30 Kasım 2010 Salı

GÜZELLEME


“Gürcü Kapı”, “Tebriz Kapı”, “ Kars Kapı”, 
Rus mu gelmiş? Dayan göğsün, sars kapı!
Dadaş çekiç; sen olmuşsun örs kapı.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Azîziye, Hamîdiye Tabyası;
Mecîdiye” tutuyor vatan yası.
Haykırdı:”Bitsin düşmanın cefâsı.”

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Sesin duydu, Erzurumlu uyandı.
“Nene Hâtun” “Tabyalara” dayandı.
Vatan için al kanlara boyandı.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Gâzi Ahmet Muhtar Paşa nerdesin?
Kâzım Karabekir Paşa serdesin.
Görebilsem, kalksa gözüm perdesin.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Şükrü, Rüştü, bir de Hâlit Paşalar,
Elde kılıç; engelleri aşalar.
Düşmanları rüsvây olup; şaşalar..

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Kovarız düşmanı, çekmeyiz arı.
On iki mart günü kürürüz karı.
“Mahalle Başı”nda oynarız barı.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Hüzün çökmüş, yurdu düşman kaplamış.
“Gazi” Erzurum’da “Kongre” toplamış.
Ümit olmuş; duyan yürek hoplamış.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Dadaş Şehri; Mehmetçikler yatağı,
Komut verir “Havuz Başı Çatağı.”
Dört bir koldan başlatırlar atağı..

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Palandöken” olmuş; kar ile duman.
Bir garip yolcuya vermiyor aman.
Palanı dökülmüş; hali ne yaman.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Kaval içli; dertleşiyor yar ilen.
Bağrım yanık; yoldaş oldum hâr ilen.
“Efe” gelir peşinde “Alvar” ilen.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Yaş on sekiz; Erzurum’a uzandım.
“İslâmî İlimler” seni kazandım.
Beş yıl boyu “Vahiy” ile bezendim.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Atatürk Üniversitesi” tektir.
Eşini ararsan, bulunmaz; yektir.
Öğrenciler arı, o da petektir.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Çiçek açmış; kar üstünde; kırmızı,
Canlar gitti, yerde gördüm cansızı.
Ağıt dinle! Yüreklerde var sızı.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Canım “yurdum”; açtım ona kucağım.
Sılam uzak; oldu baba ocağım.
Dostla doldu yanım, köşem, bucağım.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Güneş battı, çektim içten nefesi.
Al duvağın giymiş “Ejder Tepesi”
Sabahladım; duyulur ezân sesi.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Telsizler”den iner idik; kayarak.
Buz üstünde, adımları sayarak.
Kolumuzu kol üstüne koyarak.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Hafta sonu “Dutçu”ya dek koşardık.
Çiçek koklar, neşe dolup; taşardık.
Uyku böldük, ders çalıştık, başardık.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Köşke” çıktım; bir bardak çay içimi,
içim çekti; uğradım yol geçimi..
Kalam, gidem; yapamadım seçimi...

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Abdurahmân Gâzî” derler; bir velî..
Derler ki:”Görmeyen gelirmiş geri.”
Bu illerin en misâfir perveri.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Uzun Harmanlar”da yaptık harmanı,
Ter basınca çektik soğuk ayranı.
Gün batımı ne hoş olur seyranı.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Koç yiğitler cirit oynar çayırda.
Koyun kuzu meleşiyor bayırda.
Ana, ata, kız, kızanlar seyirde.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Yunus Emre Mahallesi” Yunuslu.
Varın görün! Çocukları çok uslu.
Kış gelince havası olur puslu.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Yenişehir”; kat kat evler; köşeli.
İçleri halı, mobilya döşeli.
Deprem sallar! ! Kimse kalmaz neşeli.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Yigit idi, şu “Çırçır”ın uşağı.
Altta şalvar; bele sarmış kuşağı.
Nâra atar “Kırmacı”dan aşağı.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Ali RÂVİ Caddesi”nden indim ben.
Yağdı yağmur; dam dibine sindim ben.
“Yoncalık”ta otobüse bindim ben.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Lala Paşa Şadırvanı” şarıldar.
Vakit gelir; cemaati harıldar.
“İşfa´” dinler; gönülleri parıldar.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Bir Berber Nâim Hoca vardı; fakîr...
Maçtan maça koşardı; dili şakir...
Gitti gelmez; dostları yola bakir...

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Kırk Çeşme Hamamı”, uğran yârenler!
Tarih boyu şifâ bulmuş varanlar.
Bir de “Şeyhler Hamamı”nı soranlar.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Hâtûniye, Yâkûtiye medrese,
Astronomi, matematik, hendese,
Asırlardır ilim saçmış herkese.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Bir zamanlar boyunları büküldü.
Üzüldüler, göz yaşları döküldü.
Genizlerden hıçkırıklar söküldü.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Şimdilerde gülüyor gül yüzleri...
Ziyârete bekliyorlar bizleri...
Yolumuzu gözlüyorlar gözleri...

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Rüstem Paşa Çarşısı”na varalım;
“Oltu Taşı” tesbik olmuş; soralım!
Yarası var, yarasını saralım!

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Hangi ilde “Bin Bir Hatîm” okunur;
Okunurken sedâ Arşa dokunur?
“Ulu Câmi” “Yaratana” bakınır.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Tabbak Hâne” çeşmesinin suyuna;
Vardım, içtim; doyamadım tadına.
Teşekkürler çıksın Allâh katına

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Taş Mağazalar”da açar dükkanı.
Altın satar; kuyumcunun mekânı.
Alanı az; çoktur ama bakanı! !

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Bakırcılar Çarşısı”nda bakırlar.
Desen işler; mâhir eller şakırlar.
Son ustalar bakra ağıt yakırlar.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Hacılar Hanı”nda buldum bahârat.
“Habîb Baba” türbesinde pek râhat.
Yalvarır: “Erzurum görmesin âfât.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Erzurum Kalesi”; Gözleri yaşlı.
“Kurşunlu Medrese”nin yolları taşlı.
Güzelleri kalmamış kalem kaşlı.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Mumcu Evleri”nin duvarı taştan.
İçleri boşalmış; virâne baştan.
Şikâyet ederler; Dinle! “Dadaş”tan.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Gez Mahallesi”nde en son durağım.
“GAMPO” derler; yıllar yılı uğrağım.
Gönül varmak ister; yok ki “Burağım.”

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“İstanbul Kapı” da dedi; hüzünlü:
“Şiirinde adım geçsin; vezinli,
Beş artı altı heceli dizinli.”

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Kazım Karabekir Mahallesi”nde;
Annenin kulağı tiren sesinde.
Tiren gider; göz, ciğerpâresinde.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Mehmetçik” tireni kalktı yerinden.
Ağlar gibi, sesi geldi derinden.
“Nişanlıyı” ayırıyor “er”inden.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Dumlu”dan kaynamış, akar, “Karasu”
Aka, aka menziline vara su.
Susamış; ver! Yudum, yudum yara su...

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Ramazanda mahya gördüm; bakınca;
“Cumhûriyet Caddesi”ne çıkınca;
İftar vakti lambaları yakınca.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

İster isen “kıtlama çay”; gel kardaş!
“Erzincan Kapı”ya uğra; bul kardaş!
Demlen çayla; yudum, yudum, ol kardaş!

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Murat Paşa Camisi”nde cumâyı;
Kılar isen; bulursun sen sefâyı,
Atar gönlün; çekmez cevr ü cefâyı.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Beş vakitte “salâ” verir hocalar.
On ay boyu tüter durur bacalar.
Tâziyede paylaşılır acılar.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Yazmış Erzurumlu “İbrâhim Hakkı.”
“Mârifetnâme”sinde bin sır saklı.
“Çözeyim” der; çözenin gider aklı.

Erzurum'um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Bulamadım “Âşıkların Kahvesin.”
Yürek telim titreten saz; nerdesin?
Aşk mı bitti, Âşık mı yok; kimdesin?

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

“Emrah dedi: uğradım bir güzele,
Doyamadım; dilim durdu gazele,
Okuyanım; hâtıramı tezele!

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Dostlar dedi: “Yiyek Cağa Kebâbı.”
Dalmışız; ki, kaçmış şişin hesâbı! !
Hesap geldi; bozmayalım âsâbı! !

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Unutmadım; “Tel kadayıf dolmasın,”
Komşularda içtiğim “Den” çorbasın.
Pişirenin elleri dert bulmasın!

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Diyorlar ki: “Nerde eski dadaşlar? ”
Bursa, İstanbul´u mekan tutmuşlar.
Vefâ bitmiş, sılayı unutmuşlar...

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Türkiye´nin dertlerini çözenler,
Erzurum´da okuyanlar, yazanlar,
Toy kuralım, kaynatalım kazanlar.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Toyumuzda Erzurum´lu buluşsun.
Cân Erzurum Dadaşına kavuşsun.
Yatırımlar, fabrikalar oluşsun.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...

Dallı Mustafa´yım; sözüm bağladım.
Dadaş diyarına “öz”üm bağladım.
Her an bakar; “gönül gözüm” bağladım.

Erzurum´um; dile geldim, neyleyim...
Bir kaç nefes; sizi yoldan eyleyim...
 
Mustafa Suna

GÜZ DESTANI



Mevsimi geldi efendi git pelit al, dal da al
Çam, kavak, sorhun, tezek, saçma dahi herhalde al

Tuz, çaşır, peynir, güzel yaprak bu günlerde gelir 
Bir kuru tatlı erik, hurma ile yağ, bal da al

Sebze, kişmiş, bademiçi, fındıkiçi çok getir 
Köme, pestil, bamyaya bak her ne var bakkalda al

İki yüz batman kadar un parası ver köylüye 
Gendime, bulgur da gelsin, mercimek, şalgam da al

İşine elbette adem ihtiyat etmek gerek
Hasılı tut pendimi, kurbanlığı Şevval'da al

Et gelince zerzevat günden güne elbet gelir 
İki yük ala pirinç alınca bir gırbal da al

Ademe bir şan imiş ahırda hayvan beslemek 
Adırnız var, şammız var bari birkaç mal da al

Ot, saman, yonca ile arpa alınca dikkat et 
Üç sepet, iki kürek, ahır yüzüne sal da al

At, katır, merkep, öküz lazımsa ihmal eyleme 
Bir çekiç, bir kerpeten, çokca döğülmüş nal da al

İki top çilvari, üç top basma, on el havlusu 
Üç tulum, beş top gezi, lahuri bir top şal da al

Vakıa bunlarsız olmaz bir çiçek gördüm bugün 
Çarşıya git bir su'al et, bul anı dellal da al

Bir kazan, iki soba, bir lamba, üç çay güğümü 
İki-üç seccade, iki halı, üç mangal da al

Biz de inci var velakin az olunca ar olur 
Şimdilik çok istemem bundan otuz miskal da al

Otuzaltı tane altun, top dahi lazım bize 
İki altun kordela saat, kıza halhal da al

"Ya bize çarşaf' dedi, "alası yok burda" dedim 
Otuz altun Bağdad'a ba-posta et irsal da al

Küp, güveç, çömlek, çanak, fincan, tabak subardağı 
Bir fıçı gaz, çokça boru, kapıya mandal da al

Pek ucuz bir makine gördüm piyango malıdır 
Nerde ise oğlanı ardınca anın sal da al

Kakula, tarçın, biber, hem zencefil malumunuz 
Çay, şeker daim alırsın bak da o emsalda al

Çok makama ile güllaç ve şurup, şehriyye hem 
Her zaman lazım bize attardan tutkal da al

Evdeki, hariçteki hizmetçiler muhtaçtır 
Her ne isterlerse sor da, onlara partal da al

Bunca eşyayı kim alsın, kuvvetim yoktur dedim 
"Mollalar gelsin efendi, bir iki hammal da al"

Neyleyim bilmem ki cebimde yoktur bir beyaz 
Bu hayal mekkaresi ikdam eder ki al da al

Elde para yok ise eşyaları ahzetmeğe 
Eyleyip dainleri temin biraz imhal da al

Parasız ancak bu alemde günah almak olur 
Para yoktur söylesem havf eylerim der: çal da al

Kim güvensin bu cihanda bir tıfıl oğlum da yok 
Dedi: Sıdk ile Huda'dan isteyip etf'al da al

Bu kadar masraf ne kar ile olur sordum dedi: 
"Doktor ol, ya avukat, ya dağda ol kattal da al"

Dedim ikbalim olaydı gelmez idim aleme 
Dedi: "Ömründe yalan söz söyleme, ikbal de al"

Ah! dedim halim yaman; dedi ki: "tut rah-ı rıza" 
Lutf-ı Hak'la himmet-i peygamberi hoş-hal da al

Kesb-i rahat etmeğe alemde yol yok mu? dedim 
Dedi: "Terk-i rahat-ı dünyada kıl ikmal da al"

Bildiği halde gönül o rahatı almaz dedim 
"Hakk'a yalvar" dedi, Hakk kılsm anı meyyal da al

Ey civan ergenliğin bil kadrini, rahat yaşa 
Ben de bir iş isterim derse bu bahre dal da al

Bulmak istersen eğer RÜŞDİ meta-ı izzeti 
Kendini gene-i kanaat içre kıl, idhal da al

Lutfuna mazhar buyur ya Rab KETENCİZADE'yi 
Cürmünü meccanen afv et koyma bu işgalda al 

Ketencizade Mehmet Rüştü

Gurbetten Erzurum'a



Gittik gurbet ele, sanma unuttuk
Aklımız fikrimiz,sende Erzurum
Senden uzakta da hep sana dönük
Yönümüz sanadır, sana Erzurum

Sevdamız sanadır,özümüz sende
Bedenen gurbette,gözümüz sende
Türkümüz seninle,sazımız sende
Gönlümüz senledir,sende Erzurum

Şanın Palandöken kadar yücedir
Adın dilimizde bitmez hecedir
Bilsem son ahvalin,acep nicedir?
Birliğin mayası yurdum Erzurum

Buluştuğu yerde mavi beyazın
Hem kışın güzeldir, hemi de yazın
Çok soğuk olsa da çekilir nazın
Dillere destandır suyun Erzurum

Unutmak mümkün mü? içli keteni
Kadayıf dolması, hele hıngeli
Su böreği,ayran aşı yemeli
Cağ kebabının yurdu Erzurum

Duydum ki kar yağmış yüce dağına
Şehit acıları sinmiş bağrına
Hain bölücünün kara böğrüne
Mızrak gibi saplan,yiğit Erzurum

Destandır tarih den, şu Aziziye
Selam olsun Abdurrahman Gaziye
Habib Baba, o muhterem veliye
Vatan olan güzel diyar Erzurum

Dört tip insan yaşarmış sende
Hepsi de doğmuş ulu sinende
Vatan sevdasında her zaman önde
Olan sensin,duran sensin Erzurum

Dadaşlar aksiyoncu en önde
Nüktedan insanı mizahi yönde
Hanedan doludur, misafirinde
Veliler otağısın, şirin Erzurum

Ne aşıklar geçti nice ozanlar
Reyhani babalar, aşık Emrah’lar
Sümmani Baba ve Şair Nefi'ler
Gönül adamının ili Erzurum

İbrahim Hakkı hazret incisi
Astronomi piri, gökbilimcisi
Ömer Nasuh,Hacı Ahmet babası
Alvar’lı Efe’nin yurdu Erzurum

Gurur kaynağındır, Kara Fatmalar
Bin düşmana bedel, Nene Hatunlar
O büyük kumandan, Şükrü Paşalar
Hüseyin Avni' nin, yurdu Erzurum

Kurtuluş savaşı sende başladı
Aras ve karasu sende çağladı
Ermeni zulümü yürek dağladı
Şahlanışın ruhu sende Erzurum

Bu kadar ulvilik unutulur mu?
Mertliğine acep denk bulunur mu?
Candan öte başka canan olur mu?
Canımdan öncesin,ilim Erzurum

Diyar-ı gurbette seni yaşarız
Uzak da kalsak da seninle varız
Neylersin ki artık terki diyarız
Kültürüm,beşiğim,yurdum Erzurum

12/11/2007 İstanbul   
Mukim İşbilir
   

ŞEHRİM ERZURUM


Gece düşümdeydi; bir kuzu meler, 
Gönlümün telinden içime iner; 
Sanki senin sevdan gibi Erzurum, 
Sen benim muradım, yurdum ERZURUM!

Muradıma erem der oluyorum; 
Sanki birden sana doğruluyorum, 
Lâkin, nasip olmaz, kırılır kolum! 
Vay! Benim türâbım, yurdum ERZURUM!

Dilini özledim, dilimi yuttum, 
Balını özledim, gönül avuttum; 
Ağumu içime akıtıyorum, 
Tâ ki, düşşsün sana yolum ERZURUM!

Hayâlen yolum hep düşer Ejder`e, 
Tabya`dan görünür Değirmen Dere; 
Ruhumu Zağgimle avutuyorum, 
Görmezsem, gözüm köz olsun ERZURUM!

Gümüşgöz`den hayâl ettim Efem`i; 
Alvar`lı Efem`in nefesi beni 
Eritiyor, her dem hissediyorum, 
Ciğerim yanıp, hâr olsun! ERZURUM!

Bir bakarsın oldum, Gürcükapı`da; 
Sanki Recep Abi, işte, karşıda! 
Heyhât! Hayal imiş ve anlıyorum: 
Yattığı yer senin koynun ERZURUM!

Eşlerden, dostlardan ayrıldık bir-bir; 
Şükür ki, yerleri senin kalbindir! ... 
Benim de vâ`dimdir; ahdediyorum, 
Tenim toprağınla dolsun ERZURUM!

Rüyâmda da olsan, sen hakikatsin; 
İçimde yer alır âdetâ aksin; 
Aksine dalarak soğutuyorum 
İçimde yanan o kor`um ERZURUM!

Muradım var ama, gelemez isem, 
Ben sana, rüyâmda: Yolum var desem; 
Versen sen rüyâma ulvî bir yorum 
Ve bana sen gelsen; n`olur ERZURUM!

Kargapazarı`nda KAR ÇİÇEKLERİM, 
KARGÜLÜ`ne dönen kır çiçeklerim 
Dikeninde açan GÜL görüyorum; 
Bir gülün de, ben olum ERZURUM! 

Mustafa Benkli

NENE HATUN OLALIM



Doksan üç Osmanlı-Rus , henüz savaş halinde,
Osmanlı vatandaşı , ermeniler elinde,
Erzurum Tabyasında, Aziziye dilinde,
Vatan sağolsun diye , Nene Hatun olalım.

Erzurum Aziziye , tabyasına girilmiş,
Tabyada erlerimiz , kılıçtan geçirilmiş.
Uykuda yakalanan, ölümü ne bilirmiş,
Vatan sağolsun diye, Nene hatun olalım.

Sağ kurtulan erimiz, Erzurum a tez varmış,
Sabah ezandan sonra ,haber halka ulaşmış
Kazma , kürek ne varsa , silah diye alınmış,
Vatan sağolsun diye , Nene Hatun olalım.

Nene Hatun olmaktır ,karlı dağlarda yalın,
Toplayıp cesareti , düşmana karşı salın.
Emzikli bebeğimi ,vatana verdim alın.
Vatan sağolsun diye, Nene Hatun olalım.

Nene Hatun emzirmiş, üç aylık bebeğini,
Kapmış kazma,küreği , ateşlenmiş yüreği,
Seni veren Allahtı , dedi al emaneti,
Vatan sağolsun diye , Nene Hatun olalım.

Kardeşi bir gün önce, yaralıydı cephede,
Son nefesini verdi , Nene Hatun devrede,
Erzurum tek ses oldu , birlik vardı bu günde
Vatan sağolsun diye , Nene Hatun olalım.

Düşmanda silah vardı ,Erzurumluda iman,
Dik durdular düşmana , vermediler hiç aman,
Bile bile ölüm bu , Erzurumlu pek yaman,
Vatan sağolsun diye , Nene Hatun olalım.

Bin kadar şehit vardı , Nene Hatun yaralı,
Lâkin o halde bile , vatanına vefalı ,
Yaraları sarıldı , ellerimiz kınalı,
Vatan sağolsun diye , Nene Hatun olalım.

Adı nene olur mu ? daha taze gelinin,
Henüz yirmi yaşında , silah tutan elinin,
Şimdi evde bıraktın , iki güzel bebeğin,
Vatan sağolsun diye , Nene Hatun olalım.

Şehitler uğurlanır ,Bayraklar dalgalanır,
Nene Hatun yüreği , şehitlerle dağlanır,
Kardeşi kucağında, o da şehit ağlanır,
Vatan sağolsun diye , Nene Hatun olalım.

Meryem Maman

ERZURUM'DAN GELİYORUM


Palandöken dağlarından
Erzurum’dan geliyorum
Türkiye’nin doğusundan
Erzurum’dan geliyorum

Hançer barı baş barından
Sert mizaçlı bakışından
Tipi boranlı karından 
Erzurum’dan geliyorum

Âşık Emrah’ın yurdundan
Sümaninin vatanından
Reyhanînin sevdasından
Erzurum’dan geliyorum

Nene hatun tabyasından
Kazma kürek savaşından
Şehitlerin vatanından
Erzurum’dan geliyorum

Huma kuşu sedasından
Sarı gelin yaylasından
Yiğitlerin harmanından
Erzurum’dan geliyorum

Ethem baba türbesinden
Dadas Narman ilçesinden
Beyler köyü gök dağından
Erzurum’dan geliyorum
 

SEBAHATTİN ARSLAN 

Erzurum'da Tipili Bir Gün



Palandöken yeşilken de güzeldir.
Lakin ne zaman başından kar eksik olsa,
Koynundan yar eksik olur.
Hep sevdalı olmak ister Ejder Tepesi,
Duman eksik oldu mu baştan,
Sevda da eksik olur.

Demem o ki kar, Erzurum kadar güzel,
Erzurum’da kar, nazlı yar kadar güzel.

Huysuzlandı mı ayrılıklardan rüzgar,
Önüne katar götürür beyaz oyuncakları.
Derler ki rüzgar, karı yar bildiğinden beri,
Sarılmak istermiş ona,
Kar kaçar, rüzgar kovalar,
Bir oynaşma mekanı olur ovalar,
Titrer dağların bacakları.

Elektrik, telefon direkleri,
Serviler gibi sallanmaya görsün,
Anlarsın ki bükülürmüş çeliğin de bilekleri.

Ama işte o anda, o uğultuda,
Bir yandan Pavarotti çığlıkları eşliğinde,
Bir konser dinler gibi hazlanırım.
Bir yandan gamlanır içim,
Bir küçük ilaveyle,
Eski bir türküyü mırıldanırım,
“ Esme rüzgar esme yarim yoldadır. “

Hükümetin önüdür,
Soğuk bir kış günüdür,
Tipi yok mu insafın,
Yarim bahar gülüdür.

Vahdet Nafiz Aksu

ERZURUM



Sen benim vatanım, ana ocağım.
Yoktur bir benzerin, eşin Erzurum.
Kalemim yazdıkça anlatacağım.
Hem baharın, hem de kışın Erzurum.

Yaylasın yayladım, suyundan içtim.
Dağların dolandım, sırtından geçtim.
Tarlasını ektim, çayırın biçtim.
Çok yedim ekmeğin, aşın Erzurum.

Boz atlar ovada koştuğu zaman,
Cirit mağlubudur düştüğü zaman,
Davul çalar, zurna coştuğu zaman,
Bara geçer öz dadaşın Erzurum.

Destanlar yazıldı her savaşında,
Kan izi var toprağında taşında,
Aziziye önünde tabya başında,
Dünya gördü şahlanışın Erzurum.

Bin dokuz yüz on sekizin sabahı,
Kalene çekildi Türk’ün bayrağı.
İstiklale erdi vatan toprağı,
On iki mart kurtuluşun Erzurum.

Taner Öztürkoğlu sende büyüdü,
Sende kundaklandı, sende uyudu.
Nice kahramanın sende kayıdı,
Kimler var bağrında düşün Erzurum.

Aşık Taner Öztürkoğlu 

ERZURUM



Sevene sevda,
Sevilene türkü,
Yiğide bardır Erzurum.



İnsanı arif,
Kalanı tarih,
Palanı kardır Erzurum.



Gelene komşu,
Gülene dost,
Canana candır Erzurum.



M. Selim Adiloğlu

Erzurum


Herkes der ki ben orada üşirem
Halbuki ben aşkı ile pişirem
Vatanını sevmeyene şaşirem
Benim için dünyada ki cennetsin
Gelmem için hem farz hem de sünnetsin

Palandöken yüksek durur kibirsiz
Evlâtların şehit yatar kabirsiz
Ayrılanlar dönmek ister sabırsız
Benim için dünyada ki devletsin
Gelmem için hem farz hem de sünnetsin

Nafiz Kotan ordumuzu uçurdu
Karabekir düşmanları kaçırdı
Kara Fatma Nene Hatun içirdi
Benim için kuvvet veren şerbetsin
Gelmem için hem farz hem de sünnetsin

Aziziye hâlâ meydan okuyor
Duvarları Dadaş kanı kokuyor
Habib Baba yollarıma bakıyor
Benim için dünyada ki rahmetsin
Gelmem için hem farz hem de sünnetsin

İbrahim Hakkı’yla göklere çıktım
Sümmani Emrah’la tabular yıktım
Reyhani göç etti ardından baktım
Benim için dünyada ki servetsin
Gelmem için hem farz hem de sünnetsin

Ulu camisiyle çifte minare
Cennet çeşmesinde erdim hünere
Kadayıf dolması cağda dönere
Benim için dünyadaki lezzetsin
Gelmem için hem farz hem de sünnetsin

Ne söylesem sana hepsi az gelir
Hançer barı davul zurna saz gelir
Ağustosta dağlarına güz gelir
Benim için eksi kırkta şöhretsin
Gelmem için hem farz hem de sünnetsin

İsmail Tunç

ERZURUM



Aras nehri durmayıp, çağlayıp akar,
Palandökeninde şimdi yeşile doyar,
Kır çiçekleri ile bezenmiş olan diyar,
Erzurum’um aşığım, aşığım sana.

Karasu kaynağı dumlu dağından,
Bereket fışkırır dört bir yanından,
Derde şifa vardır her bir otundan,
Erzurum’um aşığım, aşığım sana.

Horasan ereni Erzurum’u özledin yine,
Kendi kendini dadaş dinledin yine,
Yayla rüzgarın gönlünde esiyor yine,
Erzurum’um aşığım, aşığım sana.
 
Halil Çolak 

ERZURUM

Sana destan, sana şiir az olur
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.
On ayı kış, bir iki ay yaz olur
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

Kar kaplamış Palandöken başını
Dadaş çeker Erzurum’un kışını
Ağartır saçını, döker dişini
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

Dadaşlar soğuktan kıkırik olur
Ayaklar su çeker, canlılar ölür
Düşen, gındıllanır ortada kalır
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

Yazı kışın hep soğuk su içerler
Kadınlar toplanır konu açarlar
Çocuklar kokoru duyup kaçarlar
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

Soğuğu yedikçe bir oh diyirem
Ben Dadaşım ya, kar buz yiyirem
Kadınlar bronşit, herifler verem
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

Suratım soğuktan kapkara oldu
Öksürdüm ciğerim hep yara oldu 
Allah’tan ıhlamur bir çare oldu
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

Hiç düşmezsem, günde üç kez düşirem
Sobanın yanında bile üşirem
Pencereye koli bandı döşirem
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

Kavaklar üstünde karga dolaşır
Ortalık bembeyaz, gözüm kamaşır
İki güne zor kuruyor çamaşır
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

Kömür bile ısıtmazken bedeni
Doğalgaz moğalgaz ısıtmaz beni
Ne devlet, ne millet tanıdı seni
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

Ozan Erhan şerefini bildiğim
Otuz yıldır ağladığım güldüğüm
Şanlı tarihine kurban olduğum
Erzurum Erzurum güzel Erzurum.

ERHAN ÇERKEZOĞLU   

ERZURUM



Erzurum doğunun başkenti idi
Diyerek nam saldım Erzurum’da ben.
Gelin bakın şimdi ne hale geldi
Bin bir dertle doldum Erzurum’da ben.

Bu şehir müstesna, değil sıradan
Değişmedi yıllar geçti aradan
Kimler gelmiş, kimler geçmiş buradan
Hayallere daldım Erzurum’da ben.

Gel de hayret etme; şu işe bir bak
Ne de uymuş, kel başa şimşir tarak
Ayaklar baş olmuş, başlarsa ayak
İnan şaştım kaldım Erzurum’da ben.

Köstebek yuvası olmuştur şehir
Cadde, sokaklardan kir akıyor, kir
Soluduğum zehir, içtiğim zehir
Müzmin hasta oldum Erzurum’da ben.

Bu sıklet kaldırmaz; ağırdır bu yük
Sıradan iş değil, vebali büyük
Şehir büyük, amma adamı küçük
Ne aradım buldum Erzurum’da ben.

Laf ebesi olduk, icraat sözde
Kar bile karardı, kirlendi bizde
Şehir haza çöplük, çöplerse dizde
Yaşamaktan yıldım Erzurum’da ben.

İnsanlar aç susuz, işlerse kesat
Ektiğim işsizlik, yoksulluk hasat
Soğuğundan soğuk, buz kesti hayat
Sararıp da soldum Erzurum’da ben.

Bu CAN, dadaşımın hep duacısı
Bitmedi gitti şu göç sancısı
Ahvalimiz bugün içler acısı
Saçlarımı yoldum Erzurum’da ben.

Cahit Can
Erzurum/25.01.2009

DADAŞ



ZALMIN ZULMÜ KARŞISINDA ÇELİK GİBİ ,
SERT OLAN YİĞİTLERE DADAŞ DERLER,
SELÇUK TÜRKLERİNDEN YAVUZ FATİH GİBİ,
MERT OLAN YİĞİTLERE DADAŞ DERLER,

EDEPLİ ERKANLİ FAZİLET YOLU,
ŞAN,ŞEREF,ŞAHSİYET,GURURLA DOLU,
TARİHİ ASALETİ TERTEMİZ,ULU
SOYLU OLAN YİĞİTLERE DADAŞ DERLER.

MEYVE DOLU OLUR YAZ İLE KIŞLI,
ENDAMI ULU MEVLADAN NAKIŞLI,
TATLI DİLLİ GÜZEL HUYLU SERT BAKIŞLI,
CİDDİ OLAN YİĞİTLERE DADAŞ DERLER.

GÜNDOĞDU DER VİCDANIN GÖZÜNDEN BAKAN,
HAKSIZLIĞA KÜKREYİP CİHANI YIKAN,
VATAV VE BAYRAK İÇİN KAN OLUP AKAN,
SERDAR OLAN YİĞİTLERE DADAŞ DERLER.
 

İhsan Gündoğdu

DADAŞ GELİYOR



Elinde tüfeği, belinde hançer
Sınır boylarından sesler geliyor
Hey hey narasıyla her taraf inler
Sanki cenk alayı , mahşer geliyor

Bar başı dikkatle hududu gözler
Yanında koltuğu, bir komut bekler
Kabına sığmayan coşkun erkekler
En sonda uç beyi, poççik geliyor

Bir sağa, bir sola sallar kılıcı
Köroğlu’nda seçilir hünerli gücü
Hançerbar’da alır hasmından öcü
Göğsü iman dolu erlik geliyor

Yavuz’dan bu yana zafer yolunda 
Başında Albayrak, kılıç belinde
Kıratın sırtında, vatan uğrunda
Kahramanlık dolu tarih geliyor

Davul zurna sesi coşturur onu
Barında canlanır cenkteki ünü
Dağlar gibi kımıldar, tutulmaz önü
Palandöken ona kalkan geliyor

Yayla kartalları, koç yiğitleri
Savaşta düşmanı bırakmaz diri
Kükreyen aslandır sanki her biri
Doğu’nun bekçisi Dadaş geliyor.


Anonim
 

AYRILIK




Ayrılık oldu gurbete gidiyorum 
Düşermi yolum bir daha bilmiyorum 
İçimde oldun hasret Erzurum 
Sararmı seni bir daha bilmem kollarım 

Karaya yasa hergün ağlarım 
Gün gelir boynuma seni bağlarım 
Kravat değil yağlı urganım
İdamım ölümüm sen ol Erzurum

Karlı başın nazlıdır Eksilmez hiç boranın 
Burnunda her an tezek dumanın
Yar olupta bana sormaz hallarım
İsmini anarda hergün ağlarım 

Gözyaşım değil sel ol Erzurum 

Anonim

20 Kasım 2010 Cumartesi

ÇOCUKKEN ERZURUM’DA BAYRAMLAR



Bayramdan iki gün önce (Şerefe Günü) bayram-lıklarımız hazır olurdu. Erzurum geleneğinde 6-7 yaşından itibaren erkek çocuklarına babaları ile birlikte takım elbise dikilirdi. Takım elbise yatağın yanında askı ile hemen duvarda asılı durur, sık, sık gidip gelinip  göz atılırdı. Bayramlık ayakkabılarda hemen ayni duvarın dibinde yer alırdı.

Arife günü kahvaltıdan sonra; ailede varsa dede, dede vefat etmişse baba ile birlikte kabristana gidilerek aile büyüklerinin kabirleri ziyaret edilir ve başlarında kuran okunur, dualar edilir ve  kabrin bakımı yapılırdı. Kabristandan dönüldüğü andan itibaren kalan koca gün tamamen çocuklara özel arafalık toplama eylemine aitti.

Ekonomik durumu hangi seviyede olursa olsun  arafalık veren içinde, toplayan içinde çok önemli; yemenin ve boğazın ötesinde bir seremoni idi.  Her evde titizlikle hazırlık yapılır, arafalıklar (kabuklu fındık, kabuklu ceviz, kabuklu fıstık  ve kağıtlı misafir şekerinden oluşurdu) sokak kapısına yakın bir yere konur ve kapıya gelerek tırhıç’ın önüne dikilen çocukların eşit ve adil bir şekilde uzattıkları torbalarına konulur, hiçbir  çocuk boş çevrilmezdi.

Bayram sabahı namaz öncesi evdeki herkes yataklardan kaldırılır, erkekler sabah ve ardından bayram namazı için camilere gönderilir evin hanımı ile kızları ise sabah namazlarını evde kılarak; ortalığın son rötuşlarını yapar, bayram yemeklerini ısıtır ve sofraları hazırlardı. Her  sokaktan mahalle camisine veya büyük camilere akın, akın kalabalıklar akardı. 


İlk okula başlayıncaya kadar bayram sabahlarında namaz için benim  yerim İbrahim Paşa Camiinde hemen minberin önündeki pencere içi idi. Dedem camiye girer girmez beni kaldırarak o pencerenin içerisine oturturdu. İlk okula başladığımda ise “artık büyüdüğüm” gerekçesi ile oraya çıkmayı reddettiğimi hatırlıyorum. 


Sabah namazı kılınır, bayram namazı saatine kadar vaaz dinlenirdi. Bayram namazı da kılındıktan sonra hemen alelacele göze çarpan tanıdıklarla selamlaşılır evin yolu tutulurdu. (Bayramlaşma işi cami ve önünde yapılmaz ev ziyaretlerine bırakılırdı.)

Namazdan tatlı bir telaşla eve gelinir ve ev halkı ile hiyerarşik düzen içerisinde bayramlaşma merasimi vuku bulur, ilk bayramlık harçlıklar aile büyüklerinden alınırdı. En sevdiğimiz harçlık gümüş elli kuruşluktu.  Bayramlaşmadan sonra herkes kurulu yer sofrasında kendisine özel yere otururdu. Sini nefes kesen manzara ve kokular sunardı bizlere. 


Kahvaltı yerine bayramların hemen, hemen her evde değişmeyen  mönüsü; yaprak dolması, pirinç pilavı, kuru fasulye, su böreği ve geysefe (sıcak tamas eriği kompostosu) afiyetle yenirdi.

Bayram yemeğinden sonra annelerimiz tarafından bayramlıklarımız itina ile giydirilir ve sıkı, sıkı kirletmememiz tembihlenirdi. Aile büyüklerimizden bağımsız olarak biz çocukların bayram ziyaretleri başlardı. İlk sırayı dolgun bayramlık verdiği hafızalara kazınmış olan komşu veya akraba alırdı. 


Yakın mesafelerdeki komşu ve akrabalara çocuklar olarak ailemizle beraber gitmezdik, bu ziyaretler yalnız yapılır ve büyüklerimiz tarafından da kime gidip gitmediğimiz konusunda sorgulanırdık. Sadece uzak mahallelerdeki akrabalar ailelerimizle birlikte ziyaret edilirdi. Aynen arafalıkta olduğu gibi büyükler bayramlık dağıtımında da bizleri sevindirmeye ve hoşnut etmeye özen gösterirlerdi. Fakir ve zengin herkesin çocuklara verecek bir şeyleri olurdu. Bayramda verilen bayram harçlıkları kesinlikle çarçur edilmez ve bizlerin bir eksiğini kapatır veya çok arzuladığımız bir şeyi almamızı sağlardı.

İşte şimdi olmayan bayramlar böyle bir şeydi.

14 Kasım 2010 Pazar

12 Kasım 2010 Cuma

MEHMET ALİ UÇAR (1970-2013)


Mehmet Ali Uçar, 1970 yılında Erzurum/Çat Şeyhhasan köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okuduktan sonra Erzurum’da akrabaları olan milli boksörlerimizden Ruknettin Okçu’nun tavsiyesi ile boks çalışmaya başladı.

Yolspor'da boks yapan eski boksörler Türkiye Şampiyonu İsmail Sürha ile Zeki Tavlubıyık boksta yetişmesine yardımcı oldular. Antrenör Adnan Kul ile Cahit Himoğlu'nun gözetiminde çalışmasını ilerleterek 1986 yılında 16 yaşında iken İlk resmi karşılaşmasını Rize'de yaptı ve 71 kiloda üçüncü oldu.

1987 yılında da Nazif Kuran'ın nezaretinde 71 kilodan 81 kiloya çıkarak, Hatay'da Gençler Türkiye Şampiyonasına katıldı ve birinci oldu. Nazif Kuran'ın antrenörlüğünde çıktığı bütün maçları kazanan Mehmet Ali Uçar, 5 Türkiye Şampiyonluğu, 7 Türkiye İkinciliği aldı.

1989 yılında Yugoslavya’da Belgrad Boks Turnuvası’nda ikinci, 1990 yılında Romanya Altın Kemer Boks Turnuvası’nda üçüncü, Uluslararası Atatürk Kupasında birinci, Uluslararası Ahmet Çömert Boks Turnuvası'nda 3 kez üçüncü, bir kez de ikinci; 1998 yılında Rusya'da yapılan uluslararası Sivas Topan Turnuvası’nda finalde kaybederek ikinci oldu.

1999 yılında, Türkiye Şampiyonu olduktan sonra hastalığı nedeni ile boksu bıraktı. 10 Temmuz 2013 tarihinde yakalandığı menhus hastalığa yenik düşerek hayatını kaybetti.

MAHMUT KIVANÇ (1974--)

Mahmut Kıvanç 1974 yılında Kars’ın Çıldır ilçesinde Erzurumlu bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. İlk orta ve lise eğitimini Erzurum’da tamamlayarak müziğe başladı.

16 yaşında ilk solo programını yapan Mahmut Kıvanç çeşitli derneklerde ve korolarda müzik ve nota bilgisini geliştirdi.

Birincilikle TRT gençlik koristliğini kazanan Mahmut Kıvanç, Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bilimleri Bölümüne devam etmekte ve sevenleri ile verdiği konserlerde buluşmaktadır.

M.SITKI ARAS (1943----)

Prof.Dr.Mehmet Sıtkı Aras1943 yılında Erzurum’un Pasinler ilçesinde doğdu. 1963 yılında Erzurum Lisesi’ni, 1968’de Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zooteknik Bölümü’nü bitirdi. 1969 yılında bitirmiş olduğu Bölüme Asistan olarak atanan Mehmet Sıtkı Aras, iki yıl müddetle Almanya’dan ithal edilmiş olan simental düvelerinin süt, yağ, döl verimleri üzerinde araştırmalar yaptı.

1971 yılında bölüm değiştirerek Su Ürünleri Ana Bilim Dalına geçti. 1974 yılında bu bölümde doktorasını yaptı. 1977 yılında Batı Almanya’ya gönderilerek, iki yıl müddetle Göttingen Üniversitesi’nde “Institüt Für Tier Zücht und Hausfer Genetik” Enstitüsünde konusuyla ilgili çalışmalarda bulundu.

1980 yılında doçent, 1989 yılında Profesörlüğe yükselen Mehmet Sıtkı Aras, 1988 yılından beri Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümünün Başkanlığını yürütmektedir.

Mesleği ile ilgili eserleri yanında Mehmet Sıtkı Aras’ın Erzurum ile ilgili bir çok kitap, araştırma ve makalesi bulunmaktadır. Velilik Vasıfaları ve Erzurum Velileri, Bir Şehrin Ruhu: Erzurum, Erzurum'un Manevi Mimarları yayınlanmış kitaplarının en önemlileridir.

11 Kasım 2010 Perşembe

M.HANİFİ İSPİRLİ (1966----)

Muhammed Hanifi İspirli, 1966 yılında Erzurum’da doğdu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Erzurum’da okuyarak, Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’ne girdi. 1989 yılında mezun olarak Afyon Sandıklı’da teknik öğretmen olarak, eğitim ordusuna katıldı. 1992 yılında Erzurum Atatürk Endüstri Meslek Lisesine öğretmen olarak geldi.

Daha lise çağlarında edebiyatın her dalına meraklı olan M.Hanifi İspirli’nin; 1983 yılından itibaren HürSöz ve Aziziye gazetelerinde yazıları, Mevera, İkindi Yazıları, Kayıtlar, Vahdet, Mina, Kardelen, Güneysu, Karçiçeği, Kırağı, Tohum, Merih, Ayane gibi bir çok dergide ise şiirleri yayınlanmaya başladı.

Erzurum gazetesinin kuruluşunda yer aldı, Palandöken Sanat ve Edebiyat Dergisini çıkardı. 1992 yılında, “Düşünme Odası” kitabı, 1997 yılında “Bir Bardak Suda Kurulan Hayal” isimli şiir kitabı yayımlandı.

YORUMLAR

Sana ne istersen alıp geleyim
Tarihi yakasından tutup geleyim
Şahımı kraliçemi vurup geleyim
Vurulacak yerlerimi sen vuracaksan
Kalkıp sana yüreğimle geleyim

Ben kolay dokunmadım
Bunu en iyi sen bilirsin
Nakışları söken sensin bilirsin
Yakamıza yapışmış sulardan taşıp
İstiyorsan ölümüne ölümüne geleyim

Suçlu biziz suçsuz biziz daha ne
Yıkılmaya başlamış
Bu aşklardan kime ne
Onu seven de biz toprağa gömen de
Geceyi kucaklayıp onunla sevişen de
Bekliyorsan aç yanını geleyim

Bakırcılar çarşısından alüminyum tencere
Eczacılar çarşısından bir tutam altın otu
Neye şaşar bu akıl kendi değil midir bu
Kendi değil midir ki başı yukarılarda

Neye şaşar bu akıl bu coğrafyada
Şaşmayacaksan eğer
Yanmayacaksan
Kitaplarımı atıp
Kalkıp sana geleyim

M. Hanifi İspirli

9 Kasım 2010 Salı

8-9 KASIM 1877 GECESİ AZİZİYE


Savaş sırasında, Erzurum'u Anado lu içlerine doğru yürümelerine tek engel olarak gören ve de ne pahasına olursa olsun kenti ele geçirmek isteyen Ruslar, 8 Kasım'ı 9 Kasım 1877'ye bağlayan gece, işbirlikçi Ermenilerin kılavuzluğunda, Aziziye Tabyası'na baskın yapmış, Türk askerinin kahramanca savunmasına rağmen ilk mevzileri aşarak içeri girmişlerdi. Tabyada boğaz boğaza bir savaş, adeta kıyamet günü yaşanıyor, her geçen dakika şehit olanların sayısı hızla artıyordu. Yarbay Bahri Bey, komutasındaki askerlerle bu şiddetli saldırıya karşı koymaya çalışırken, bir taraftan da bir haberciyle durumu komutan Ahmet Muhtar Paşa'ya bildirmişti. İşte bu sırada Erzurum'da camilerin minarelerinden:

"Ey ahali, Moskof Aziziye'ye girdi. Vatanını seven askerimizin yardımına koşsun" çağrıları yükselmeye başladı.

Günlerden beri heyecan içinde Rus saldırısını bekleyen Erzurum halkı; önce Ayaspaşa daha sonra da kentin bütün camilerinden yükselen bu çağrıyı duyunca, kadını, erkeği, çocuğuyla birlikte, evlerin den boşalıverdi. Bendini yıkmış su gibi, ateşe rağmen herkes; balta, yatağan, kılıç, bıçak, satır ne bulursa kapıp dışarı fırlıyor, Aziziye Tabya sı'nın bulunduğu Topdağı'na doğru akıyordu. Bunlar arasında Nene Hatun da vardı.

O gece orada, Erzurum halkı, askeri, kadını, erkeğiyle birlikte bir kahramanlık destanı yazdı. Böylesine şiddetli bir karşı koyma beklemeyen Ruslar önce şaşırdılar; daha sonra da panik içinde geri çekildiler. Olay, 'Aziziye Zaferi' adıyla kayda geçti ve Nene Hatun'un adı da 'Aziziye Kahramanı' olarak ebedileşti.

Bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun. Yüce Mevlam bu mukaddes Ülkeyi her türlü sıkıntıdan korusun.