27 Ocak 2011 Perşembe

HACILAR HANI



1772 yılında  Hacı Emin ile Hacı Fetullah tarafından yaptırılmış olup dikdörtgen planlıdır. Hanın iki giriş kapısı ve yirmi dört odası bulunmaktadır. Avlu içerisindeki odaların giriş kapıları kemerli olup, dikdörtgen ayaklara oturmaktadır. Han içerisinde bir de çeşme vardır. 

İki katlı olarak yaptırılan Hacılar Hanının, 1800'lü yıllarda çıkan büyük yangında  üst katı tamamen yanmıştır.

Hacca gidip gelenler Erzurum’dan geçerken bu handa konakladıkları için zaman içinde hanın ismi Hacılar Hanı olmuştur.

GÜMRÜK HANI


Şehir merkezinde, Kongre Meydanı yakınında yer alan hanın, 18. yüzyıldan kalmış olduğu tahmin edilmektedir. Orijinal özellikleri büyük ölçüde kaybolmuş, üzeri toprak damla örtülü bir yapıdır.

Gümrük Hanı, kendine özel farklı mimarisi ile Osmanlı döneminden kalma başka bir handa göremeyeceğimiz uzun bir kapalı avlu ile, bu avluya birer kapıyla açılan dokuz hücreden meydana gelmiştir. 2013 yılında onarılan han kültür merkezi olarak kullanılmaktadır.


25 Ocak 2011 Salı

HAFIZ ALİ TEL (1983---)


Hafız Ali TEL;  1983 yılında Erzurum’da dünyaya geldi. İlkokulda okurken aynı zamanda, Babasından Kur’an-ı Kerimi  okumayı öğrendi. Rahmetli Hafız İsmail BİÇER Hoca efendinin Beyazıt Cami’indeki Tilavet odasında, tilavet dersleri aldı. 1993 yılında Amasya Büyük Ağa Medresesi’nde Seyit Ahmet FIRAT hocanın rahle-i tedrisinde hafızlık eğitimine başladı. 3 yıllık eğitimi süresinde Hafızlık, Tecvid, Talim ve Kıraat dersleri aldı. Amasya’da kaldığı zamanlarda Amasya Belediye Konservatuarı'nda Tasavvuf Musikisi dalında makam dersleri aldı ve çeşitli musıki topluluklarında görevlendirildi.


Ankara’da İmam Hatip Lisesi’nde okurken; Kur’an-ı Kerim'i güzel okuma yarışmalarında il, bölge ve Türkiye birincilikleri bulunmaktadır. Askerlik dönüşü Diyanet İşleri Başkanlığında İmam-Hatip olarak Ankara Keçiören ve Konya’da görev yaptı. Halen Ankara Çankaya İlçesi Tapu Kadastro Camii’inde İmam Hatip olarak görev yapmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2009 Yılı Camiler ve Din Görevlileri Haftası Sebebiyle Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışmasının Türkiye Finalinde Birinci olan Ali TEL; 10 - 21 Mart tarihleri arasında Kuveyt Sheraton Otel'de düzenlenen "Uluslararası Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma ve Hafızlık Yarışması”'nda ülkemizi temsil etti. Etkili okuyuşu ve güzel sesiyle "Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma" kategorisinde hafız Ali TEL, dünya birincisi oldu.

Kaynak-Ankara Müftülüğü


23 Ocak 2011 Pazar

OKTAY TAFTALI (1958----)


Oktay Taftalı 25 Ekim1958 günü Erzurum’da doğdu. Eğitimini İstanbul’da yaparak Haydarpaşa Lisesini ve 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi.

İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde yüksek lisans yaptı, 1985'den itibaren de Viyana Üniversitesi'nde felsefe çalışmalarına devam etmektedir.

Oktay Taftalı’nın  Oluşum, somut, Yazko Edebiyat, Varlık, Sonbahar gibi dergilerde şiir ve denemeleri yayımlandı.

İlk şiir kitabı Pembe Aralık 1986'da yayımlandı. Onu, 1993'de Suların Durulduğu Yerde Yalnız Askerler (şiir), 1998'de Kan Geleneği (şiir) ve Sivil Aşk Yoktur (toplu şiirler) adlı kitaplar izledi.

Ayrıca Şiir Ahlak ve Estetik, Medya Çağında Düşünce, Emperyalizm, Ahlak ve Siyaset Üzerine Bir Uzun mektup, Batı Aydınlanmasının Sonu ve Yerli Düşünce diğer kitaplarıdır. 

Aşklarınızın Sahibi Benim

Kelama başlayınca sizinle, 
Geri gidiyor adımlarım, sığ sularınıza giriyorum,
Şaşırıyorsunuz, şölende ve cenazede, 
İsteksiz heyecansız ve durgunsunuz. 
Siz var ya, siz, 
Çocuklarını denizaşırı ölümlere gönderen, 
Sömürgeciler kadar mert değilsiniz. 
Bana gelince, beni yorunca varlığınız, 
Beni öyle biliniz, 
Ki sarhoş ve dövüşçüyüm, 
Bin beterim mülkünüze. 
Aynalarınıza bakıyorum, aynalarınıza, 
Saatlerinizi soruyorum, eskitiyorum onları.
Kızıyorsunuz, 
kızınız!  Kızınız! 
Kızınızı seviyorum, bana vermiyorsunuz, 
Yoktan bir sevinç nasıl çalışır? 
Hangi hukuk beni alıkoyar bilmiyorsunuz. 
Diretiyorsunuz, 
Şark usulü talanda ve haramda. 
Bölüşemiyor, yiyemiyorsunuz. 
Papaz yakıyor elinizi. 
İşte andolsun. 
Kapınızda dans ederim bundan böyle, size nara atarım, 
Ölümsüzlük şerbetinizi ben içerim, uyurum uykularınızı,
Derin ve huzurlu. 
Şakir’i ve Zakir’i anımsatıyorum size. 
Nasip değil, oralı değilsiniz! 
Bakın siz var ya, siz.
Siz hakikaten bana dertsiniz. 
Ben size ilan-ı harbim. 
Kopunca tufan kocayınca kızlarınız. 
Umutsuz aşklarınızın bile, 
Amansız sahibi benim.

Oktay Taftalı 

Hafız Oktay ÇAKMUR (1977----)


Hafız Oktay Çakmur 1977 yılında Erzurum'da doğdu. İlkokulu Erzurum’da bitirerek Erzurum İmam Hatip Lisesi Ortaokul Bölümüne girdi.

1994 yılında ailece Bursa'ya taşındı ve  Bursa Yıldırım İmam Hatip Lisesinden mezun oldu. Bursa ve yöresinde çeşitli camilerde müezzinlik ve imam hatiplik yapan Oktay Çakmur ayni zamanda ilahiyat eğitimine devam etmektedir.

Oktay Çakmur:  
2004 Yılında Bursa Yıldırım’da Ezanı en güzel okuma birincisi,  
2005 Yılında  Bilecik  Yenipazar’da  Ezanı en güzel okuma birincisi, 
2005 Yılında Bilecik’de Ezanı en güzel okuma birincisi, 
2006 Yılında  Bilecik’de Ezanı en güzel okuma birincisi, 
2007 Yılında Kur’an-ı  en güzel okuma birincisi, 
2007 Yılında  Bilecik’de Ezanı en güzel okuma ikincisi, 
2008 Yılında Kur’an-ı  en güzel okuma ikincisi, 
2008 Yılında  Bilecik’de Ezanı en güzel okuma birincisi  oldu.

NURİ KEMAL GÜRAKSIN (1936-2014)


Ünlü barcılarımızdan Nuri Kemal Güraksın;  1936 yılında Erzurum’da doğdu. 1956 yılında Erzurum Halk Oyunları Halk Türküleri Derneğine üye oldu. Yıllarca yönetim kurulu üyesi olarak hizmet etti. 

1960 yılında yayına başlayan Erzurum Radyosu’nda “DOĞUDAN SESLER” programında bağlama sanatçısı olarak yer aldı.

1964 yılında kadrosunda bulunduğu Erzurum bar ekibi ile Avrupa’ya, 1970 yılında ise   Japonya’ya giderek, Ülkemizi başarı ile temsil etti.

1989 yılında Erzurum’da Kültür Bakanlığı Devlet Halk Dansları Topluluğu’nda Uzman olarak   görev yapmakta iken emekli oldu.

Yurt ve Yöresel basında Erzurum konulu araştırmaları ve yazıları bulunan, Nuri Kemal Güraksın’ın Erzurum’a kazandırdığı  “ERZURUM VE DADAŞ” isimli bir araştırma eseri bulunmaktadır.


Uzun yıllar Kültür Bakanlığı bünyesinde bulunan ERZURUM KÜLTÜR MERKEZİ, KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ Başkanlığını sürdüren 
Nuri Kemal Güraksın; 29 Ocak 2014 tarihinde vefat etti.


NURETTİN TOPÇU (1909-1975)


Nurettin Topçu, 1909 yılında Erzurumlu bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesini bitirdi. Lise'de felsefe ile ilgilendi. Burs ile Fransa’ya üniversiteyi okumaya gitti.

Üniversite tahsilini tamamladıktan sonra Sorbonne'da doktorasını yaptı. Türkiye’ye döndükten sonra Galatasaray Lisesi'nde felsefe öğretmenliği yapmaya başladı. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde öğretmenlik mesleğini sürdürdü.

Nurettin Topçu, bir süre Edebiyat Fakültesi'nde H. Z. Ülken'in kürsüsünde eylemsiz doçentlik yaptı ve 
"Bergson" konusunda doçentlik tezi hazırladı.

27 Mayıs 1960'a kadar uzun yıllar Robert Kolej'de tarih okuttu. 27 Mayıs'tan sonra devrim aleyhtarı bulunarak buradaki görevine son verildi.

Son olarak İstanbul Lisesi'ne tayin olunan Nurettin Topçu buradaki görevinden Ocak 1974 tarihinde  emekli oldu. 10 Temmuz  1975 tarihinde  vefat etti.

Eserleri:
-Conformisme et revolte
-Garbın İlim Zihniyeti ve Ahlak Görüşü
-Mehmet Akif
-Şehit
-Türkiye´nin Maarif Davası
-Komunizme Karşı Yeni Nizam
-Ahlak Nizamı
-Yarınki Türkiye
-Büyük Fetih
-Var olmak
-Varoluş Felsefesi
-Bergson
-İradenin Davası
-İslam ve İnsan
-Devlet ve Demokrasi
-Kültür ve Medeniyet
-Mevlana ve Tasavvuf
-Milliyetçiliğin Esasları

Hikaye:
-Taşralı

Ders Kitapları:
-Felsefe
-Psikoloji
-Mantık
-Sosyoloji
-Ahlak


NURETTİN KÜÇÜKMOTOR (1969----)


Nurettin Küçükmotor, 27 Eylül 1969 tarihinde İspir’den göçmüş bir Erzurumlu ailenin çocuğu olarak  İstanbul da doğdu. İlkokul yıllarından başlayarak, atletizm-karate-yüzme-binicilik-dağcılık-rafting-voleybol gibi çeşitli spor dallarıyla ilgilendi.

İstanbul Belediye Konservatuarı, Berlin Güzel Sanatlar Akademisi ve Erasmus Üniversitesinde tiyatro ve bale  eğitimi aldı.

Devlet tiyatroları, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Şan Tiyatrosu, Berliner Asamble, Theater Des Westens, Hürriyet Çocuk Tiyatrosu, Tiyatro metropol ve İstanbul Gençler tiyatrolarında  oyunculuk, yönetmenlik ve eğitmenlik yaptı. Halen başarılı bir biçimde faaliyetlerini sürdürmektedir.

DURDEMİR BİLİRDÖNMEZ (1943-2011)


Durdemir Bilirdönmez 1943’de Erzurum’da doğdu Durdemir, 1961’de Erzurum’da günlük olarak yayımlanan Hüryol Gazetesi’nde mesleğe ilk adımını attı.

1962 - 1970 yılları arasında Hürsöz Gazetesi’nde muhabir ve sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yapan Durdemir Bilirdönmez, 1974 - 1992 yılları arasında Tercüman Gazetesi Erzurum Bölge Temsilciliği yaptı.


Akjans Akdeniz Haber Ajansı Bölge temsilciliği, 1993 - 2005 yılları arasında İhlas Haber Ajansı Erzurum Bölge Müdürlüğü yapan ve sürekli basın kartı sahibi olan Bilirdönmez, gazetecilik alanında çok sayıda ödül aldı.

Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti’nin (DAGC) kurucu başkanlarından olan Durdemir Bilirdönmez, 1982 – 84 ve 1989 - 94 yılları arasında DAGC başkanlığı yaptı.

Durdemir Bilirdönmez, Ankara Gazeteciler Cemiyeti üyesi idi. 

Geçtiğimiz günlerde “İpekyolu’ndan Olimpiyata Erzurum” isimli eseri yayınalanan  Durdemir Bilirdönmez Tedavi gördüğü Erzurum   Göğüs Hastahanesinde 23 Ocak 2011 tarihinde  vefat etti.

Kaynak-Basın

22 Ocak 2011 Cumartesi

NİZAMETTİN KORUCU (1962----)


Nizamettin Korucu, 1 Temmuz 1962 tarihinde Erzurum’da dünyaya geldi. Eğitimini Erzurum'da tamamlayarak, Erzurum Ticaret ve Meslek Lisesini ve daha sonra Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. 

Şair ve yazar Nizamettin Korucu; Erzurum Sevdası ve Erzurum Töresi adlarında iki dergi yayınladı. Halen Erzurum'da yaşamakta, yerel gazetelere köşe yazıları yazmakta ve gazeteciliğinin yanı sıra kendisine ait olan, Erzurum aydınlarının uğrak yeri İnşirah Sahaf Kitabevinde, Erzurum kültürüne katkı sağlamaktadır.

Anneme Mektup

Minicik bir bebektim, büyüttün anne
Küçücük bir fidandım, yeşerttin anne
Mekteplerde okuttun, eğittin anne
Gözlerin hiç açıkta kalmasın anne

Hayat çok zor olsa da ne yazar anne
Gözyaşın rahmetiyle ferahım anne
Meşakkatli çileli anımda anne
Duaların yanımda bilesin anne

Kimi görsem annesi yanında anne
İşte o zaman bağrım dağlanır anne
Tek güçlüğüm ayrılık yanarım anne
Geceler sessiz sensiz ağlarım anne

Ömür su gibi hızla akıyor anne
Ak düştü saça vade bitiyor anne
Ak alınla başı dik evladın anne
Ak atla bir gün gelir yanına anne

Nizamettin Korucu

21 Ocak 2011 Cuma

NERİMAN ALTINDAĞ TÜFEKÇİ (1926-2009)


Neriman Altındağ Tüfekçi 1926 Yılında Erzurumlu bir anne ve Amasyalı bir babadan İstanbul'da doğdu.  Ortaöğretimini Nişantaşı Kız Lisesinde bitirdiği yıl olan 1942'de açılan stajyer sınavını kazanarak Ankara Radyosuna girdi.

Neriman Altındağ Tüfekçi Türkiye’nin ilk kadın Türk Halk Müziği solisti ve ilk kadın şefidir. 1949 yılında Yurttan Sesler Korosu Şef yardımcılısı. 1950 yılında repetitör ve 1953 yılında solist öğretmeni oldu. 1957 yılında Kadınlar Korosunu kurdu ve yönetti. 1959 yılında İstanbul Radyosu'na atandı. İstanbul Radyosunda solistliğin yanı sıra, “Yurttan Sesler Kadınlar Korosunu” kurdu ve yönetti.

İstanbul'da kurulmakta olan Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nın kuruluş çalışmalarına katılmak amacıyla, 1976 yılında TRT'den ayrılarak Konservatuara Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi ve Öğretim görevlisi olarak atandı. İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı'nın yüksek ve lisansüstü bölümlerinde öğretim üyeliği yaptı.

Yüzden fazla derlemesi bulunan Neriman Altındağ Tüfekçi'nin, eşi Nida Tüfekçi ile birlikte yazdığı "Memleket Türküleri" adlı bir de kitabı vardır.  Bugün Halk Müziği'nin ön sıralarında yer alan sanatçılarımızın çoğu onun öğrencileridir.

Neriman Altındağ Tüfekçi, 02 Şubat 2009 pazar günü geçirdiği kalp krizinin ardından İstanbul’da  03 Şubat 2009 tarihinde yaşama veda etmiş ve türküleri öksüz bırakmış ve

'Mızıka çalındı düğün  sandın 
Al beyaz bayrağı gelin mi sandın 
Yemen'e gideni gelir mi sandın 
Dön gel ağam dön gel dayanamiram 
Uyku gaflet basmış uyanamiram 
Ağam öldüğüne inanamiram' 

Türküsü de öksüz kalmıştır.

NAFİZ KOTAN (1885-1946)



Birinci Dünya Savaşı sırasında ordumuza bağış yaparak; “Erzurumlu Nafiz” ve “174 ncü Alay” isimleri verilen iki adet “BREGUET XIV B” model uçağı Osmanlı ordusunun yeni kurulan havacılık birimine kazandıran Nafiz Kotan; Milli Mücadele ile birlikte, halı sevk ettiği İtalyanlarla olan ticari ilişkisini kullanarak, “Nafiz-l”, “Nafiz-2”, “Nafiz-3”, “Nafiz-4” adları verilen 4 adet FIAT R.2 tipi uçağı Anadolu’ya sevk etmek için İnebolu’ya getirterek Ankara’ya aşağıdaki telgrafı çekti:

“30 Ocak 1921 İnebolu


Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine;


İtalya’dan satın aldığım ve buraya getirmeye muvaffak olduğum tayyareler uçarak bugün geldi. Orduya namıma teberru ediyorum. Kabulünü istirham ederim Ayrıca düşman üzerine ilk bombayı atacak zata iki yüz lira nakti mükafat takdim edeceğim. Milletimizin istikbalinin selamete visalini ve muvaffakiyetini Cenab-ı Hak’tan temenni eder, hürmetle ellerinizden öperim.


Erzurumlu Hacı Ahmedzade Nafiz”


Anadolu’dan minnet duyguları ile birlikte olumlu cevap gelir gelmez; 22 Mayıs 1922 tarihinde Milli Mücadele için; İnebolu’dan gizlice uçurularak uçaklar Anadolu’ya geçirildi ve Akşehir Cephe Komutanlığına teslim edildiler. 


Bu uçaklar, Kurtuluş Savaşımızda bombardıman uçağı ve keşif uçağı olarak büyük hizmetler yapmıştır.

Nafiz Bey yalnız uçak almakla kalmamıştır. İstanbul‟da mevcut olan bütün varlığını satmış ve Ankara‟ya gelmiştir. Ankara‟ya gelince varlığını buradaki Osmanlı Bankasına yatırmış ve hesabına bir de talimat vermiştir. Bu paradan Gazi Paşa dilediği kadar çekebilir ifadesi yer almaktadır.

Konu Gazi Mustafa Kemal'e intikal ettiği zaman oldukça duygulanır ve kendisi ile görüşüp:


-“Neden böyle bir şeye ihtiyaç duydun?” diye sorar. 

Erzurumlu Nafiz‟in cevabı da oldukça manidar
ve günü özetlemektedir. 


-“Paşam, memleket kurtulursa hepimiz kurtulacağız. Fakat Allah göstermesin bir felaket olur memleketi kaybedersek benim servetimin ne değeri kalır. O bakımdan emrinize bırakıyorum bütün servetimi. Ne zaman, ne miktarda istenirse Milli Mücadelemizde kullanılabilir.” cevabını vermiştir.

1885 yılında Erzurum’da doğan Nafiz Kotan, tüccar olan babasının yanında ticaret hayatına atılmış ve 1913 yılında ailesiyle birlikte İstanbul’a göçmüştür. Baba mesleği tüccarlığı devam ettiren Nafiz Kotan bir hayli varlık sahibi olmuştur.

Cumhuriyet döneminde kurduğu inşaat şirketiyle Ankara'da ki pek çok önemli binanın yapımında da yer alan Nafiz KOTAN, sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine 1939 yılında Erzurum'a dönmüş ve 17 Haziran 1946 de şeker komasına girerek hayata veda etmiştir.



BREGUET XIV B

Mürettebat: İki
Uzunluk: 8.87 m
Kanat açıklığı : 14.36 m
Yükseklik: 3.30 m
Kanat alanı: 47.50 m²
Boş ağırlık : 1.010 kg
Max. kalkış ağırlığı : 1.536 kg
Motor : 1 × Renault 12Fe, 300 hp
Maksimum hız : 175 km
Uçuş tavanı : 6.000 m
Silahlar: 1 adet 7,7 mm Vickers makineli tüfek
Bombalar: 300 kg


FİAT R.2


Mürettebat: 2,
Motor: 1 x Fiat AN.12, 6 silindir sıra motor
Gücü: 300HP,
Kanat açıklığı: 12.30 m,
Uzunluk: 8.80 m
Yükseklik: 3.30 m
Boş ağırlığı: 912 kg,
Azami kalkış ağırlığı: 1720 kg,
Azami hızı: 175km/h
Azami menzili: 550 km.

NABİ BELEKOĞLU (1945----)


Nabi Belekoğlu  1945 yılında Erzurum'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Erzurum’da yaparak, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  

1971 yılında Mersin Tevfik Sırrı Gür Lisesi'nde edebiyat öğretenliğine  başladı.  1978–1980 yılları arasında,  Trabzon Lisesinde Edebiyat Öğretmenliği yaptı.

 Nabi Belekoğlu, tiyatro sevgisinin Karadeniz Bölgesi’nde yaygınlaşması için Trabzon Amatör Tiyatro Derneği yönetiminde bulunmuş, sanatsal etkinlikler yoluyla toplumun estetik duyarlık kazanmasına hizmet etmiştir.

 Türkiye’de demokrasinin yerleşip kökleşmesi, demokratik eğitimin gerçekleşmesi, öğretmenlerin grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakları elde etmeleri için  mücadele vermiş, 1978–1980 yıllarında TÖB-DER Genel Yönetim Kurulu üyeliği, Trabzon ve Gümüşhane Bölge Temsilciliği yapmıştır.


Öğretmenliğinin yanı sıra Erzurum Türküleri başta olmak üzere Erzurum’la ilgili araştırmalar yaptı.

Erzurum ve yöresi için çok önemli bir çalışma olan “Erzurum Türküleri” isimli eserini, (Kemal Matbaası)  1971 yılında yayımladı. 

MÜCAHİT GÖZiTOK (1963----)


Mücahit Gözitok 1963 Yılında Erzurum'un Narman İlçesi, Göllü Köyü’nde dünyaya geldi. İlk tahsilini köyünde, orta ve lise tahsilini Erzurum’da tamamladıktan sonra vatani görevini müteakip bir şirkette çalışmaya başladı.

Mücahit Gözitok şiir hayatına lise sıralarında başlamış olup, şiirleri; Hür Söz, Son Söz, Milletin Sesi, Palandöken, Gönül Ekspresi Gazetelerinde, Diyanet Çocuk, Aşkale Çimento ve Hak Ses dergilerinde, ayrıca Şair ozan ve yazarlar kültür derneğinin çıkarmış olduğu 2003 yılı Atatürk Türkiyesi Şairler Antoloji kitabında yayınlanmıştır.

Aynı derneğin düzenlemiş olduğu şiir yarışmalarında bazı ödüllerle ödüllendirilmiş,Türkiye Edebiyatçılar Ve Kültür Adamları Ansiklopedisi'nde yer almıştır. Bazı gazetelerde bir müddet köşe ve araştırma yazılarını sürdürmüş olup, “Şiirin Kalplere Akışı” adlı birde şiir kitabı mevcuttur.

UĞRAYIP GİTSİN (Akrostiş)

Merhamet etmeyip, beni dertlere
Üzerek düşüren yar teskin etsin.
Canım bedenimde iken bir kere
Acilen yanıma uğrayıp,gitsin
Hastadır vücudum, içimde yara
İstese yar bulur derdime çare
Tevazu gösterip ayda bir kere
Gelip ahvalimi bilip de gitsin
Özlüyorum her an elimde değil
Zaten uzaklarda benimle değil
Üstelik kalbimde dilimde değil
Tekrarca gönlüme girip de gitsin
Onda yok belki de küçük bir resmim
Kelâm olsun her an dilinde ismim
Uzaklarda ise kalbinden aşkım
N'olur düşlerime girip de gitsin.
Aklımdan çıkmıyor yıllardır yüzü
Şeker idi bana sanki her sözü
Kızıp silmiş ise kalbinden bizi
Iraktan bir selâm verip de gitsin.

Mücahit Gözitok

MUSTAFA GÜRSOY (1973-2009)


Mustafa Gürsoy 1973 yılında Oltu Subatık köyünde  dünyaya geldi. İlkokuldan sonra ailesi ile birlikte Tokat’a göçtüler. Mustafa Gürsoy, Tokat'ta bir süre ata sporu güreşle uğraştı. Güreşte milli takıma seçilen Gürsoy, çeşitli şampiyonalara katıldı. Uluslar arası karşılaşmalarda başarılar elde etti ve Ülkemizi temsil etti.

Son yıllarda kick boks sporu ile uğraşan Gürsoy, Tokat'ta düzenlenen kick boks gala gecelerinde de ringe çıktı. Bazı ulusal televizyonlarda kick boks maçları yayınlanan Gürsoy, çevresindekiler tarafından sporcu kimliğiyle tanınıyordu. Sporcu kimliğinin yanı sıra Tokat kent merkezinde ticaretle uğraşıyordu.

14 Mayıs 2009 tarihinde Tokat’da hayatını kaybetti. Milli güreşçi Mustafa Gürsoy için Oltu ilçesindeki Arslanpaşa Cami'nde cenaze töreni düzenlendi. Naaşı, cenaze namazının kılınmasının ardından uzun bir konvoy eşliğinde götürüldüğü Oltu Subatık köyünde toprağa verildi.

MUSTAFA ÇELEBİ (1964----)


Mustafa Çelebi Erzurumlu Hattat Hasan Çelebi’nin torunu olarak 1964 yılında İstanbul Üsküdar’da doğdu.

İlk hat derslerini büyük babasından alarak, 1982 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü,  Hat ve Tezhip ana sanat dallarında eğitime başladı.

Üniversite eğitiminin yanı sıra dedesi  Hasan Çelebi’den hat meşki aldı. 1986 yılında bölümünden başarı ile mezun oldu. Ayni yıl hemen hat sanatı programında yüksek lisans eğitimine başladı.

1984 yılında Medine’de Kuba Mescidi yazı çalışmalarına katıldı.

1994 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde göreve başladı.

MUSTAFA BENKLİ (1933----)


Mustafa Benkli,  1933'de Erzurum'un Kargapazarı dağları eteğindeki  Zağgi köyünde doğdu. İlk, orta, lise tahsilini Erzincanda, Yüksek tahsilini  ise, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesinde tamamlayıp; Erzurum D.S.İ.'de  uzman olarak göreve başladı.

Atatürk Üniversitesinde Teknik Daire Başkanı, daha sonra Meslek Yüksek Okulu ve Mühendislik Fakültesinde Öğretim görevlisi olarak görev yaptı.

Başladığı yüksek lisansı doktora tez safhasına getirip, kendi ifadesi ile; 1995 yılında, Prof. Doğramacı ve Sağlam'dan sonra siyasîleşen YÖK  bünyesinden de uzaklaşmak üzere kendi isteği ile emekliye ayrıldı.

Bugün İstanbul –Pendik’te  yaşamakta  ve   bir 'yapı denetim şirketi' ortağı ve 'proje ve denetim mühendisi' olarak çalışmaktadır. 

Bana deli desinler,
İçimi dinlesinler;
Ne bildiğim; bilsinler,
Cehlimi bildirsinler...

Sonra, beni bilenin
Gönlüne indirsinler;
Garîbânı sevenin,
Kalbinde dindirsinler...

Havayla, suyla değil
Sevgiyle beslesinler;
Kabrimi büstle değil,
Duâyla süslesinler...

Yüzüm Kıbleye dönük
Lâhite yaslasınlar;
Bütün sedâlar sönük,
Tek sesle seslesinler!...

Beni benden alıp da,
O sese göndersinler;
Gönlüm orda kalıp da
Bedenim görmesinler...

Nebi`în sevinç sesi;
Sana muştu desinler!...
Beni; çeksin Nefesi,
Kendime vermesinler!...

Mustafa Benkli

MUSA BAŞTÜRK (1879-1973)


Asıl adı Musa Baştürk olan bu büyük mürşid  manevî alemde Dede Paşa Hazretleri lâkabı ile  tanınmaktadır. 1879 yılında O zamanlar Erzurum’un ilçesi olan Bayburt'un Pulur nahiyesine bağlı Aşağı Lori köyünde dünyaya geldi.   ilk önce sübyan mektebine başladı, bu okulda çok başarılı olan  Musa Baştürk, okul dışında da Bayburt'a bağlı Yukarı Aksüt köyünde Kitapsız Hacı Mustafa Efendi diye tanınan bir zattan dersler aldı.

 Sübyan mektebini bitirdikten sonra Bayburt'ta Rüştiye'ye başladı.  Burayı da başarıyla bitirerek, İstanbul’daki Darul Ülya adlı okula kaydını yaptırdı, ancak babası vefat edince tamamlamadan köyüne döndü.

 Dede Paşa hazretleri köydeki arazi işiyle meşgul olur. Ancak ne çare ki gönlündeki ateş başka o sürekli okumak istiyor. İşlerden fırsat buldukça Bayburt´ta bulunan hocalardan fıkıh dersleri alıyordu.   Köylerine gelen  Şeyh Muhammed Beşir Erzincani ile karşılaşması hayatında dönüm noktası oldu.

Musa Baştürk, Beşir Erzincani’nin sohbetini dinledi, etkilendi. El tuttu, mürid oldu. Beşir Efendi köyden ayrılıp, memleketi Erzincan´a döndü. Dede Paşa´yı bir sevgi hasreti sardı. İşi gücü bıraktı. Ağladı olmadı, güldü olmadı. İçi içine sığmadı. Bir hasret başladı ki sormayın. İşi gücü bırakan Dede Paşa, Şeyhi Beşir Efendi´ye koştu, hiç ayrılmamacasına. Köydeki arazileri dayılarına bırakıp Beşir Efendi´nin Erzincan´daki dergahına yerleşti.  

Dede Paşa  böylece Erzincanlı Nakşbendi Meşayihinden Muhammed Beşir Efendi'den tarikat dersi aldı.  Beşir Efendi´ye bağlandıktan sonra dünya işleriyle uğraşmadı. Rus işgalinde    asteğmen rütbesi  ile Halit Paşa komutasında Kop Dağı´nda savaşa   katılarak büyük yararlıklar gösterdi. Bu mücadele yöre işgalden kurtukuncaya kadar devam etti.
 
1932 yılında Şeyh Beşir Efendi yerine Musa Baştürk’ü (Dede Paşa) halife olarak bırakarak vefat edince, Musa Baştürk, Bayburt´un Aşağı Lori Köyü´ne dönerek burada irşad görevine başldı. İlim yaymaya devam ederken 4 Eylül 1973 tarihinde hakkın rahmetine kavuştu.

  "Bugün bir dilbere eyledim ülfet
   Halin görmek için çok ettim minnet
   Yüzünü görenlere hazırdır cennet
   Yandım ateşine tazeden taze
 
   Her türlü ateşle olursun abad
   Ruz u şeb ciğerin eylersin kebab
   Nadanlar elinden içmezsin şarab
   Cananın elinden tazeden taze
 
   Öyle bir dilbersin her şey yakışır
   Seni gören bülbüller durmaz şakışır
   Pek büyük mürşidsin herkes yapışır
   Damenin ulyaya tazeden taze” 

Musa Baştürk

MUKİM İŞBİLİR (1963----)


Mukim İşbilir 1963 yılında Erzurum’a bağlı Horasan İlçesinin Yeşildere köyünde dünyaya geldi. İlk ve Orta eğitimini Erzurum’da tamamlayarak, Atatürk Üniversitesi Erzincan M.Y.O. İnşaat bölümünden mezun oldu.

Ortaokul yıllarında başlayan şiir merakı, Necip Fazıl hayranlığı ile artarak devam etti. 2006 yılına kadar, yazdıklarını yırtıp attı. Her ne kadar daha sonra eski şiirlerini   toparlamaya çalışsa da   tamamı ile mümkün olmadı.

Değişik antolojilerde yayınlanan birkaç şiiri  dışında henüz yayınlanmış eseri  bulunmamayan Mukim İşbilir, halen  İstanbul’da inşaat Kontrol görevlisi olarak çalışmaktadır.

SU MİSALİ

Yosunlu bir durgun göldüm
Sular da aksini gördüm
Yolları ikiye böldüm
Akıp gittim su misali

Dolunayla dolup taştım
Çağlayıp bendimi aştım
Sandım deryaya ulaştım
Akıp gittim su misali

Bazen duru, bazen arı
Gâh inledim zarı, zarı
Erittim yalçın dağları
Akıp gittim su misali

Uyumadım geceleri
Hiç durmadım gündüzleri
Sırdaş bildim ben gizleri
Akıp gittim su misali

Kuru yapraklardı dostum
Toplayıp boynumdan astım
Gün oldu kadere küstüm
Akıp gittim su misali

Boz bulanık akar oldum
Çağlamaktan bıkar oldum
Ateşi de yakar oldum
Akıp gittim su misali

Ateşin aşkıyla yandım
Suydum suya susandım
Hayalleri gerçek sandım
Akıp gittim su misali

Lokman oldum yaralıya
Çare oldum her sancıya
İnandım bir yalancıya
Akıp gittim su misali

Sular gibi aziz oldum
Toprak testilere doldum
Taşıp mecra’ımı buldum
Akıp gittim su misali

Aras olup sevdalandım
Akıp Hazar’da çağladım
Bulut gibi gökten yağdım
Akıp gittim su misali

Karasu’ydum bahtı kara
Fırat gibi açtım yara
Ermek için ol dildar’a
Akıp gittim su misali

Yaş olup gözlerden aktım
Düz ova da iz bıraktım
Derya, deniz olacaktım
Akıp gittim su misali

Mukim İşbilir

MUHSİN AYDOĞAN (1930----)


Muhsin Aydoğan, Erzurum’un  İspir ilçesinde 1930 yılında doğdu. Dini eğitim alarak başlangıçta Kur’ana girişi  babasından öğrenerek devamı için Denizli’ye amcasının yanına gönderildi. Denizli’de bir müddet eğitimine devam etti ancak sürekli daha ileri düzeyde aramalar içerisinde olan Muhsin Aydoğan amcası tarafından Manisa’ya gönderildi.

Manisa’da eğitimine devam ederken Sultan Reşad’ın son imamı olan ve  'Hünkâr imamı' diye tanınan şair Hacı Mustafa Necatüddin Efendi ile karşılaşarak onunla İstanbul'a geçti.

Mustafa Necatüddin Efendiden Kur'an-ı Kerimi ezberledi ve uzun müddet İstanbul'da kaldı. Daha sonra İspir’e dönüp fahri olarak açtığı kursta öğrenci yetiştirdi.

Askerliğini yaptıktan sonra sırasıyla Erzurum ve çevresinde, Denizli’de, Isparta Atabey’de ve Erzurum Ilıca’da imamlık ve vaazlık yaptı. Halen Ilıca’da yaşamaktadır.


İSPİR

Vadi-i hayret, verirsin ni'met, bu ne ulviyyet, güzelsin İspir
Bağ ile bahçeye mazharsın ezel, hilkâten fıtraten güzelsin İspir
Etrafın dağlarla çevrili durur, Kal'anın barusi selâma durur
Görünüş manzaran güzeldir İspir

Kadı Medresesi bir dar'ül fünûn, şark ile garbe dağılmış ünün
Ahıska İstanbul tatmış ürünün, bu mazhariyette alâsın güzelsin İspir
Selçuki Camiinle, Mescid Şah Melik, Halife Davut'la bir çok memalik
Mazine bakılsa zenginsin, güzelsin İspir

Uçurmuş bülbülün mahsun bir çehre, hüzünle bakıyor bu yeni nesle
Mateminle dahi güzelsin İspir
Beşbin sene gibi bir tarihin var, bu vasıflar sana dar geliyor dar
Muhsin gibi senin bir meddahın var, her türlü övgüye seza'sın İspir

Muhsin Aydoğan

İSPİR-2

Bir üçte ayrıldım senden, senk-i siteminden kurtuldum İspir
Gör neler ettin, gurbete attın, bir pula sattın, kurtuldum İspir

Sende seslendim, sende beslendim, sonra küslendim, kurtuldum İspir
O dar vadide, rind idim rinde, koydun bin derde, kurtuldum İspir

Sende sakinler âh ile inler, cûy-u ruh çinler, kurtuldum İspir
Çoktur serencam, hoş buldu encam, Muhsine ihsan, kurtuldum İspir

Muhsin Aydoğan

MUHİTTİN GEYİK (1923----)


Muhittin Geyik 1923 yılında Erzurum’un Uzunyayla köyünde doğdu. İlkokuldan sonra eğitime devam etmedi.

Şiire gençlik yıllarında başladı. Köyüne gelip giden aşıklardan ve hikaye anlatıcılarından etkilendi. O da heceyle şiirler yazdı. Aşıklık geleneğine heveslendi  ancak hiç saz çalmaya heveslenmedi.

Efendi mahlasını kullanan Muhittin Geyik’in; şiirleri  Erzurum’da mahalli gazete ve dergilerde yayımlandı. Saz çalmamasına rağmen halk şiiri tarzına sadık kaldı. Şiirlerinde daha çok dini ve ahlaki temaları işledi ve genelde Erzurum ağzını kullandı.

DÜNYA

Misafir kalmaya geldim
Kondum sana fani dünya
Alına moruna kandım
Cennet seni sandım dünya

Nazına cilvene yandım
Benim olacaksın sandım
Bağan bahçen hep aldandım
Cennet seni sandım dünya

Cömertlik libasın giydin
Terleterek bir şey verdim 
Umut güllerimi derdin
Cennet seni sandım dünya

Her gelene buse verdin 
Senin olacağım dedin
Sonunda herkesi yedin
Cennet seni sandım dünya

Efendi bildi faydan yok
Cilvelerine karnı tok
Tuzağına düşenler çok
Cennet seni sandım dünya

Muhittin Geyik

MEVLÜT MEZARARKALI (1860-1932)


Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Erzurum'da, cesaret, yiğitlik ve vatanseverliğin adeta sembolü olmuştu Mezararkalı Mevlüt Ağa. Şubat 1916’daki Rus işgali nedeniyle, binlerce Erzurumlu gibi, Mevlüt Ağa da, ailesiyle göçe zorlanmıştı. İstikamet, Çukurova’nın kalbi Adana’nın, Karataş isimli beldesiydi. Ceyhan Nehri’nin denize döküldüğü yerin batısında kalan Karataş, sadece Mevlüt Ağa’yı değil, Erzurum’dan göç eden yüzlerce Dadaşa açmıştı bağrını. Yıllar sonra memleketi Erzurum’dan gözyaşlarıyla göç ederken, kim bilir, belki de Milli Mücadele ateşinin yakılacağı ‘3 Temmuz’ günü için hazırlıyordu kendisini.

Mondoros Mütarekesi’ni, Osmanlı Devleti’ne kabul ettiren İtilaf Devletleri, yurdun dört bir yanına dağılmış olan Erzurumlular gibi, Adana’nın Karataş beldesindeki Dadaşları da huzursuz etti. Erzurum’un, tekrar Ermenilere bırakılmasını öngören Mondoros Mütarekesi’nin hemen ardından harekete geçen Mevlüt Ağa, ilerlemiş yaşına rağmen kırık-dökük bir kağnıyla yola çıktığı Çukurova’dan yönünü Erzurum istikametine çevirdi. Kayseri, Sivas ve Erzincan derken, bayramı da yolda geçirdi Mevlüt Ağa.

Önce Daphan Ovası’na, ardından Alaca’ya ulaştı Mevlüt Ağa; akşam saatlerinde ise, ufukta görünen Erzurum’a varmayı planlıyordu. Kağnısıyla, Ilıca önlerindeydi nihayet ve kaplıcalara yöneldi ağır, ağır. Gözüne, söğütlerin altında toplanmış bir kalabalık ilişti sonra; usul, usul o yöne doğru yürümeye başladı.

Kalabalığın arasında, sonradan Erzurum milletvekili olacak Cevat Dursunoğlu da vardı. Tanıdı Mevlüt Ağa’yı ve hemen ayağa kalkarak, buyur etti bulundukları sohbet ortamına. Mevlüt Ağa’yı M. Kemal ve oradakilerle tanıştıran Cevat Dursunoğlu, burada konuşulanları ise, şöyle aktardı :

Mustafa Kemal Paşa, ihtiyara hal-hatır sordu:

-“Ağa, böyle nereden geliyorsun?” dedi,

Mezararkalı Mevlüt Ağa:

-“Çukurova’daydım Paşam, Muhacirdim, şimdi geriye dönüyorum.”

Paşa şaşırdı. Tekrar sordu:

-“Hayırdır, niye döndün peki! Geçinemedin mi Çukurova’da ki, yeniden geriye döndün?”

Mevlüt ağa, sakin bir ses tonuyla cevapladı bu soruyu:

-“Hayır Paşam. Çukurova cennet gibi bir yerdi. Bir ekiyorsun, yüz alıyorsun. Hamdolsun, bizim çocuklar da, çok çalışkandırlar. Geçimimiz Padişah’ta bile yoktu.”

Bu cevap, Paşa’nın merakını iyice artırdı. Bir kere daha sordu:

-“İyi de ağa, madem geçimin iyiydi, o halde niye düştün yollara?”

Mevlüt Ağa’nın bu soruya vereceği cevap, öylesine bir cevap değil, aynı zamanda Milli Mücadele ateşini yakan ilk kıvılcım da olacaktı.

Mevlüt Ağa, yaşlı ve yorgun gözleriyle önce süzdü karşısındaki kalabalığı ve tekrar Paşa’ya döndü:

-“Son günlerde işittim ki, İstanbul’daki bazı ırzı kırıklar, bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki bir göreyim bakayım, bunlar kimin malını kime veriyorlar?”

1934 yılındaki kanunla Mezararkalı soyadını alan Mevlüt Mezararkalı, kabalalık içerisindeki uğultuyu adeta bıçak gibi kesti. M. Kemal Paşa, oturduğu yerden kalktı ve Mevlüt Ağa’yı işaret ederek,

-“İşte bu ihtiyar Türk Milleti’ni temsil ediyor. Ve bu milletle neler yapılmaz ki!” diyerek, tamamladı konuşmasını.

M. Kemal’in gözleri önünde, kurtuluşun ilk kıvılcımları Mevlüt Ağa’nın şahsında anıtlaştı. Cevat Dursunoğlu, 14 Nisan 1960 yılında, seçkin davetlilerden oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada, Ilıca ilçesinde Mevlüt Ağa’nın kıvılcım çaktığı Milli Mücadele için şu ifadeleri kullandı:

-“Yurt ve ülkü hizmetlerine karşılık beklemeyen halk adamlarından birisi olan Mevlüt Ağa’nın, o günlerde Türk Milleti’nin azmini en kesin şekli ile anlatan bu güzel sözlerini, ömrüm vefa ettikçe unutmayacağım.”

Mezararkalı Mevlüt Ağa, vatanın düşman işgalinden kurtarılışını gördü, Cumhuriyet’in ilanına şahit oldu ve 14 Temmuz 1932 tarihinde de, Erzurum’da yaşama veda etti.


Kaynak- Milli Mücadelede Dadaşlar

METİN ÖZARSLAN (1962----)


Doç.Dr Metin Özarslan 1962 yılında Tortum’da doğdu. Eğitimini Erzurum’da tamamlayarak 1987 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çeşitli pozisyonlarda çalıştı. 1992 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türk Halk Edebiyatı Anabilim Dalı yüksek lisans programını  tamamladı.

1995-1996 yıllarında Hacettepe ÜniversitesiEdebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türk Halkbilimi Anabilim Dalı'nda ders verdi ve  Araştırma Görevlisi olarak görev yaptı. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Halkbilimi Anabilim Dalı doktora programını 1999 yılında "Erzurum ve Çevresinde Âşıklık Geleneğinin Bugünkü Durumu" adlı tez eseri ile tamamladı.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı bünyesinde yürütülen "Türk Dünyası Edebiyat Tarihi" Projesi (Fikir ve Edebiyat Metinleri Antolojisi) alt projesinde görev aldı. 2000-2001 öğretim yılında Hoca Ahmet Yesevî Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ve Dil Merkezi'nde dersler verdi.

2006 yılında doçent oldu. Hâlen Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türk Halkbilimi Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

Eserleri:
Erzurum Âşıklık Geleneği, Akçağ Yayınları, Ankara, 2001.
Liseler İçin Halkbilimi, (Dursun Yıldırım-Özkul Çobanoğlu-Metin Özarslan), Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara 2004.
Ferhat ile Şirin -Mukayeseli Bir Araştırma-, Doğu Kütüphânesi, İstanbul, 2006.
Türk Mânilerinden Seçmeler, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2009.
Âyin’den Oyun’a -Dram Karakterli Türk Halk Dansları

METİN ÇEKDEMİR (1950----)



Metin Çekdemir 1950 yılında  Erzurum’da doğdu, daha ilkokul birinci sınıf öğrencisi iken resim yeteneği ile ilkokul öğretmeninin dikkatini çekti.

Halen Erzurum’da bir ilköğretim okulunda müstahdem olarak görev yapan Metin Çekdemir, resimlerinde ağırlıklı olarak; protest, güncel, tarihi, sosyal konular ile çıplak kadın vücudunu ön plana çıkarmaktadır.

Metin Çekdemir; bugüne kadar iki kişisel sergi açmış ve sergilerinde 300 civarında eserini sergilemiştir.

20 Ocak 2011 Perşembe

MEHMET TALAT UZUNYAYLALI (1955----)



Mehmet Talat Uzunyaylalı 1955 yılında Erzurum’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Erzurum’da tamamladı. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldu. 

Gazeteciliğe 1972 yılında Erzurum’daki mahalli gazetelerde yazı yazarak başlayan Mehmet Talât Uzunyaylalı, on yıl boyunca İstanbul’da da çeşitli gazete, dergi ve ajanslarda çalıştı. 1984 yılında Anadolu Ajansı’na girdi ve bu kuruluştan 1999 yılında emekli oldu. 


2000 yılında Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak yeniden çalışma yaşamına dönen Mehmet Talat Uzunyaylalı, halen bu fakültedeki görevini sürdür-mektedir.

Çeşitli gazete ve dergilerde yüzlerce makalesi yayınlanan Mehmet Talat Uzunyaylalı, roman ve araştırma-inceleme dallarında da eserler vermeye devam etmektedir.

Paylaşılamayan Topraklar ve Efsane Kadın Nene Hatun önemli eserlerindendir.

MEHMET MUZAFFER ALANKUŞ (1898-1972)


Orgeneral Mehmet Muzaffer Alankuş, 1898 yılında Erzurum’da doğdu. 1914 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nde öğrenci iken Çanakkale Savaşları nedeni ile orduya iltihak etti. 1915 yılında Asteğmenliğe yükseldi. Muhtelif birliklerde Takım Komutanlığı ve Birlik Komutanlığı yaptı. 7 nci Tümen Harekat Subayı iken esir düştü. 01 Ekim 1918 – 30 Aralık 1920 tarihleri arasında İngiliz-lerin elinde esarette kaldı ve Mısır’a götürüldü.

Orgeneral Mehmet Muzaffer Alankuş, 28 Nisan 1921’de ANADOLU’ya geçerek Milli Orduya iltihak etti. Çeşitli birliklerde görev yaptıktan sonra, savaşsonrası yüzbaşı rütbesi ile 1925-1926 yıllarında Harp Okulu tahsilini tamamladı. 1926 yılında girdiği Harp Akademisi'ni, 1929 yılında bitirerek kurmay oldu.

1945 yılına kadar çeşitli birlik ve karargâhlarda görev yaptı. 1945 yılında Tuğgeneral, 1947’de Tümgeneral-liğe yükseldi. 1956 yılında Korgeneral, 1959’da Orge-neralliğe terfi etti.

5 Ağustos 1960 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutan-lığı'na atandı. 6 Ocak 1961 tarihinde ise Milli Savunma Bakanlığı görevine getirildi.

28 Haziran 1961 tarihinde emekli oldu. 17 Aralık 1972 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

MEHMET EKİNCİ (1960----)


Mehmet Ekinci, 1960 yılında Erzurum’da doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Erzurum’da okuyarak,   Hacettepe Üniversitesi İngilizce bölümünden mezun oldu.

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde uzun yıllar öğretmenlik yaptıktan sonra özel sektöre geçti. Şu anda özel bir okulda yöneticilik ve öğretmenlik yapmaktadır.

BU ŞEHİRDE

Bu yıl kar yağmadı 
Kardelenlerde açmadı bu şehirde. 
Nede kar suları aktı 
Evimizin önünden. 
Sokağınızdan geçtim 
Bir gece yarısı, 
Sensiz sessizdi. 
Anamda yoktu artık 
Bahçe duvarında beni bekleyen. 

Mehmet Ekinci

18 Ocak 2011 Salı

YİNE ERZURUM


Düşmanın bağrına hançer saplamış.
Nene Hatun böyle nine Erzurum.
Bin bir hatim nuru arşı kaplamış.
O zaman sarılmış dine Erzurum.

Tabyalara baktım şöyle bir durdum.
Ben nasıl insanım kendime sordum.
Ah edip göğsüme yumruğu vurdum.
Bak bende kalmadı sine Erzurum.

Palandöken dağı eritmez karı.
Düğünde dadaşım oynasın barı.
Semaverin çayı siler efkârı.
Cağ kebabın çıksın öne Erzurum.

İbrahim Hakkı bak neleri söyler.
Naim Hoca ile coştu gönüller.
Abdurrahman Gazi bizlere rehber.
Bugün minnettarız düne Erzurum.

Çifte minarede yanar şerefe.
Bak bizi çağırır Alvarlı Efe.
Bu diyarda yoktur yalan hurafe.
Yüz çevir nefrete kine Erzurum.

Cirit oyunu var çağır dadaşı.
Dolansam yorar mı Mahalle Başı?
İyi tespih olur Oltu’nun taşı.
Seninle kavuştu üne Erzurum.

Erzurum Kongresi bir tarih yazar.
Vatan bir bütündür, kurulmaz pazar.
Her kim Erzurum’a verirse nazar.
Dilerim ışığı söne Erzurum.

Erzurumlu Osman bîkarar oldu.
Sarardı gurbette gül benzi soldu.
Seni düşününce gözlerim doldu.
Sızlattın burnumu yine Erzurum.

Osman Alpsoy

VOLA


Vola vola diye çağırdım seni
Dönüp de yanıma geldin mi vola?
Bir gün aramadın sormadın beni
Ecep ne haldayam bildin mi beni ?

Danalar böyüdi döndi öküze.
İnmedi arabam tepeden düze.
Bende dert ararsan,dayandı yüze.
Gece yuhileri böldün mü vola.

Söğüdün dalında ötir gargalar.
Çırpar ganadıni dalı ırgalar.
Beni bu günlerde bir merak sarar.
Sen de düşünceye daldın mi vola?

Sabah erken gahtım mafiş bişirdim.
Tandırın başında südi daşırdım.
Bene bi hal oldi bele şaşırdım.
Ahlımi başımdan aldın mi vola?

Çayırda guziler cırtige gahir.
Hasretin çok acı canımi yahir.
Burnumi sızladir,yaşlarım ahir.
Gelip de yaşımi sildin mi vola?

Kokor görmiş gibi gaçtın oraya.
Guymah bulamazsın,getsen saraya.
Guggiler ötirken gelsen buraya.
Ganmi dutti seni öldün mü vola?

Sufatın töküle,sene kim çatti?
Golundan duttide gurbete atti.
Dadaşın malları gışgırma satti
Sen şimdi lıpbızda galdın mi vola?

Anonim

TAYA GÖLGESİNDE


Ne kadar istesem gayri gidemem.
Köyümde güzeldi kaya gölgesi.
Apartman önünde rahat edemem.
Neyime yetmezdi taya gölgesi.

Gönül gurbet elde sıla arzular.
Yüreğim burkulur,burnum sızılar.
Söğüdün altında koyun,kuzular.
Biraz da yer versin taya gölgesi.

Köyün güzelleri evden çıkardı.
Çayın kenarında esvap yıkardı.
Sanki su perisi bana bakardı.
Karşıdan vurunca suya gölgesi.

Ahsor'da bir güzel tacını takmış.
Yıldızlar semada kandili yakmış.
Bu gece gül yüzlüm mehtaba çıkmış.
Zühre'den yansımış aya gölgesi.

Erzurum hasreti bağrımı deldi.
Narman'da yaşamak bize özeldi.
Osman yollarında çok gitti,geldi.
Ona eşlik etti yaya gölgesi.

Anonim