bizim kuşak Erzurum’da yazı ve kışı gerçek anlamda yaşayan şanslı bir kuşaktı. O günlerdeki hayatımız bugün Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerimizde yaylalara çıkanlarınki kadar zevkli ve sağlıklıydı. Bu günkü Erzurum’un beton ve taş yığını olarak bakımsız bir metropolden ne farkı kaldıki?

ESKİ ERZURUMDAN RENKLİ SİMALAR


Mahallemizin en önemli görevlileri çöpçüsü ve sucusuydu. Belediye motorize oluncaya ve evlere su bağlanıncaya kadar her ikisinin de evlerimize katkısı önemliydi.


Ahmet emi üstü kapaklı küçük tahta çöp arabası ve onu çeken devlet memuru tek atı ile evlerimizi arındırır tenekelere toplanan çöpleri ve her türlü atığı götürür, Naim emi ise cakkılının ucuna astığı ağzı kapalı tenekeleri ile içme ve temizlik suyumuzu taşırdı. Ahmet emi pek konuşkan birisi değildi kaşlarına kadar indirdiği kasketi ile hiç konuşmaz, kapı önlerine çıkarılan tenekeleri arabasına döker ve geldiği gibi sessizce kaybolurdu.


Naim emi ise yaz kış taktığı tiftik beresi ile tam tersi şen şakrak, harlı havarlı bir insandı. Gözleri şehla bakardı. Çok yüksek sesle konuşur taşıdığı yüke aldırmadan, o sular omuzda ve hemen, hemen karşılaştığı herkes ile yarenlik eder; uzun, uzun hal hatır sorardı.Biz çocuklar her ikisinin de yolunu özlemle beklerdik; Ahmet eminin gelmesi demek o çöpleri alıncaya kadar çok uysal olan atını sevmemiz ve okşamamız demekti. Bu konuda en cesur olanımızda Ekko idi: Aşırdığı şekerleri ata yedirir, altından geçer ayaklarını okşar çevresinde fır dönerdi. Ahmet emiden yüz bulduğunda atın üzerine bile çıkardı. At ise bütün bunlara kafasını ileri geri sallayarak ve kuyruğunu oynatarak tepki verirdi. Bu hareket bize göre atın bizimle ilgilenmesi, oynaması; yetişkinlere göre ise sinekleri kovmasıydı. Tabii yetişkinler yanılıyordu.


Naim eminin gelmesi ise sessiz sokağımızda seyir ve şamata demekti; daha kendisi gelmeden sokak başından gürültüsü başlardı, sesini duyduğumuz anda oyunumuza ara verir ve onu beklerdik. Tek, tek yaşımıza bakmadan hepimizin halini hatırını sorardı. Asker olduğu için yıllardır Erzurum’dan uzakta ve çeşitli illerde görev yapan amcamı ve çocuklarının hatırını da gıyaplarında her defasında sormaktan geri kalmazdı, kaldı ki amcamın çocuklarını hiç de görmemişti. Hepimizle şakalaşır ve tanıma fırsatı bulamadığımız oğlunu bize anlatırdı; ta ki evinde acil su bekleyen bir eze, bibi veya abla onu haşlayıncaya kadar.


Eskiden Erzurum’da çok şey makineleşmemişti. Her şeyin bir kişiliği, bir ruhu vardı. Ahmet eminin çöp arabası ve Naim eminin su tenekeleri de adeta yaşayan varlıklardı bizim için; bugün de hatıralarımızda yaşadığı gibi.