25 Kasım 2009 Çarşamba

2009 YILI KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Kurban Bayramınızı tebrik eder, nice bayramları sağlık, huzur, birlik, beraberlik içerisinde geçirmemizi ve ÜLKEMİ karıştırmak isteyenlere Cenab-ı Hakkın fırsat vermemesini bunu amaçlamış olanlara da izan vermesini niyaz ederim.

9 Kasım 2009 Pazartesi

RUHUN ŞAD OLSUN


ATATÜRK'TEN SON MEKTUP


Siz beni hâlâ anlayamadınız,
Ve anlayamayacaksınız çağlarca da,
Hep tutturmuş "yıl 1919, Mayısın 19'u" diyorsunuz,
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övünüyorsunuz.
Mustafa Kemal'i anlamak bu değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artık,
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler,
Siz bana neler yaptınız ondan haber verin,
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin,
Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Bana muştular getirin bir daha,
Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan;
Kuru söz değil iş istiyorum sizden anladınız mı,
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı,
Mustafa Kemal'i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil
Hâlâ o acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
Hâlâ oturmuş 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz,
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın,
Uluslar, fethine çıkıyor uzak dünyaların.
Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız,
Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil,
Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar,
Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar.
Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü
Görüyorum ki hâlâ aynı yerdesiniz hiç ilerlememiş;
Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek dururken,
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen,
Mustafa Kemal'i anlamak işitmek değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla,
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla,
Bu vatan, bu canım vatan sizden çalışmak ister,
Paydos öğünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter,
Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Hüseyin Celep


1881-1938 Düşünebiliyor musunuz? 57 yıllık kısacık bir ömre sığdırılan bir sürü şayanı dikkat, faydalı ve güzel iş. Tabii size şimdi onları sayacak değilim. Zaten hepsini biliyorsunuz. Ben dikkatinizi o güzel işlerin sığdırıldığı 57 ye çekmek istiyorum.  Ben 62 yaşındayım. Sağlıklıyım, kendimi genç gibi hissediyorum. 57 yaşındayken de daha çocuktum herhalde.


Atatürk’ün son yıllarındaki fotoğraflarını inceliyorum, bir çok fotoğrafındaki yorgun ve acı dolu yüzüne bakıyorum. Bir yüz nasıl bu hale gelir ve bir insan nasıl 57 yaşında yaşlanır?


O yorgun ve acı dolu yüzde milleti için duyduğu endişeyi, o vaktinden önce yaşlanan ve hastalanan bünyede onca savaşın tahribatını, o güzel yüzdeki derin çizgilerde yakın dostlarının ihanetini, o vaktinden önce zayıflayan ve dökülen sarı saçlarda çok kısa zamanda telafi etmek istediği geri kalmışlığa karşı isyanını ve o ferini kaybetmiş mavi gözlerde milleti için yitirmemiş olduğu umutlarını görüyorum.


Atatürk’ün yaşadıklarını, ömür boyunca cepheden cepheye koşuşunu ve mücadelesini göz ardı ederek aramızdan erken ayrılışını yaşam biçimine yoranları Allah’a havale ediyorum.


Bugün Ülkemizde birbirimizi yiyebiliyorsak, Albayrağımız fütursuzca dalgalanıyorsa, minarelerimizden günde beş vakit ezan yurdun her yerine dalga dalga yayılıyorsa bu Atatürk sayesindedir.


Değerli Atatürk! Bugün Ankara’da olmak ve kabrinde ellerimi göğe açarak ruhuna okumak ve dua etmek isterdim. RUHUN ŞAD OLSUN!

4 Kasım 2009 Çarşamba

GÖÇ OYUNU

Göç Oyunu (Aşkale - Koşapınar köyü) Oyuncular:

Baba: Orta yaşlı bir köylü.


Anne:İhramlı, yaşmaklı, kadın kılığında bir erkek.
Birinci oğul: Yirmi beş yaşlarında havai bir genç.
İkinci oğul: On sekiz yaşlarında uysal bir genç.
Ağa: Yaşlıca, tipik bir köy ağası.
Öküzler (iki kişi): Montunun yünlü kısmını arkasına geçirmiş, başını ve yüzünü boyun atkısıyla kapatmış gençler.
Eşek: Ahırdan çıkarılmış gerçek bir eşek.
Köy bekçisi: Başında şapka, elinde değneğiyle bir köylü.
Kurt: Vücudu yünlerle kaplı bir kişi.

Oyun, köy meydanında oynanır. Geçim sıkıntısı çeken köylü ailenin büyük oğlu para kazanmak için gurbete gider. Ailenin kalan fertleri baba, anne ve ikinci oğul Erzincan'a göç ederler. Orada bir ağanın yanına giderek iş isterler.

AĞA - (Arazisini gösterir) Bu araziyi ekin, biçin, mahsulün ikisi benim biri sizin olsun.

Meydana bir kara saban getirilir. Öküzler boyunduruğu bağlanır, tarla sürme hareketleri yapılar. Tarla sürüldükten sonra biçilir, harman edilir. Harman sonunda baba - oğul, ağanın arazisinden elde edilen ürünü bölmeye başlarlar.

BABA - Bu ağaya, bu bize, bu da bize, anbu da bize. (Oğluna dönerek) tamam mı oğul.

OĞUL - Ama baba... bize çoh oldi. Hahsızlık değil mi bu?

BABA - Sus ulan sen ne bilirsin, bizim anamız dinimiz ağladi bu mahsulü galdırana gadar.

Çoği bizim olacah. (Bölme işine devam eder.Oğluna dönerek) öküzleri çayıra götür, otlasınlar. Oğlan, öküzleri meydanın dış kısmına çıkarır. Biraz otlatma hareketleri yapar.

OĞUL - (Bağırarak) Baba, gurt öküze saldırir.

Baba, tüfeği alır, kurda ateş ederken yanlışlıkla öküzün birini vurur. Baba, anne ve oğul öküzün başına toplanıp ağlaşırlar. Diğer öküz de gelir, duyduğu üzüntüden dolayı böğürmeye başlar.

BABA - Öküz bıçahsız getdi. Ama, biz gine kesah, bıçahli diye satarıh.

Ölmüş öküzü keser, etini ayırırlar. Bir budunu ağaya gönderirler. Diğer budunu da köy bekçisine sus payı olarak verirler. Bu arada gurbette oğlandan mektup gelir. Baba, mektubu açıp hanımının ve diğer oğlunun yanında okumaya başlar.

BABA - (Mektubu okur) Kıymetli babacığım mektubuma başlamadan evvel selam eder, ellerinden öperim, hayırlı dualarını beklerim. Anneme selam eder, ellerinden öperim.(Bu kısım da baba, hanımına dönerek). Sene de selamı var gari. (Mektubu okumaya devam eder). Baba, duydum ki Erzincan'a göç etmişsiniz. Siz hiç merak etmeyin, sizin sırtınızı yere getirmeyeceğim. Burada çok para kazanıyorum. Babacığım, Ahmet ağanın kızını da unutmayın. (Baba,kendi kendine söylenir). Vay gavurin oğli, gine gız meselesi. (Mektubu okumaya devam eder). Son baki selam, acele cevap beklerim.

Mektup bittikten sonra çok sevinirler.Bu arada diğer öküz de bir kaza sonucu ölür. Öküzlerin kadavrasını bir kenara atarlar.

Biraz sonra büyük oğul, "gurbetin yolları" türküsünü okuyarak meydana gelir. Babasıyla, annesiyle, kardeşiyle sarılırlar, hasret giderirler. Karşılıklı konuşma sırasında oğlanın köye parasız geldiği anlaşılır.Gurbette kazandığı parayı kumarda, gayri meşru yollarda tüketmiştir. Bunu duyan baba, baygınlık geçirir, yere düşer. Anne, silahı çekerek kendisini vurur. Baba uyandırılır. Beraberce anneyi eşeğe bindirirler ve hastaneye götürürler.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

GÜRZALİ OYUNU

Gürzali Oyunu (Pasinler - Kavuşturan köyü)

Oyuncular:

Baba (Hasan) - Oğul (Gürzali) - Kız (Südiye) - Anne - Köylüler

Sakat olan baba, bir yandan koltuk değneğine yaslanırken bir yandan da oğlunun yardımıyla içeriye girer.

BABA - (Yüksek sesle) Oğlum Gürzali!

OĞUL - Buyur baba.

BABA - Sağ ayağımı ileri götür.

Gürzali, babasının dediğini yapar. Bu şekilde yürüyerek ortaya gelirler.

BABA - (Oğlunu göstererek köylülere) Benim oğlum ey ot biçer, ey bağ bağlar. Dünyada bunun üstüne iş görmek haramdır.

Baba, köylülerden bir çayır kiralar. Gürzali çayırı biçmeye başlar. Babası çayırdan ayrılınca Gürzali çalışmaya bırakır, yatar, uyur. Babası gelir.

BABA - (Bağırarak) Gah ulan, ne yatirsan? Çayırı biçsene.

OĞUL - Beni everirsen çalışıram.

BABA - Tamam oğlum, seni evereceğam, sene Sudiye'yi alacağam. Ben düğün tedarigine gidirem, sen çayırı biç. (Dışarıya çıkar).

OĞUL - (Çayırda hoplayıp zıplayarak) Dadaşım beni everecah, dadaşım beni everecah. Diye sevinir. Oğlan, biraz daha çalıştıktan sonra baba gelir.

BABA - Neydirsen oğul?

OĞUL - Görirsen baba, çayırı biçtim.Şimdi bağ bağliyacağam.

Baba, Südiye'nin evine gider. Kapıyı çalar. Südiye ile annesi evde oturmaktadırlar. Allah'ın emri, peygamberin kavli ile Südiye'yi Gürzali'ye ister. Annesi kızı verir. Baba,oğlunun yanına gelir. Oğul çayırı biçmiş, bağları yığın haline getirmiştir. Baba, oğlunu nişanlı görmeye götürür. Südiye'nin evinin kapısında bulunan köpek havlamaya başlar. Gürzali'nin üzerine saldırır. Gürzali geriye çıkar.

Böylece birkaç kez köpek saldırısına uğrayan Gürzali'yi babası götürür,eve sokar. Südiye evde yoktur. Gürzali, getirdiği hediyeleri kaynanasına göstererek "anbu gaynanama fistan,an bu da Südiye'ye köynek" şeklinde birkaç eşya çıkarır, bunları yukarıya fırlatır. Sonra fiatlarını söyler. Kaynana dışarıya çıkar. Gürzali de arkasından çıkar. Gece olduğu için Südiye görünmemektedir.

GÜRZALİ - (Yüksek sesle bağırır) Gız Südiyeee.

SÜDİYE - Caan.

GÜRZALİ - Vıyh ben de sene caan.

Südiye dünürcülerin arasındadır. Gürzali, sesin geldiği yere atlayarak dünürcülerin üstüne düşer. Südiye oradan kalkar, odanın diğer köşesine gider. Gürzali yine Südiye'ye seslenir. Südiye "caan" der. Gürzali sesin geldiği tarafa atlayarak oturanların üzerine düşer. Oyun böylece biter.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

HACI OYUNU

Hacı Oyunu (Pasinler - Tepecik köyü)

Oyunda,hacı rolünü oynayan kişinin sırtına bir başka adam bağlanır. Hacı içeriye girer. Odada bulunanlardan birinin yanına gider.

HACI - Ben hacca gidirem, bi şey ısmarlir misan?

I.KÖYLÜ - Bene bir seccade getir.

HACI - Başımın üstüne. (Sırtındaki adamın başına vurur)

Bu kez başka birinin yanına gider.

HACI - Sen ne istirsen?

II.KÖYLÜ - Bene de bir saat getir.

HACI - Olur, başım üstüne. (Yine sırtındaki adamın sırtına vurur).

Bu şekilde birkaç kişiyle konuşur. Her defasında sırtında taşıdığı kişinin başına vurarak onu rahatsız eder. Bağırtır. Adam, inmek ister. Seyirciler araya girerek bırakmak istemezler. Hacı yürüyüşüne devam eder. Hicazdan dönüşte kendisiyle mal ısmarlayanların yanına gider.

HACI - Ağa, sen ne istemiştin?

I.KÖYLÜ - Bir seccade istemiştim.

HACI - Vay benim guri gafam.(Sırtındakinin kafasına vurur)

Sonra diğer köylünün yanına gider.

HACI - Sen ne istemiştin?

II.KÖYLÜ - Saat istemiştim?

HACI - Vay benim ahılsız gafam (Sırtındaki adamın kafasına vurur)

Bu şekilde birkaç kişi ile konuşur. Her defasında siparişi getirmediği için dövünerek sırtındaki adamı rahatsız eder. Adam inmek için çırpınır. Seyircilerin gülmeleri arasında oyun biter.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

HAKSIZLIK OYUNU

Haksızlık Oyunu (Narman - Mahmutçavuş köyü)

Oyunda üç oyuncu bulunur.

Oyunculardan İkisi bir tarafta, diğeri de karşı tarafta yer alarak münakaşa yaparlar. İki kişilik grup, "iki hisse bizim, bir hisse senin" derler. Tek kişi de "hayır yarısı sizin, yarısı da benim" der. Meselenin içinden çıkamayınca, seyircilerden birini hakem tayin ederler. İki kişilik grup, hakeme şöyle anlatırlar:

-Biz bu adamla bir iş yaptık. Üçümüz taş çıkaralım diye kabul ettik. Taşları çıkardık. Biz diyoruz çıkardığımız taşı üçe bölelim, bu diyor ikiniz bir hisse, ben bir hisse. Buna bir hal ver.

Tek kişi olan da kendini şöyle savunur.

-Taşları benim tarlamın yanından çıkardık, yarısı ancak onların olur.

Hakem şaşırır:

- Bilemem, ben hiç birinize hak veremem, der.

Bu kez üçü birleşerek, "sen ki hak vermiyorsun, şimdi görürsün" derler. Hakemin ellerini bağlarlar. Bacaklarının arasından bağlı kollarını boynuna iliştirirler. Hakem kamburlaşır. Sırtına ağır yük koyar ve iyi hakemlik yapmadığı için cezalandırırlar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

HIRSIZ OYUNU

Hırsız Oyunu (Pasinler - Çöğender köyü)

Oyuncular:

Tüccar - Muhtar - Hırsızlar (4 kişi)

TÜCCAR - (İki elini kalçalarına dayamış olduğu halde etrafa bakarak ortaya gelir) Hey! Bu köyün imamı, muhtarı kim?

SEYİRCİLER - Ne yapacahsın? Ne olacah?

TÜCCAR - Soygun var.

Kelimeleri anlaşılmayacak şekilde, karışık söylediği için karşısındakiler anlayamazlar.

SEYİRCİ - Duymiram, ne diyirsen?

TÜCCAR - Soygun var.

Kelimeleri anlaşılmayacak şekilde, karışık söylediği için karşısındakiler yine anlayamazlar.

SEYİRCİ - Duymiram, ne diyirsen?

TÜCCAR - (bağırır, aşağı - yukarı gezinir, etrafına göz gezdirir). Bu köyün muhtarı kim?

SEYİRCİ - Ne edecahsan?

TÜCCAR - Lazım; yüzüne eşgi pestil saracağım! İstirem işte, elbet bir derdim var ki soriram.

SEYİRCİ - (yanındakilerden birin gösterir) Aha muhtar.

TÜCCAR - (muhtarın yanına gider) Selamünaleyküm.

MUHTAR - Aleykümselam.

TÜCCAR - Beni soydular.

MUHTAR - Nerden belli?

TÜCCAR - Falan yerde soydular.

MUHTAR - Ne malum soyulduğun?

TÜCCAR - Bu yüz eskiden böyle miydi? Yüzümün, gözümün yarali olduğunu görmir misen?

MUHTAR - Belki böyle idi, iftira edirsen.

TÜCCAR - İftira etmirem, beni soyannari taniram.

MUHTAR - Görsen tanırmısan?

TÜCCAR – Ula tanıram dedım ya. Elimi - ayağımı bağladılar, gözüm kor değil ya.

MUHTAR - Cıbıl, senin neyin var ki alalar?

TÜCCAR - Ben tüccaram, köyüze mal toplamaya geldim, beni soydular.

MUHTAR - Cıbıl toplamiya mi geldin?

TÜCCAR - Öküz toplamiya geldim.

MUHTAR - Öküz nedir?

TÜCCAR - Buruk mallar.

MUHTAR - Kaç bin lira malın vardı?

TÜCCAR - İki bin lira.

MUHTAR - İki bin liralıh adama benzemirsen.

TÜCCAR - Sende onnarınnan ortağa benzirsen.

MUHTAR - Dinim hakkı için, değil.

TÜCCAR - Muhtar, sen hangi dine tapirsen?

MUHTAR - Kendi dinime.

Biraz gezinirler. Eski konuya dönerler.

TÜCCAR - Ben hırhızları taniram, benim üstüme mazarat etmesinler, beni öldürmesinler.

MUHTAR - Ey düşün, söyle, belki onlar değildirler, sizin memlekettendirler.

TÜCCAR - Bizim memleketten öyle bir şey çıkmaz.Sen para ortağısan. İki bin liranın yarısını sen aldın. Sen bir de muhtar olasan da böyle şeyleri gizleyesen, muhakkak sen de ortahsan.

MUHTAR - Senin paran ne olacah?

TÜCCAR - (ortada dolaşıp seyircilere göz gezdirdikten sonra bir kişiyi göstererek) Parayi yiyirsen, sonra it gibi bağirirsan. (seyircilerden iki kişiyi göstererek) bunnar da hırhızdır.

MUHTAR - (Tüccar hakkında bir fikir edinmek amacıyla) iki bin lira kaç yüz lira eder? Paranın hesabını eyce bülir misen?

TÜCCAR - İki bin lira eder.

Tüccarın gösterdiği adamların hırsız oldukları hallerinden anlaşılır. Muhtar, hepsine diz çöktürür.

MUHTAR - (Tüccara). Bunnardan ne matlup edirsen? Bunnardan para istersen paraları yohtur.

TÜCCAR - Bunların dördünden birini bana ver, hayıfımı alim, bana dört bin liraya yeter. Sonra sırayla hırsızların önünden geçer.

Birinciye: Bu dürziyi görirsen, beni duttuğu zaman "bunun parasını alah, köprüden aşşağiya atah" dedi.Bu dürzi bu dürzi (Elindeki sopa ile kafasına vurur.) Hırsız diz çökmüş vaziyette itaat eder.

İkinciye: Bu kerhanaci "parasını alah, guyuya atah" dedi.Bu kerhanaci, bu kerhanaci (Kafasına aynı sopayla vurur).Seyirciler gülerler.

Üçüncüye: Bu gavatı görirsen, "başıni bir yere, ayahlarını bir yere goyah" dedi. Bu gavat bu gavat (Kafasına vurur)

Dördüncüye: Bu çocuğun hakkı var, "parasını alah, gendini salah" dedi.

Tekrar baştan başlayarak.

Birinciye:Ah bu gavat,bu gavat, "gafasıni bir yere gendini bir yere goyah" dedi.

İkinciye: Bu kerhanaci dedi ki, 'buni kesah, kestiyten sonra dişlerini alah, başıni köprünün dibine atah.(vurur, seyirciler güler.)

Üçüncüye: Bu dürzi "parasıni aldıhtan sonra kesek ve toprağa gömek heç bulunmaz, köprüden atsah bulurlar" dedi.

Bu kerhanaci, bu kerhanaci, (kafasına vurur).

Dördü de oyun sonuna kadar aynı vaziyette dururlar.Tüccar vurduktan sonra seyircilerin kahkahaları arasında çıkar, oyun biter.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

HOCA HOCA OYUNU

Hoca Hoca Oyunu (Merkez - Güzelova köyü)

Oyuncular:

Hoca: Başı sarıklı veya fesli, hoca kılığına girmiş bir kadın.
Anne: Günlük kıyafetiyle bir kadın.
Kızlar (4 kişi)

Bu oyun kadınlar tarafından kendi aralarında oynanır. Anne, dört kızını alarak hocaya götürür.

ANNE - (Hocaya) Babalari goydi Almanya'ya getti. Bunları ohut, eti sene, gemigi bene. Ohumuzlarsa bene heber yolla (kızlarına dönerek) hoca sizi ohudanda "elif" dedi mi siz "elim" diyin, "ba" dedi mi "baba" diyin, "ta" dedi mi "talaşım" diyin, "sa" dedi mi "sene ne?" diyin, "cim" dedi mi "kime ne" diyin.

HOCA - (birinci kıza) Elif

KIZ - Elim.

HOCA - Ba.

KIZ - Baba

HOCA - Ta.

KIZ - Talaşım.

HOCA - Sa.

KIZ - Sene ne?

HOCA - Cim.

KIZ - Kime ne?

Hoca koşarak,çocuğun annesinin yanına gider, çocuktan şikayetçi olur.

ANNE -(Hocaya) Bene havara gelene gadar, elini elen bağla.

Anne, kızın elini hocanın eline bağlar. Hoca ikinci kızı okutmaya başlar. O da annesinin öğrettiği biçimde hareket eder. Hoca yine çocuğun annesine koşarak durumu bildirir.

ANNE -Bene havara gelene gadar gelini öbür elen bağla.

Hoca üçüncü ve dördüncü kızları da okuturken aynı durumla karşılaşır ve yine anneye şikayet eder. Anne, hocaya üçüncü kızı sağ ayağına, dördüncü kızı da sol ayağına bağlamasını önenir. Hoca da annenin dediği gibi yapar. Çocukları okutmaya devam ederken anne gelir.

ANNE -(Çocuklara yüksek sesle) Babaz Almanya'dan geldi.

Çocuklar bu haberi duyunca koşarak giderler,hocayı da beraberinde sürükleyerek götürürler.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

İMAM OYUNU

İmam Oyunu (Aşkale - Koşapınar köyü)

Oyuncular:

İmam:Başında büyükçe bir kavuk, sırtında kalın bir palto, elinde uzun bir değnek vardır. Kavuğun ortasına içi su dolu bir tas yerleştirilerek görünmeyecek şekilde sarılmıştır.

Öğrenciler: Günlük kıyafetiyle dört - beş kişi. Öğrenciler biri, oyunu bilmeyenlerden seçilir.

Muhtar: Günlük kıyafetiyle bir erkek.

İmam selam vererek ortaya gelir, köyün muhtarını sorar. Muhtar ortaya çıkar. İmam, köye imam olmak ve öğrenci okutmak istediğini anlatır. Muhtar kabul eder ve öğrencileri çağırır. İmam bir sandalyeye öğrenciler de diz çökerek yere otururlar. İmam, dersin konusunu anlatır: "Ebced, hevvez, huddi." gibi sözler söyler. Sonra öğrencilere ayrı, ayrı sorar.

Oyunu biler öğrenciler kasten yanlış cevap verirler. Hoca onları sopalar. Oyunun akışını bilmeyen öğrenciye sıra gelince o, hocanın söylediğini aynen tekrarlar. Hoca,"Aferin evladım, sen hoca oldun, kavuğumu sana vereyim" diyerek içi su dolu olan tası kendi başından çıkarıp öğrencinin başına geçirir.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

ISLIKLA KALDIRMA OYUNU

Islıkla Kaldırma Oyunu (Narman - Mahmutçavuş köyü)

Oyun yapacak kişi, eline bir düdük alarak seyircilerin ortasında durur, seyircileri şöyle hitap eder:

-Kendisine kim güveniyor? Hem kuvvetli, hem ağır olacak. Parmaklarını kenetleyip boynunun arka tarafına koyarak yatacak. Üç defa ıslık çalacağım ve üçüncü ıslığı çaldığım zaman ayağa kaldıracağım o babayiğidi.

Bir kişi ortaya çıkar. Tarif ettiği gibi onu yere yatırır. Bütün seyirciler sabırsızlıkla sonucu beklemektedir. Oyuncu iki defa ıslık çalar, yerde yatan kişi kendini sıkar, kalkmamak için direnir. Oyuncu, üçüncü ıslığı çalmaz ve şöyle der:

-Yarın aynı zamana kadar bekle, gelir ıslık çalarım, kalkarsın.

Yerde yatan kişi hemen ayağa kalkmaya çalışır. Oyuncu o anda üçüncü ıslığı çalar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

KABADAYI OYUNU

Kabadayı Oyunu (Pasinler - Kavuşturan köyü)

Oyuncular:

I. Kabadayı - II. Kabadayı - Cenaze - Seyircilerden biri

I.KABADAYI - (Bağırarak odaya girer). Heeey! Anasından ezen, babasından tezen, anasının goynundan gız gaçıran. Var mi ulan bene yan bahan?

II.KABADAYI - (Bağırarak ortaya gelir) Heeeey! Ulan ne bağırırsan? O gadar cesur musan?

I.KABADAYI - Tabi ulan.

II.KABADAYI - Mezarlıhdan gorhar mısan?

I.KABADAYI - Yav, get, dün değil evvelsi gün dedem ölmüşdi, getdim, mezerinden çıharttım, tekrar geri getirdim, çünki çoh özlemişdim.

II.KABADAYI - Yaaa, ele mi?

İkinci kabadayı dışarıya çıkar, önceden hazırlanmış olan ölüyü alır. İçeriye getirir, ortaya yatırır. O anda ışıklar söndürülür.

II.KABADAYI - Heey, gabadayi, nerdesen?

I.KABADAYI - Ben burdayam burda.

II.KABADAYI - Ne oldi? Garanlıhdan gorhdun mi? Diblere mi sindin?

I.KABADAYI - Get ulan get, ben gorhsaydım anamdan dünyaya gelmezdim.

Işıklar yanar, birinci kabadayı cenazeyi ortada görence bayılır, yere düşer.

II.KABADAYI - Ne oldi ulan, bunda gorhacah ne var?

Birinci kabadayıyı kaldırır, oturtur, su serperek ayıltır. Yerde yatan ölünün yanına gelir. Elini karnına bastırınca ölü, başını kaldırır, ayaklarına dokununca ölü, oturur.

Elini kaldırınca tekrar yatar. Böylece birkaç kez yatma - kalkma hareketleri tekrarlanır. Bu duruma hayret eden birinci kabadayının dili tutulur, benzi solar, fena halde korkar. İkinci kabadayı, ölüyü alıp dışarı çıkarır.

Sonra tekrar içeriye girer. İki kabadayı kavgaya tutuşurlar. Bıçaklarla dövüşürken seyircilerden biri ayırmak için araya girer. O arada seyirci bıçak darbesiyle ölür. İki kabadayı ölüyü ne yapacaklarını düşünürler "Sen öldürdün, al götür" gibi sözlerle münakaşa ederler. Sonra ikisi birlikte ölüyü omuzlarına alarak dışarıya çıkarlar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

KADI OYUNU -II-

Kadı oyunu (Merkez - Altınbulak köyü)

Oyuncular:

Kadı: İri yarı, sakallı bir kişi. Başında kalpak vardır, beli kamburdur.
Kızlar: Kadın kılığına girmiş erkekler.
Sandalye: Kadı'nın oturması için elleri ve ayakları üzerine yere çömelmiş bir kişi.
Zırtıkçı: Çalgıcı.

Düğünlerde oynanan bir oyundur. Kız ile oğlan tarafı arasında oynanır.

Kadı, sandalyeye oturur, dinleyicilere nutuk atmaya başlar: "Bezin metresi şu gadar, filan işi şöyle yapın, bunu böyle yapın" gibi durumun gerektirdiği biçimde konuşur. Kızlar ortada dolaşır, bazı misafirlerin kucağına otururlar.

Kollarını, oturdukları adamın boynuna atarlar. El - kol hareketleriyle birlikte alttan adamın vücuduna iğne batırırlar. İğneye maruz kalanlar yerlerinden hoplayarak rahatsızlıklarını belirtirler. Kızlar "Ne oldi hoşlanmadın mı?" diyerek gülerler. Kadı, "Zırtıhci, çal gızlarım oyniyacah" der.

Zırtıkçı çalar, kızlar oynarlar. Bu arada kadı aniden sandalyeden düşer ve ölür. Kızlar başına toplanıp ağlarlar."Biz bunun cendeğini nasıl galdırah?" derler. Dünürcülerden biri "golayi var" der. Düğün sahibi kızlara para verir.

Parayı alan kişi "baba, bu goca cendek bu parayınan kahar mi?" diye itiraz edince düğün sahibi biraz daha para verir. Kadıyı kaldırırlar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

KADI OYUNU -I-

Kadı Oyunu (Tortum - Cihanlı köyü)

Oyuncular:

Kadı: Sırtında büyük bir palto, başında bir sarık,elinde kemden yapılmış tespih bulunan bir kişi.
Cazı Nene: Kadı'nın hanımı, (kadın kılığına girmiş bir erkek.)
İnzibat: Koruma görevlisi. Polis üniforması veya buna benzer elbiseler giyinir.
Kolu Kızıl: Beyaz renkli uzun don ve gömlek giyinmiş, başında sarık bulunan iki kişi. Kollarına değnek takarlar.
Hırsız: Günlük kıyafetiyle bir erkek.
Diğer oyuncular (4, 5 kişi)

Kadı oyunu, büyük bir odada oynanır.Yukarıda isimleri belirtilen oyunculardan kurulu ekip, bar oynamaya başlar. Davul - zurna eşliğinde devam eden oyunda bulunan Kolu Kızıl'lar, kollarını sağa - sola oynatarak komik hareketler yaparlar. Bu arada dışarıdan bir kişi (hırsız) gelerek oyunda bulunan Cazı Nene'yi kaçırır. İnzibatlar gider. Cazı Nene'yi ve Hırsız'ı getirirler. Kadı Hırsız'a caza verir. Ceza olarak genellikle dayak atılır.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

KALAYCI OYUNU

Kalaycı Oyunu (Tortum - Cihanlı köyü)

Oyuncular:

Kalaycılar (2 kişi) - Çırak - Körük - Muhtar - Kap.

Kalaycılar odaya gelirler ve muhtarı sorarlar. Muhtar gösterilir.

KALAYCILAR - (Muhtara) Biz galayciyih, galaylanacah gabız var mi?

MUHTAR - Var.

Odanın bir köşesinde kalaycılara yer ayrılır. Kalaycılar, odadakilerden birini ortaya alarak körük yaparlar. Kollarının arasına bir çubuk takarak körük çekme hareketleri yaparlar. Bir başka kişiyi de kap olarak kullanır, yüzünü islemeye başlarlar. Sonra yüzüne un sürerler. Bu sırada kalaycının çırağı odaya girer.

ÇIRAK - (birinci kalaycıya) Usta, anan ölmüş.

KALAYCI - Boş ver, çek körügi.

Kalaycı kap kalaylamaya devam eder. Çırak dışarıya çıkar, biraz sonra tekrar gelir,

ÇIRAK - Usta baban ölmüş.

KALAYCI - Boş ver, çek körügi.

Kalaycılar yine kap kalaylamaya devam ederler. Çırak dışarıya çıkar, biraz sonra tekrar gelir.

ÇIRAK - Usta, garın ölmüş.

KALAYCI - Gapat körügi çırah.

Çırak, yanında bulunan isi alır, körük rolündeki kişinin yüzüne sürer. Odadan dışarıya çıkarlar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

KAMBUR OYUNU

Kambur Oyunu (Aşkale - Toplaçavuş köyü)

Oyuncular:

Kambur:Yüzüne hamur yapıştırılmış, sırtına minder konularak kambur hale getirilmiş acayip kılıklı bir kadın. Diğer kadınlar

Komik hareketler yapıp oynayarak ortaya gelen Kambur'la diğer kadınlar şu konuşma geçer:

KADINLAR - Ağzan ne oldi, ele uzanmış?

KAMBUR - Onca anama çemkirdim ki.

KADINLAR - O gözlerin niye delik kibi?

KAMBUR - Onca harama bahdım ki.

KADINLAR - Ya o kulahlaran ne oldi?

KAMBUR - Onca gapi diynedim ki.

KADINLAR - O dalındaki guzzik ne?

KAMBUR
- Onca haram yük daşıdım ki.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

KAZ OTARMA OYUNU

Kaz Otarma Oyunu (Ilıca - Söğütlü köyü)

Oyuncular:

Kaz Çobanı:Çobanın Yardımcısı - Bilikler (kaz yavruları) - Muhtar - Biliklerin Sahibi

İş arayan bir adam odaya girerek muhtara iş sorar. Muhtar, bunu kaz çobanı olarak görevlendirir. Kaz yavrusu olarak seçtikleri birkaç kişiyi ortaya çıkarırlar. Çoban, ortada bunları bir süre gezdirerek otlatma hareketleri yapar.

ÇOBAN - (Muhtara) Yalnız oturamam, bene bir tane yardımcı ver.

Muhtar,odada bulunanlardan birini yardımcı tayin eder.Çoban, yardımcısıyla birlikte işine devam ederken bilikler donar. Biliklerin sahibi ortaya çıkar.

BİLİKLERİN SAHİBİ - Vıyy, biliklerimi dondurmuşsuz.

Çobanlar, ceketlerini çıkararak biliklerin üstüne atarlar. Mal sahibi, çobanları biliklerin üstüne iter. Çobanlar yere düşünce bilikler bunları ısırmaya başlar. Odada bulunanlardan birkaç kişi de bunların arasına iterler.Bilikler, bunları da ısırırlar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı