29 Mart 2011 Salı

SAİM BATUK (1979----)


Boksör Saim BATUK   25 Ocak 1979 tarihinde Erzurum’un Aşkale ilçesine bağlı Ortabahçe köyünde doğdu. 15 yaşındayken Boks Milli Takımına girdi.

1996 Türkiye boks müsabakalarında rakiplerini geride bırakarak altın madalya kazandı. 1998 yılında İzmir Bölge Şampiyonu oldu. 2000-2001 yılları arası askerlik yaparken Ordu Milli Takımı'nda boks yapmaya devam ederek birincilikler kazandı.

2001-2006 yılları arasında boksa ara veren Saim BATUK,  2006 yılında girmiş olduğu İzmir kulüpler arası boks müsabakasında  yine birinci olarak altın madalya kazandı. 

Dereceleri; 1996 Türkiye şampiyonluğu,  1998 İzmir Bölge şampiyonluğu,  2000 Türkiye şampiyonluğu ve  2006 İzmir Bölge şampiyonluğudur.
 

Hikmet KOÇAK (1954 - .... )


Prof. Dr. Hikmet Koçak; 1954 yılında Erzurum'un Oltu ilçesinin  Alatarla köyünde doğdu, ilkokulu köyünde tamamlayarak, 1968 yılında Oltu ilçesinde orta okulu bitirdi. Lise eğitimini 1971 yılında İstanbul Haydarpaşa Lisesinde tamamlayan Hikmet Koçak, 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun oldu. 1978-79 yılları arasında Oltu Çamlıbel Sağlık Ocağında hekimlik yaptı.

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi bölümüne 1979 yılında araştırma görevlisi olarak giren Hikmet Koçak, 1984-85 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi, 1985-88 yılları arasında Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesinde uzman doktor olarak görev yaptı. Atatürk Üniversitesinde 1988 yılında yardımcı doçent unvanını alan Hikmet Koçak, 1989 yılında Londra'da St. Thomas Hospital'da bir süre çalıştıktan sonra 1990 yılında doçent oldu. 1992 yılında ABD'de Cleveland Clinic Foundation'da çalışmalarda bulunarak, 1995 yılında da profesör unvanı aldı.

Halen Atatürk Üniversitesi Rektörü olan  Prof.Dr. Hikmet Koçak, 1993 yılında Türk Kalp Vakfı Doç. Dr. Edip Kürklü Ödülü, 1997 yılında Türk Kardiyoloji Vakfı Prof. Dr. Reşat Garan Ödülü 1997, 2002 yılında da ABD'de AACC 54th Annual Meeting poster ödülünü aldı.


ŞEREF AKBABA (1959----)


Dr.Şeref Akbaba  1959 yılında Erzurum'a bağlı Ilıca ilçesi Ömertepe ( eski adı, Pulur) köyünde doğdu. İlk, orta ve lise ( Erzurum İmam-Hatip Lisesi) öğrenimini Erzurum’da tamamladı. 


Yüksek öğrenimine Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi  başladı. Daha sonra "Meşhur Kumandan Sahabeler" teziyle master ve ardından da İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalında  Türk Basın Tarihi'nde Beyanu'l-Hak Gazetesi" teziyle doktorasını tamamladı.

Öğretmen olarak  Adana ve İstanbul’daki çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. 1983’te Erzurum’da “Genç Kuşak” dergisini yayınladı. 1990’da bir grup arkadaşıyla “Yeni Sıla”yı çıkardı.

Dr.Şeref  Akbaba’nın;  Muştu, Sur, Yeni Sıla, Genç Kuşak, Düş Çınarı ve Ay Vakti dergi ve gazetelerinde yazıları yayımlandı.

ESERLERİ:

Uluslararası İletişim, Ay Olun İnsanlar (şiir), II. Meşrutiyet Dönemi Türk Basın Tarihinde Beyanül Hak Gazetesi (Doktora Tezi), Kar Mumu, Ay Vakti'nde Konuşmalar

PALANDÖKEN ETEKLERİNDE  DÜŞ SABAHLARI -1-

Akşamlar yorgun dururdu 
Çehremizde binbir hüzün 
İkindilerde açardı çiçeklerimiz

Kitaplar seyre doymaz, saf tutardı masallarda 
Duvarlar özlemiydi bakışlarımızın 
Boşalınca anlardık
Koyu siyahlığın duman olduğunu

Karaçalılarla boğuşacaktık 
Kavgamız tütsülenmiş tütsülenmişti 
Ümit dereleri akıtıyorduk 
Kuş sütünden damlalar anlımızda 
Sedeye kapanıyor 
Dönüyor dönüyorduk öz yurdumuza

Sevdalar yakıyorduk 
Çoban kavalı yeşil yaylamız 
Leyla türküsü yokuşlarımızdı 
Mecnun adalarında nöbet devralır 
Hindikuşlarda mevzilenirdik

Biz üç kardeş beş kardeş
Cenk erleri

Çocuksu konuşurduk kılıç / kalkan / ok 
Bulanırdı sular

PALANDÖKEN ETEKLERİNDE  DÜŞ SABAHLARI -2-

Kar yağıyor 
Elif elif kuşanıyoruz

Ne buzlu yollarda matem 
Ne de gözyaşları serçe kuşların 
Bizi soluyordu yıldızlar ve ay 
Gece lambaları hüzün katarı 
Ak kirpikli ağaçlar 
Meleyen cennet çeşmeleri 
Beyaza dadanmıştı bacaları evlerin

Ve biz iki kardeş 
Yürüyoruz

Hayalimiz sımsıcak 
Ter döküyor buz patentler 
Gömülüyor demir ağlara 
Kan izi var beneklerinde 
Işığa nem saçan gözlerin 
Celalli haykırışlar Ölüme yakın nefesler tanıdık 
Aşk söylevi bizim ki 
Her budakta çiçek açmaz 
Ve biz iki kardeş 
Yürüyoruz

Gece akıyordu damarlarımızda 
Mezarlardan ürkmüyordu aydınlık 
Sayfaları çevirdik umut yağmurları 
Kapadık defterleri nümayiş yok 
Tarihin kapısı aralık kalmış 
İstasyon boyu ağıtlar 
Camekanlarda resimlerimiz 
Yükseklik korkusu tutmadı

Anneler sorgu da beklerdi günlerce 
Babalar mahkum 
Darağaçlarında ahalisi kentin

Ve biz iki kardeş 
Yürüyoruz
 

TUNCAY KEMERTAŞ (1971----)


Tuncay Kemertaş; 7 Şubat 1971 tarihinde  İzmir’de dünyaya geldi. Eğitimini İzmir’de tamamlayarak 1995 yılında Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji Anabilim dalından mezun oldu.

Aslında bir deniz biyologu olan Tuncay Kemertaş babası Mükerrem Kemertaş’tan aldığı Türk Halk Müziği aşkı ve yeteneği ile,  lise ve üniversite yıllarından itibaren  bağlama çalarak ve korolarda yer alarak ileride Türk Halk Müziğinde söz sahibi olacağını gösterdi.

1989 yılında TRT İzmir Radyosu’nun açtığı sınavı kazanarak Walter Straus, Caner Ruhselman ve Nural Altar yönetiminde “Çok Sesli Gençlik Korosu”nda yer aldı. 1991 yılında ise TRT’nin düzenlediği “Türk Halk Müziği Amatör Ses Yarışması”na katılarak bölge birinciliği ve Türkiye ikinciliğini kazanan Tuncay Kemertaş, 1992 yılında açılan “Yurttan Sesler Topluluğu” Koristlik sınavını da kazanarak TRT’de konumunu pekiştirdi.

Özellikle Erzurum ve Kerkük yöre türkülerinde eşsiz bir yorumu olan  Tuncay Kemertaş 2002 yılı itibari ile kadrolu olarak, Türk Halk Müziği Yurttan Sesler Topluluğunda görevine devam etmektedir.

28 Mart 2011 Pazartesi

SALİM HOCA



Dere Mahallesi Camii İmamı Salim Hoca; Bican Çeşmesinin karşısındaki evde otururdu. Evin bacası aşık ve bilye oyunlarımız için en sevdiğimiz yerdi, çünkü dibindeki direk yardımıyla; Salim Hoca evde olmadığı zamanlarda oraya çıkmak ve çok yüksek olmadığı içinde acil bir durumda atlayıp kaçmak kolaydı. Kaldı ki fazla gürültü çıkarmadıkça bacada oynamamıza da eşi ses çıkarmazdı.

Salim Hoca 65-70 yaşlarında mahallede sevilip saygı duyulan bir şahsiyet idi. Elinden düşürmediği kehribar uçlu "çookk" uzun gümüş ağızlığı ve ucunda tüten sigarası ile göründüğü anda kadınlar kızlar evlerine girer, biz çocuklar ise bir kenara çekilerek dikkatle hareketlerini izlerdik. Bican Çeşmesinin önünü karargah haline getiren delikanlılarda hemen dağılırdı, Salim Hoca evine gelince.

Salim Hoca her halde fazla konuşmayı sevmezdi zira cami dışında konuştuğunu hiç görmemiştim. Dedemin yakın dostu idi, her hangi bir hacet için Dedemi namaz çıkışı beklediğimde göz göze gelirdik, Dedemle camiye girdiğim günlerde de sessizce başımı okşardı. Dedemde hocadan bahsederken derin bilgileri olduğunu söyler ve kendisine saygı duyardı.

Yine bir gün hararetli bir aşık turnuvası esnasında attığım uyduruk eneke (O zamanlar 6-7 yaşlarında idim ve beceriksizce yaptığım, karnını oyarak kurşun döktüğüm dengesiz ve nereye gideceği belli olmayan bir aşıktı.) Salim Hocaların baca camını kırarak evin içine düştü. Akasından davrandım, düştüğü görünür yerde ve tereğin üzerinde öylece duruyordu. Bir iki uzanarak almaya çalıştım ama nafile. Bir anda cam sesine gelerek yukarıya bakan Salim Hoca ile göz göze geldim. Ne yapacağımı şaşırmış bir halde birkaç saniye tereddütten sonra bir şey söylemeden kendimi bacadan aşağıya attım, diğer çocuklarda arkamdan dağıldı.

Akşama doğru Dedemin eve dönüş saati yaklaşınca sancılarım başladı. Salim Hoca beni kesinlikle tanımıştı. Acaba Dedeme söyledi mi? Acaba cezam ne olacaktı? Bu sıkıntıdan nasıl kurtulacaktım? Gibi sorular beynimi kurcalıyordu. Sessiz ve çaresiz kader anını olağanüstü bir sessizlik ve uysallıkla beklemem, Babaannemin dikkatini çekiyor fakat ağzımdan laf alamadığı gibi bir anlamda veremiyordu.

Beklenen an geldi ancak beklediğim fırtına yoktu. Dedemin eve gelişi ve bana davranışı gayet normaldi. Benim anormal sessizliğim ve suçluluk halim ise devam ediyordu. Acaba Dedem namazda Dere Mahallesinde değil mi idi? Yoksa hocamı namazda yoktu? Herhalde Hoca beni tanımamıştı?

Bu halim ve beynimdeki sorular günlerce devam etti, bir süre sonra artık bende kabahatimi unutarak normal davranışlarımı sergilemeye başladım. Ta ki bir gün okula giderken Salim Hocaya kapısı önünde rastlayıncaya kadar. Bu tesadüfle şaşırmış bir şekilde donup kaldım. Salim Hoca sol eli ile bileğime yapışarak, sağ eli ile cebinden çıkardığı bir aşığı avucumun içerisine koydu. Bu gayet ağır ve kına renginde boyanmış bir eneke idi. “Ola oğlum o ne biçim bir enekeydi?” diye de serzenişte bulunmayı da ihmal etmedi.

Okuldan eve dönünce bütün olanları Babaanneme anlatarak; ondan daha bir süre öncesine kadar Erzurum’da yetişkin erkeklerin hatta babaların ve dedelerin aşık oynadıklarını hayretle dinledim.

Salim Hoca; Kırdığım camdan çok sahip olduğum enekeye, yeni neslin beceriksizliğine içerlemişti.

24 Mart 2011 Perşembe

TORTUM KİREÇLİ KÖPRÜ

  
Erzurum'un Tortum ilçesi Pehlivanlı Kasabası girişinde, Vihik Köyü sınırları içerisinde ve Tortum-Şelale yolu üzerindedir. Köprünün kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Mimari şeklinden Osmanlı döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kesme taştan ve tek gözlü bir köprüdür, göz oldukça geniş ve sivri kemerlidir. 

21 Mart 2011 Pazartesi

HINGEL


Yurdumuzun her yöresinde mantı olarak bilinmekte ve yenilmekte olan bu yemeğe,  Erzurum’da hıngel  denir. Hamurunun hazırlanması tatar böreği hamuru gibi olur. Una bir yumurta kırılır ve su katılarak hamur kıvamına gelene kadar yoğrulur. Hamur oklava ile börek hamuru  inceliğinde yufka şeklinde açılır. Yufka, üzerine hafifçe un serpiştirilmiş  bir  masaya alınır,  önce enlemesine ve sonra boylamasına yaklaşık 3-4cm aralıklar ile kare, kare kesilir.  
Tuz , karabiber  ve çok ince doğranmış soğan ile  gü-zelce karıştırılıp yoğrulmuş olan kıyma baş, işaret ve  orta parmakla tutam, tutam alınır,  kesilen parçaların ortasına konarak üçgen şeklinde kapatılır.  Takriben 30 dakika kadar temiz bir sergi üzerine dizilerek bekletilir.
  
Daha önce kaynamaya konmuş suya hafif tuz atılarak  sergide bekletilen çiğ mantılar kaynayan suya dökülür,  haşlamaya bırakılır. Piştikten sonra mantı suyu süzü-lerek  genişçe bir tepsiye alınır, süzülen su temiz bir tas içerisinde bekletilir.
Tepsiye alınmış mantı üzerine, bol sarımsaklı  yoğurt ve kızdırılmış tereyağı  dökülür, isteğe göre süzülmüş olan haşlama suyundan da  üzerine ilave edilerek servis yapılır.

Kaynak-Hatice Püskülcü 

14 Mart 2011 Pazartesi

KURUYAN ÇEŞMELER

                            Mollakaya Çeşmesi
                   Çeteci Abdullah Paşa Çeşmesi

12 Mart 2011 Cumartesi

11 Mart 2011 Cuma

BENİM EVİM KAYBOLDU GİTTİ BARİ SEN KORU!

ESKİ ERZURUM EVLERİ

İnsanoğlu tabiat ve iklim şartlarına göre inşaat teknikleri geliştirmiş ve meskenini rahat etmeyi amaçlayarak yörelere göre farklı, farklı inşa etmiştir. Erzurum iklimi ve kültürü de zaman içerisinde Erzurum Evlerini ortaya çıkarmıştır. Erzurum evleri yöre için bir gerekliliktir aslında. Bu nedenledir ki yeniye özenerek boşaltan hiç kimse memnun ve mutlu olmamıştır uzun süre ve yadırgamıştır, yadırgamaktadır.


Eski Erzurum evleri yazın serin, kışın sıcak tutan bir yapıya sahiptir. Kara ikliminin en sıcak gününde dahi kasaptan gelen et yemek oluncaya kadar bir iki gün bozulmaya direnir o evde. Kışın ise her yer buz tutarken soğuğu sevmeyen yiyecekler ve su rahattır Erzurum evinde.


Muhakkak her evde mevcut eşsiz desenlerle süslenmiş ve emsalsiz bir burma ile bezenmiş taş kurundaki su donmaz, kilerlerde yumuşak toprak zeminli bölgeler; gömülmüş patatesi, şalgamı ve soğanı korurdu Erzurum evinde.

İstasyonda ailemin oturduğu lojmanda her kış birkaç defa evin içinde veya duvar içinde su boruları donarken, bu nedenle duvar kırmak veya zemin delmek ihtiyacı doğarken dedemin eski Erzurum evinde bu sorun hiç yaşanmaz ancak dağıtım şebekesi sokakta donarsa sular kesilirdi.


1940lı 1950li yıllar arasına da, il genelinde bir hamle ile elektrik, su ve kanalizasyona da kavuşan Erzurum evleri modern çağa ayak uydurmuş ve bu eksiklikten kaynaklanan sıkıntılarda son bulmuştu.



Erzurum evinde banyo yoktu, ebeveyn odasında yük içindeki gusülhane banyo sayılmazdı tabi ama bu nedenle engin bir hamam kültürü gelişmişti Erzurum’da. Her köşede bir hamam olması boşuna değildi. Teker, teker Erzurum evleri ile birlikte yok olan hamamlar bu eksikliğin ürünüydü.

Yaşam alanına ev denirdi Erzurum evinde;ev içinde evdi orası: Tandırbaşı, çayın demlenmeye bırakıldığı külve , dizi, dizi nadide işlemeli bakır kapların bulunduğu terek yer alırdı buralarda.


Şimdi bu satırları okurken de zihninizden “bu arkadaş bildiğimiz şeyleri niye yazıyor? Nereye varmak istiyor?” Diye geçiriyorsunuz.


O zaman hepinizin cevabını bildiğiniz bir şey sorayım size: Safranbolulu ve Safranbolu Belediyesi, Safranbolu evlerini; Mardinli ve Mardin Belediyesi Mardin evlerini yıkar mı veya yıkılmasına izin verir mi? Hayır kesinlikle hayır dediğinizi duyuyorum. Peki biz nasıl yıkıyoruz? Biz nasıl yıkılmasına izin veriyoruz.



Erzurum evleri sizce onlardan daha mı değersiz!

Geç olmadan, pişmanlık duymadan kalanları korumalıyız.

Öyle bir iki ev değil çok korunacak ev var elimizde çok. Erzurum buna değer, korumak için her masrafa değer.

Bu yönde adım atan belediyeler ve yöneticileri de kalbimizde yer eder. Aksi adım atılırsa sebep olanları da Erzurum'da, tarih'de lanetler.

6 Mart 2011 Pazar

YOĞURT ÇORBASI (AYRAN AŞI)



Ayran aşı, Erzurum’da her iftar sofrasının ana çorbası-dır. Ramazan buyunca 30 gün her evde pişer ve tüke-tilir.

Malzemeler :



Bir su bardağı gendime ( aşurelik buğday)
Bir yemek kaşığı un
İki su bardağı yoğurt
Bir adet küçük boy kuru soğan
Bir yemek kaşığı tereyağı
Bir yemek kaşığı aşotu (salamura)
200 gr kıyma

Hazırlanışı:

Akşamdan gendimeleri suda bekletin, ertesi gün suyu-nu süzüp, tencereye alın ve gendimeler iyice yumuşa-yıncaya dek haşlayın. Büyük bir kasede yoğurtla unu iyice karıştırın, kaynamakta olan gendimenin üstüne bu karışımı yavaş yavaş ve alıştırarak dökün.  Tuz ve karabiber ile yoğrulmuş kıymadan nohut büyüklüğünde köfteler yapın, kaynayan çorba suyunun içine katın.  10 dakika daha orta ateşte karıştırarak pişirin.


Çorbanın sosunu hazırlamak için; bir tavada ince kıyılmış kuru soğanı tereyağında hafifçe kavurun, salamura aşotundan (tazesi varsa ince kıyılmış 6-7 dal) katın, bir-iki çevirip ateşten alın ve çorbanın üzerine gezdirin. Çorbayı ateşten alarak, sıcak sıcak servis yapın.

Kaynak-Hatice Püskülcü

3 Mart 2011 Perşembe

UZUNDERE TORTUM GÖLÜ PERİ BACALARI



Tortum Gölü kenarındaki Balıklı (Zıhik) köyünün tam karşısında ve gölün doğusunda halkın yazın kayıklarla gidip geldikleri Vırçınik denilen bir mezra vardır.

Erzurum-Artvin karayolunun karşısında ve gölün doğu kıyısındaki Vırçınik mezrası dolaylarında aynen Nevşe-hir iline bağlı Ürgüp ilçesindeki gibi peri bacaları mev-cuttur.

Peribacaları tabiat tahribatı (rüzgar) ve su dalgaları ile oluşmuştur.

Peribacaları göl kenarından geçerken karşıda bâriz bir şekilde görülmektedir. Bunlar doğal güzellikleri ile bu yöreye farklı bir özellik kazandırmaktadır.

UZUNDERE YIKIKLAR (YEDİGÖLLER)



Yıkıkbağları da denilen bölge, Tortum Gölü'nün hemen altında Ulubağ köyünün bir mahallesidir.

Yıkıklar'ın (Yedi Göller) denizden yüksekliği 800 m dir.

Tortum Gölü havzasından sızan suların oluşturduğu irili ufaklı ve zümrüt gibi yeşillikler arasında sıralanan göllerden oluşmaktadır.

Ağaçların yeşili, göllerin maviliği ile kucaklaşan Yıkık-bağları, yukardan bakıldığında tüm güzelliğini sergile-mektedirler. Yaz mevsiminde burası çevre halkının ve turistlerin eğlence ve mesire yeridir.

Göl üzerinde çok büyük alabalık çiftliği vardır. Ayrıca karşısında harikulade piknik alanları ve dinlenme tesis-leri bulunmaktadır.

Hertürlü meyve-sebze yetiştirilmekte olup, göllerden elde edilen alabalıkların lezzetinin ünü ilçenin sınırlarını aşmıştır. Buraya ülkemizin dörtbir tarafından turistler gelmektedir. Son yıllarda geliştirilen projelerle birlikte yerli turistler kadar, yerli turistler de bölgeyi görmeye gelmektedirler.

Erzurum ilinin en ünlü mesire yeridir.


Kaynak- http://www.uzundere.bel.tr

UZUNDERE DERESİ


Uzundere ilçemize adını veren bu dere, ilçeyi ortadan ikiye bölerek akmaktadır.

Uzundere Deresi'ni 62 dere beslemektedir. Bu derelerin çok büyük kısmı yağmur yağdığı zamanlar faal duruma geçmektedirler.

Uzundere Deresi, Uzundere ilçesi içinden Tortum Ça-yı'na akmaktadır. Bu dere yüzünden Uzundere ilçesi önemli oranda sel tehtidi altındadır. Nitekim bu dere-den heryıl birkaç kez sel gelmektedir. 1954 yılındaki büyük selde, ilçemiz çok büyük oranda zarar görmüş-tür.  Uzundere Deresi ve yan kollarının taşkın koruma çalışmaları devam etmektedir.


TORTUM ŞELALESİ




Uzundere İlçesinin kuzeyinde yer alan Tortum Şelalesi, bölgenin en önemli doğal güzelliğini oluşturmaktadır.

Batı kesiminde yükselen Kamerli Dağı'ndan ayrılan bir kütlenin Tortum Çayı'nın önüne set çekmesiyle Tortum Gölü oluşmuştur. Bu olayın ardından artık tekrar eski yatağına dönemeyen Tortum Çayı, yeni bir yatak açmış ve bugünkü gölün ayağından 1,2 km kadar kuzeydoğuda Tortum Şelalesi'ni meydana getirmiştir.

Su kütlesi düşüş yüksekliği 48 m yi bulan şelale, sadece mayıs - temmuz ayları arasında eriyen kar sularının da desteği ile gür bir şekilde çağlamaktadır. Diğer aylarda ise nispeten su oranı azalmaktadır.

Erzurum - Artvin karayolu güzergahında bulunması nedeniyle ulaşımı kolay ve doğal turistik potansiyeli yüksek olan Tortum Şelalesi, son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin oldukça ilgisini çekmektedir. Tanıtım çalışmalarının da artmasıyla önemi zamanla daha iyi anlaşılmaktadır.

Tortum Şelalesi; Asya ve Avrupa kıtalarının en yüksek şelalesidir. Tortum Şelalesi oluşumu açsın-dan dünyanın ikinci, yüksekliği bakımıdan ise dünyanın üçüncü şelalesidir.

Uzundere halkı şelaleye öz Türkçe karşılığı olarak "sudökülen" demektedir.

Tortum Gölü kuzey ucu ile Tev Vadisi arasındaki heyelan kütlesini aşarken yaptığı şelale burada yatağa yakın dirençli kireçtaşı katmanları üzerinden geçer. 22 metrelik genişlikten 48 metre yükseklikten düşen sular; üstte gökkuşağı, altta koca bir dev kazan  meydana getirmiştir. Şelalenin aktığı yerde çok güzel piknik alanları bulunmaktadır.   

Afrika'daki Zambezi Nehri üzerindeki Vietorio Şelalesi 120 metre yükseklik ile dünyanın en yüksek şelalesi, A.B.D de Erie Gölü ile Ontario Gölü arasındaki Niagara Şelalesi 51 metre yükseklik ile ikinci, 48 metre yükseklik ile dünyanın üçüncü yüksek şelalesi Uzundere ilçesindeki Tortum Şelalesidir.

Şelale oluşumu açısından ise dünyanın ikinci önemli şelalesidir.

Tortum Şelalesine 1952 yılında Hidroelektrik Santrali inşasına başlanmış ve 14 Mayıs 1960 tarihinde elektrik üretimi ile ülkemizin elektrik ihtiyacına katkıda bulunmaya başlamıştır.

Tortum Şelalesi manzarasıyla insanın düş gücünü zorlar; özellikle ilkbahar aylarında görünüm usta bir yönetmenin bir filmi karesi gibi eşsizdir.


UZUNDERE MAĞARASI


Uzundere ilçe merkezinde Uzundere vadisi kenarında sarp bir kaya oyuğundadır.

İçinde tarihi renkli bir resim vardır.

Bu mağaradan  Dikyar Ağça Kale'ye giden gizli bir yol olduğu rivayet edilmektedir.

TORTUM GÖLÜ


Tortum çayı vadisinin tıkanması ile oluşmuş doğal bir set gölüdür. Setin meydana gelmesi ile bunun arka-sında sular toplanarak vadi şekline uygun dar ve uzun bir göl oluşmasına neden olmuştur.

Gölün uzunluğu 8 km olduğu halde, genişliği 0,7 ile 1 km arasında değişmektedir. Yüzölçümü ise 8 km² kadardır. Göl meydana geldikten sonra, fazla suların boşalacağı gideğen de oluşmuştur.

Gölden çıkan Tortum Çayı çok yüksek olan yıkıntı kütlesini aşamadığı için, kuzeydoğudaki Tev vadisine birleşmekte  ve bu dar vadiden geçerek doğal setin 2 km kadar kuzeyinde eski yatağına kavuşmaktadır. Gölden çıktığı yerde, Tortum Çayı 1000 m yükselti iken, eski yatağına döndüğü yerin yükseltisi 800 m nin altındadır.

Tortum Çayı bu yatak üzerimde 48 m yüksekliği bulan Tortum Çağlayan'ını meydana getirmekte, ancak kre-tase kalker katmanlarını geçerken daha küçük çağla-yanlar oluşturmaktadır. Göl ile Tortum Çayı arasındaki 200 m yükselti farkı değerlendirilerek, buraya bir hidro-elektrik santrali kurulmuştur.

Gölden dışarı akan suyun bir kısmı tabii set içine sü-zülüp, bu setin aşağı kısmında Tortum Çayı tarafından terk edilmiş vadideki dört küçük gölü besleyen kaynak-lar haline gelmektedir.

Ayrıca Tortum Gölü suyunun tatlı olması nedeniyle alabalık yetiştirilmesi için elverişlidir.

SUDÖKÜLEN ŞELALESİ



Uzundere İlçe merkezi adını, 62 derenin karıştığı dar ve dik bir vadi olan Uzundere dereyatağından almaktadır. İşte bu vadinin güneyinde halkımızın "Sudökülen" de-diği mevkide ve 15 m yükseklikteki dik bir kayadan akan sular, Sudökülen şelalasini meydana getirmekte-dir.

Şelalenin çevresinde serinletici temiz bir hava vardır. Güneşli ve berrak havalarda, halkımızın ebemkuşağı dedikleri gökkuşağı bu şelalede de görülmektedir.

Şelalenin suyu karların erimeye başladığı ilkbahar ayla-rında coşmakta, yazın ise çok azalmaktadır. 

Şelalenin suyu Uzundere Deresi'ne karışmakta ve ilçe merkezinde Tortum Çayı ile birleşmektedir.


2 Mart 2011 Çarşamba

BİR ZAMANLAR ERZURUM'DA YEŞİLDİ, YA ŞİMDİ





Bir zamanlar Erzurum'da yeşildi! Ya şimdi? 


Yeşili çoğaltacağımıza kendi ellerimizle yok ediyoruz. Fotoğraflara bakmak yetiyor, başka söze gerek varmı?





YASİN HAŞİMOĞLU (1895-1986)


Yasin Haşimoğlu 20 Mayıs 1895’de Oltu’da doğdu. İlk tahsilini medrese de yaptı. 1910 yılında İlkokulu Rus işgali altında olan Oltu’da okudu. Eğitimini tamamla-yarak ilkokul öğretmeni oldu.

1917 yılında   kardeşi Ziya Beyle birlikte kurtuluş mücadelesine atılarak , Halit Paşanın emrine girdiler. Yasin Haşimoğlu kurduğu çete ile  Ermeni ve Rus depolarından   silah ve mühimmat kaçırarak Türk tarafına aktardı,  Oltu halkını   kurtuluş için   örgütledi.

25 Mart 1918’de Oltu’nun düşman işgalinden kurtarıl-masında kardeşi Ziya Beyle birlikte büyük yararlıklar gösterdi. 

Kazım Karabekir Paşa komutasındaki 15. kolorduda görev alarak. Ermenilerin Kars ve Ardahan’dan sürülüp çıkarılmasında başarı  gösterdi. Yasin Haşimoğlu bu savaşlarda yaralanarak gazi oldu.

Kurtuluş savaşı sonrasında Oltu Mebusu olarak TBMM-de bulundu.16 Nisan 1986 yılında Manisa’da hayatını kaybetti.

Kaynak-Oltu Gazetesi

1 Mart 2011 Salı

ZEKİ ÇIKMAN (1950----)


Zeki Çıkman 1 Ocak 1950 tarihinde Erzurum’da doğdu. İlk, orta ve liseyi Erzurum’da okuyarak  Erzurum Lisesinden mezun oldu. 

Lise yıllarında TRT Erzurum radyosunda mahalli THM sanatçısı olarak mikrofonla tanışan Zeki Çıkman, liseden sonra açılan sınavı kazanarak TRT kadrosuna THM solisti olarak geçti.

TRT den emekli olan Zeki Çıkman halen İstanbul’da yaşamaktadır.