30 Aralık 2009 Çarşamba

7 Aralık 2009 Pazartesi

KADAYIF DOLMASI


MALZEMELER:
Yarım kilogram yumuşak taze tel kadayıf.
Dövülmüş ceviz içi,
Yumurta.
Kızartmak için sıvı yağ (Tercihen Mısırözü Yağı)

ŞERBET (BAL) YAPMAK İÇİN :
5 bardak toz şeker
4 bardak su
Yarım limon suyu.

DOLMALARIN SARILIŞI :

Taze yumuşak tel kadayıfı demet halinde ve eliniz büyüklüğünde koparın, düz bir zeminde (lahana sarması veya yaprak sarması yapar gibi) yayılmış kadayıfın uç kısmına, dövülmüş ceviz koyup sarın. Sararken yanlarını içine toplayın ki cevizler içinde kalsın, dışarı çıkmasın. Dolmaların hepsi aynı şekilde ve ayni büyüklükte olmalı, ne çok sıkı, nede çok gevşek sarılmamalıdır.
ŞERBETİN (BAL) YAPILIŞI:

Tencereye 5 bardak tozşeker koyun,üzerine de 4 bardak su ilave edin, kaynatın. Şerbetin kıvamını kontrol etmek için, kaşıkla birazcık kaynayan şerbetten alarak onu soğutun, baş parmağınızla, işaret parmağınız arasına alın, parmaklarınız birbirine yapışıyorsa şerbetiniz olmuştur. Şerbetinize yarım sıkılmış limon suyu ilave edip bir taşım daha kaynatıp ocaktan indirin.
DOLMALARIN KIZARTMA ÖNCESİ YUMURTALANMASI VE KIZARTILMASI:

20 tane Dolmaya 6 tane yumurta düşecek şekilde, çukur bir kasede yumurtaları sarısı ve beyazı karışık olarak çırpın. Sardığınız dolmaları teker, teker elinize alarak açılmadan çırptığınız yumurtalara bulayın. Önceden kızdırdığınız mısırözü yağında dolmalar pembeleşinceye kadar güzelce kızartıp, yağdan çıkarır çıkarmaz ılık şerbetin içine atın. Dolmalar şerbetini çektikten sonra servis tabağına alın. Kadayıf Dolmalarınız servise hazırdır. AFİYET OLSUN!
KIZARTILMAYAN FAZLA DOLMALARIN SAKLANMASI:
O anda yenmeyecek olan dolmalarınızı ağzı kapalı bir saklama kabında ve derin dondurucuda aylarca taze olarak saklayabilirsiniz. Ancak Unutmayı! Bu işlem için dolmaları yumurtalamamanız gerekir. Derin dondurucudan çıkararak yumurtaya bulayıp kızartarak servis yapabilirsiniz. Bununla da hazırlanması saatler süren Kadayıf Dolmalarını birkaç dakika içerisinde konuklarınıza sunabilirsiniz.
Kaynak - Hatice Püskülcü

OLTU TAŞI

Oltu, tarih ve kültür bakımından zengin bir ilçedir. Güzel bir el sanatı olan Oltu Taşı işletmeciliği bu zengin kültür ilçesinde kendine has bir yeri vardır.

Oltu taşı, ülkemizde Erzurum'un Oltu ilçesinin kuzeydoğu kesiminden çıkarılmakta olan yarı değerli bir taştır.

Oltu taşının diğer bir adı da siyah kehribardır, Erzurumlular onu doğrudan “Kehribar” diye adlandırır. Oltu taşı siyah, koyu kahve, sarı, nadiren de gri-yeşilimsi olabilir. Bu maden esasında bir karbon bileşenidir, siyah renkli, kolay işlenebilen, bu nedenle de takı ve ziynet eşyası yapımında kullanılır. Genelde bayan takıları ve (tespih) üretiminde önemli bir yere sahiptir. Yüzyıllardan beri yörede genellikle tek kişilik ve babadan oğla geçen ev-atölyelerde fazla bir değişikliğe uğramadan üretilmektedir.

3213 sayılı Maden Kanunu'nda kıymetli taşlar arasında olduğunun tescili dahi yapılmıştır. Yakın tarihlerden itibaren Gürcistan üzerinden getirilen benzer özelliklerdeki taşlar Oltu Taşı adı altında pazarlanmaktadır. Ancak bu taşlar kalitesiz, çabuk kırılganlık özelliğine sahip ve Oltu Taşında bulunan siyah ve kahverengimsi özelliklerinin dışındadır. Kalitesinin düşüklüğü sebebiyle piyasaya ucuz olarak sürülmekte bu da hakiki Oltu Taşı üretici ve pazarlamacılarının işlerini zorlaştırmaktadır.

Çıkarılması, zor, rezervi az, fakat işlenmesi kolaydır. Oltu'nun sembolü olup yüzlerce ailenin ekmek teknesidir.

Oltu Taşının Oluşumu:

Oltu Taşı çıkarılan yerlerdeki bitki fosillerinden anlaşıldığına göre, ağaçların reçinesi ile kil ve linyitin karışımından teşekkül ettiği tahmin edilmektedir.

Oltu Taşının Çıkarıldığı Köyler:

Oltu Taşı madeni genellikle Oltu'nun kuzey doğusundaki köylerden çıkar. Bunlardan bir kısmını şöyle sıralamak mümkündür. Dutlu, Güllüce, Yeşilbaşlar, Taşlıköy, Sülünkaya, Alatarla, Hankaskışla ve Çataksu köyleridir.

Oltu Taşının Çıkarılışı:

Yukarıda zikredilen köylerin arazisi genellikle çok engebeli dik yamaçlardan meydana geldiği için maden çıkarılan ocaklara ancak yaya ve zorlukla ulaşılabilir. Kazma kürek, murç ve çekiç gibi ilkel aletlerle çalışılır. Açılan ocakların çapı 70-80 cm. civarında olup, dike yakın bir eğilimle ilerlemektedir. Oltu Taşı cevheri üç-beş cm kalınlığında ve zaman, zaman kaybolan, yani kırılmış damarlar halindedir. Ocaklarda biraz ilerleyince su çıkar, taş çıkarma işlemi diz üstü 200-300 metre bu sulu dehlizlerde sürünerek gerçekleştirilir ki, buda maden cevherinin kıymetini daha da artırır.

Oltu Taşının Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri:

Oltu Taşı'nın fiziksel ve kimyasal özellikleri incelendiğinde başlıca şu özelliklere sahip olduğu görülür: Mohs sertlik skalasına göre 3 sertliğe, 1.5 yoğunluğa sahip ve karbon içeriği yüksek olan bir yarı değerli süs taşıdır. Çıra gibi is çıkararak yanar ve geride sigara külüne benzer bir artık bırakır. Linyite göre çok bitümlü ve çok sık yapılı olmasına karşın genelde kompakt linyit olarak tanımlanabilir. Sürtünme ile elektriklenir ve hafif cisimleri çeker. Yanma esnasında aniden soğutulursa donar, camlaşır ve kalıp halini alır. Oltu Taşı, yerkabuğu içinde iken yumuşak, hava ile temas ettiğinde sertleşen, bitümce zengin kompakt bir linyit çeşididir.

Oltu Taşı'nın Diğer Özellikleri:

1. Topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına rağmen, hava ile temas edince sertleşmektedir.
2. İşlenmesi kolaydır.
3. İşlendikçe sertleşir.
4. Kullandıkça parlar.
5. Rengi genellikle siyah, bazen de kahverengidir.
6. Çıra gibi is çıkararak alevli bir şekilde yanar.
7. Sürtünme ile elektriklenerek hafif cisimleri çeker.

Oltu Taşı İşletmeciliği Tarihçesi:

Oltu Taşı işletmeciliği günümüzden 200 sene öncesine kadar gitmektedir. Ancak bu güzel sanat, asıl önemini Cumhuriyet döneminde kazanmıştır. Oltu Taşı madeninin çıktığı bazı köylerdeki ocak kalıntıları ile yaşlı ustaların "Ben babamdan, babam dedemden, o da babasından öğrenmiş." şeklindeki anlatımları dışında tarihsel bir kayıt yoktur.

İşlenmesi:

Oltu Taşı'nı toprak altından bin bir güçlükle çıkaranlar, genellikle işlemesini yapmazlar, İşleyenlere hammadde olarak kilo işi satarlar. Bu günkü piyasa şartlarında işlenmemişinin kilosu bir lira civarındadır. Yeri gelmişken hemen şunu belirtelim ki taşı çıkartanlar, hammaddeyi işleyene pazarlayanlar, işleyerek mamul hale getirenler, işçiden alarak dükkanlara satanlar hep ayrı kişilerdir. Yani Oltu taşı tüketiciye ulaşana kadar 4-5 el değişmektedir.

Satın alınan taşlar, yapılacak mamulün, tip ve cinsine göre uygun bir şekilde küçük bir keserle kütük üzerinde kırılarak içindeki yabancı maddeler, çatlaklar temizlenir. Bu aşamada taş çok fire verir. Öyle ki bir kilo hammadde Oltu Taşı'ndan ortalama yedi tespih tanesi çıkar. keserle kırılan taşlar bu defa bıçakla etrafı yontularak lobut haline getirilir. Sonra tornaya takılan bir biz aleti ile teker, teker delinir. Delinen taşlar çark denilen tornadaki mile takılır. Usta, bir eli ile çarkı çevirirken, diğer elindeki keski ile milde dönen taşı tornaya çeker. Milden çıkarmadan önce, çırtı ağacının kömürünün tozu ve Palandöken Dağından getirilen tebeşir taşının tozu ile cila verilerek parlatılır. Artık işlem tamamdır. Bu anlattığımız, tespih tanelerinin yapım şeklidir. Ağızlık, gerdanlık, kolye, küpe ve buna benzer süs ve ziynet eşyaları da elde tek, tek ve özenle işlenir. Bu eşyalarında yapımı için kendilerine has değişik aletleri vardır.

Oltu Taşından Üretilenler:

1. Tespih
2. Kolye
3. Gerdanlık
4. Fincan takımı (Çok nadir bulunur)
5. Yüzük kaşı
6. Sigara ağızlığı
7. Pipo
8. Kol düğmesi
9. Küpe
10. Rozet
11. Kravat iğnesi
12. yaka iğneleri

Bu sayılan mamullerden en çok üretilen ve en tanınmışı, kuşkusuz tespihlerdir. Oltu Taşı tespihlerinin ünü Türkiye dışında da bir çok ülkeye ulaşmıştır. Oltu Taşı tespihi elde çekildikçe parlayıp güzelleştiği gibi insan, buna karşı bağışıklık kazanıyor. 33'lük olanına "tek sayı", 99'lük olanına "üç sayı" adı verilmektedir. kuka (yuvarlak), Kızılcık, Mercimek, Kesme, gümüş işlemeli tespih tipleri vardır.

Oltu Taşı Taklitlerinden Nasıl Ayırılır?:

1. Oltu Taşını elinizin içine alıp nefesinizle buharlaştırdığınızda buharı çeker ve üzeri nemlenir.
2. Oltu Taşı tespihlerinin kendine has ağırlığı ve tok sesi vardır. (Mesela cam tespihler çık ağır, plastikler çok hafif olurlar)
3. Sürtünme ile elektriklendiği için küçük kağıt parçacıklarını kendine çeker
4. Bıçakla hafifçe kazındığında kahverengi toz çıkarır.
5. Kullandıkça parlar.

(Kaynak-oltulular.com)

2 Aralık 2009 Çarşamba

ACEM OYUNU

Acem Oyunu

Oyuncular:
Başkumandan.
Çavuş.
Askerler.

Başkumandan, elinde dosyası olduğu halde, askerlerle birlikte odaya girer. Askerlerin elinde kemden yapılmış bir tura vardır. Hep bir ağızdan:

-Sağ yana bastır gada, sol yana bastır gada diyerek dolaşırlar. onra başkumandan, askerlere istirahat verir. Dosyadan isim okuyarak yoklama yapmaya başlar.

- Abo oğli Mugo, Hullikli Bekir. Çarşamba sıfat. Hoppala Bozo, Hacı Gukgo, Hacı Fısfiş!

Bu isimleri saydıktan sonra yoklama biter. Başkumandan, askerlerine kalk emri verir, talim başlar. Talim bitince hücum emri vererek harbe sokar. Askerler, odada bulunanlara ellerindeki turalarla vurmaya başlarlar. Sonra odadan çıkarlar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

AĞCA FERİKLER OYUNU

Ağca Ferikler, kadınlar tarafından oynanır. Oyuna eşlik eden türkünün sözlerine uygun taklitler yapılır.Türkü, topluca söylenir "koca karılar tarlaya nasıl giderler?", "delikanlılar tarlayı nasıl biçerler?" gibi mısralar söylendikten sonra eller bırakılır. Oyuncular münferit olarak istenen hareketin taklidini yaparlar.Oyunun türküsü şöyledir:

Ağca ferikler, ince ferikler
Toplanın gızlar toplanın
Dizilin gızlar dizilin
Ağca ferikler, ince ferikler
Foca garılar tarlaya nasıl giderler?
Ha bele bele, ga bele, bele giderler.
Ağca ferikler, ince ferikler
Toplanın gızlar toplanın
Dizilin gızlar dizilin
Ağca ferikler, ince ferikler
Goca garılar tarladan nasıl dönerler?
Ha bele bele, ha bele bele dönerler.
Ağca ferikler, ince ferikler
Toplanın gızlar toplanın
Dizilin gızlar dizilin
Ağca ferikler, ince ferikler
Deligannılar tarlayı nasıl biçerler?
Ha bele bele, ha bele bele biçerler.
Ağca ferikler, ince ferikler
Toplanın gızlar toplanın
Dizilin gızlar dizilin
Ağca ferikler, ince ferikler
Goca garılar hamuru nasıl yoğurur?
Ha bele bele, ha bele bele yoğurur.
Ağca ferikler, ince ferikler
Toplanın gızlar toplanın
Dizilin gızlar dizilin
Ağca ferikler, ince ferikler
Goca garılar ekmeği nasıl açarlar?
Ha bele bele, ha bele bele açarlar.
Ağca ferikler, ince ferikler
Toplanın gızlar toplanın
Dizilin gızlar dizilin

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

ALACA - KARACA OYUNU


Alaca-Karaca Oyunu (Narman Mahmutçavuş Köyü)
Oyuncular:
Mal Sahibi:Başı sarıklı, palto giyinmiş bir adam.Kaşkolunu boynuna dolamış bir kısmını göğsünden, bir kısmını omuzundan sarkıtmıştır.Elinde bir sopa vardır.
Alaca - Karaca:Vücutları keçi derisi ile örtülü iki kişi.Bezden kulak yapılmıştır.Kuyrukları vardır.Kol ve bacakları da sarılıdır.Boyunlarında "hış" denilen demirler vardır.
Muhtar:Günlük kıyafetiyle bir köy muhtarı tipi.
Alıcılar:Günlük kıyafetleriyle köylü tipleri.
MAL SAHİBİ (Odaya girer) - Selamünaleyküm, bu köyün muhtarı kim?

MUHTAR -Aleykümselam ağa, hoş geldin. (tokalaşırlar).

MAL SAHİBİ - Hoşbulduh muhdar. Ben yolcuyum. Köyümü mal götürirem. Tosunnardan ayahlarını dabah dutmuş, getmiş, kesip satabilir miyuh, köyüzde.
MUHTAR - Satarıh ağa. (Köylülere döner). Hasan Çavuş, Veli Ağa, Muhhis Efendi, ucuz alacağız.Hisselerden bir gısmıni isdiyennere satah.
Köylüler,muhtarın dediğini yaparak mal sahibinden et satın alırlar.Mal sahibi "Sağolun, Allah razı olsun" diyerek dışarıya çıkar, biraz sonra gelir. Muhtar,ağayı karşılar.Muhtara "Ben gidecam, etlerin parasını verin" der.
Muhtarla birlikte et satın alanların yanına giderek para isterler.Onlar da "paramız yok sonra verelim" derler.Mal sahibi sinirlenir ve "Alaca!... Garaca!..." diye bağırır. Köpekler hırıltılarla elleri ve ayakları üzerinde yürüyerek gelirler.

Mal sahibi, "Hasan parami vermir" deyince Hasan'a saldırırlar.Tırmalayarak ona para vermeye zorlarlar.Vermezse dışarıya atarlar.Aynı işlem, et satın alan diğer kişilere de uygulanır. Sonunda mal sahibi Alaca ve Karaca adlı köpeklerini boyunlarındaki "hış"larından tutarak dışarıya çıkarır.
Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

AŞIK OYUNU

AŞIK (Merkez - Altınbulak Köyü)

Oyuncular:
Aşık oynayan çocuklar (iki kişi).
Baba.

Aşık oynayan çocuk rolündeki iki kişi ortaya gelir. Yüzleri isli, elbiseleri kirlidir. Haşarı sokak çocuğu kılığındadırlar. Aralarında konuşmaya başlarlar:

I. ÇOCUK -Oğul, bennen aşşıh oynir misan?

II. ÇOCUK -He, oyniram.

I. ÇOCUK -Ama, gapip gaçıranın anassi,

II. ÇOCUK -He,anassi, gapip gaçıranın anassi,

Oyun oynamaya böylece karar verdikten sonra birbirlerine "Önce sen düş!" derler. Sonra biri düşer, yani elindeki aşığı yere atar. Oyun başlayacakken diğer oyuncu yerdeki aşığı alıp kaçırır. Aşığın sahibi olan diğer oyuncu ağlar, misafirlerinden birinin yanına gelir.

I. ÇOCUK -(yanına gittiği adama) Baba, aşşığımı ano oğlan gaçırdi, al. (ağlar, adamın kollarına yapışır ortaya çeker).

BABA -(İkinci çocuğa bağırarak) Oğlumun aşşığıni ver!

II. ÇOCUK -Eşşek gibi zırla,verim.

Adam,eşek gibi anırır, aşığı kaçıran çocuk bu anırmayı beğenirse aşığı verir, beğenmezse yeniden anırmasını ister. Yahut başka bir ceza verir. Beğenirse aşığı iade eder. Oyun birkaç kez tekrarlanır. Her defasında baba olarak ortaya alınan misafirlere çeşitli hayvan taklitleri yaptırmak suretiyle ceza verilir.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

AYI OYUNU

Ayı (Merkez - Altınbulak - Köyü)

Oyuncular:
Bostancı-Köpek -Ayı -Eşek -Yardımcılar (iki kişi)

Oyun genellikle düğünlerde oynanır.Bostancı,dünürcülerin şapkalarını alıp bunları kavun,karpuz,mısır,salatalık vb. bostan ürünleri kabul ederek yere dizer.Köpeğine bostancı teslim eder ve iyi korunmasını ister.Kendisi bir köşede yatar,uyur.

Bostancı uykudayken ayı gelir,bostandaki sebzeleri yer.Köpek, havlayarak bostancıyı uyandırır.Fakat zamanında uyandırmadığı için sahibi tarafından dövülür.Bostancı, köpeği ile birlikte ikinci kez ayıyı beklemeye koyulur. Bu kez ayı gelince köpek hemen havlamaya başlar.

Bostancı uyanır,köpeğin ve diğer yardımcıların katkılarıyla ayıyı yakalar.Yakalanan ayı dövülerek öldürülür,sonra eşeğin sırtına konularak köy meydanına götürülüp derisi yüzülür.Deri, açık artırmayla satışa sunulur.En çok parayı veren düğün sahibi deriyi satın alır.Oyuncular, düğün, sahibinden aldıkları parayı daha sonra aralarında paylaşırlar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

BERBER OYUNU

Berber Oyunu (Tortum - Cihanlı Köyü)

Oyuncular:
Berber: Değişik aksesuarları kullanarak komik hale gelmiş bir kişi
Müşteriler: Seyirciler arasından seçilmiş iki kişi.
Çıraklar: Müşterilerin yanında bekleyen iki kişi.
Aynalar: Sandalyede oturan müşterinin karşısında ayakta bekleyen iki kişi.

Oyunun sergileneceği yerde iki ayrı müşteri vardır. Müşteriler sandalyeye otururlar. Her müşterinin karşısında bir kişi ayna göreviyle ayakta durur. Berber, boynunda kayışı, belinde ustura yerine kullanacağı kasaturası olduğu halde ortaya gelir.

Davul - zurna eşliğinde oynamaya başlar. Birinci müşterinin yanındaki çırak "Berber!" Tıraş gecikti" diye bağırır. Berber, müziğin ritmine uygun hareketlerle yavaş yavaş müşterinin yanına gider. Kayışı müşterinin boynuna dolayarak usturayı bileme hareketleri yapar. Sonra, usturayı (kasaturayı) müşterinin yüzüne sürer.

Ayna görevi yapan kişinin başına vurarak belini eğer, müşteriye gösterir. Davul - zurna çalınmaya devam etmektedir. Bu kez, ikinci müşterinin yanındaki çırak "Berber! Tıraş gecikti" diye bağırınca berber yine müziğin ritmine uyarak ağır hareketlerle diğer müşterinin yanına gider. Aynı hareketleri orada da tekrarlar. Birinci müşterinin yanındaki çırak tekrar bağırınca onun yanına gider. Böylece iki müşteri arasında birkaç kez gidip geldikten sonrada ortada bir süre oynar ve çıkar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

BOSTAN OYUNU

Bostan Oyunu (Köprüköy - Güzelhisar köyü)

Oyuncular:

Bostancı - Bekçiler (Üç kişi, üçüncü kişi dilsizdir) - Hırsız

BOSTANCI - (İçeriye girer. Sağa - sola bakınarak bağırır). Selamünaleyküm Bu köyün muhtarı kim?

MUHTAR - Hoş geldin, ne olacah? Muhtan benem.

BOSTANCI - Uzah yoldan gelirem, çoh fakirem, bir sürü nüfusum var, hep acından ölirler.

MUHTAR - Ne olacah ya peki?

BOSTANCI - Bene burda bir yer verin de bostan ekim.

MUHTAR - Verim. Anbura hep sene olsun.

BOSTANCI - Burayi bene mi verdin?

MUHTAR - He... Beyen.

BOSTANCI - (Eliyle işaret ederek!) Anburdan anburaya bene.

MUHTAR - Ora fazla gelir sene.

BOSTANCI - Hoş köyli sene bi şey demez gardaş.

MUHTAR - Der, der. O tarafa çıhma.

BOSTANCI - Der mi?

MUHTAR - Der. O taraf köyün yaylasi ora. Ona gızarlar, boşluhtan, meradan al.

BOSTANCI - (İniltili bir biçimde konuşur). Eleyise ben gelim bostan ekim de. Bir sürü nüfusum var. Her aç galacahlar. Satah da Allah rızası için bu yıl bele geçineh. Hele bahah gelecek seneye ne olur? (Muhtara döner, iniltili bir biçimde konuşmaya devam eder). Gardaş, muhtar.

MUHTAR - Efendim.

BOSTANCI - Bene bi tene de bekçi ver.

MUHTAR - Bekçi?

BOSTANCI - He. Bostanı beklesin, ben sakatım.

MUHTAR - (Seyircilerden birini ortaya alarak). Al ahan sene bekçi.

BOSTANCI - Bekçi bu mi?

MUHTAR - He, bekçi bu.

BOSTANCI - Bu namussuz olmaz. Bu çoh saçli sakgalli. Ben buni beyenmirem. Getsin bu, ben sakgat adamam, bu beni döger. (Bekçi olarak ortaya çıkan kişiye vurur). Bene bele parlah, nice bıyıhlı yahışıhlı bir bekçi lazım.

MUHTAR - (Başka birini ortaya çıkararak). Nasıl bu?

BOSTANCI - (Ortaya gelen ikinci bekçiyle tokalaşır). Sen hoş geldin gardaş.

II.BEKÇİ - Hoşbulduh gardaş, nasılsın?

BOSTANCI - Vallah işte görirsen bir ayağım sakat. Çoh uzahtan gelirem. Bu köyün muhtarı da bene bir yer verdi. Bostan ektim. Bostanımı berkler misin?

II.BEKÇİ - Beklerim.

BOSTANCI - Hak olarah ne istirsen? Ben fakirem, benden az iste.

II.BEKÇİ - Yarısını ver.

BOSTANCI - Olmaz, çoh istirsen. (Muhtara döner). Muhtar, bu çoğ istir.

SEYİRCİLERDEN BİRİ - Çariği boğuzuna.

BOSTANCI - (Bekçiye) Çarıği boğuzan, sırımım ağzan, gabul mi?

MUHTAR - Olsun.

II.BEKÇİ - Olsun.

BOSTANCI - Oldi, ben yatacağım, sen benim bostanı bekle, oldi mi gardaş?

II BEKÇİ - Tamam oldi.

Bostancı yatar, uykuda horlama sesleri çıkarır. Bekçi, ücreti az bulduğu için işini ciddiye almaz. Bostana hırsız girer. Bostancı uyandığında karpuz ve salatalıkların çalındığını görür. Bekçiyi döverek kovar. Mahsulün yarısını vermek kaydıyla başka bir bekçiyle anlaşır.Bu sonuncu bekçi dilsizdir.

Bostancı tekrar uykuya dalar. Bekçi dilsiz olduğu için bostana giren hırsıza bir şey söyleyemez. El - kol hareketleriyle ve garip seslerle bostancıyı uyandırır. Bostancı uyandığında mahsulün tümünün çalındığını görür. Bu bekçiyi de döverek kovar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

CÜCE OYUNU

Cüce Oyunu (Ilıca, Kumluyazı köyü)

Yalnızca Kadınlar Arasında Oynanır.

Bir genç kızın başına kalbur konularak elleri başının üstünde birleştirilir. Entarisi yukarıya toplanarak ellerini ve başını kapatacak biçimde bağlanır. Göğüs altından itibaren karın kısmı açık bırakılarak bel seviyesinde bir etek giydirilir. Kalçalarına uzun bir değnek bağlanır.

İki yanda iki kol görevi yapan bu değneğe gömlek giydirilir. Göbeği burun olacak şekilde kızın karnına bir insan yüzü çizilir. Kız, bu kıyafetiyle ortaya gelir. Diğer kadınlar teneke çalarak türkü söylerler. Genç kız, hareketli türkünün ritmine uyarak oynamaya başlar. Böylece güler, eğlenirler.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

ÇEŞMEYE VARDIM ANA OYUNU

Çeşmeye Vardım Ana Oyunu (Tortum - Dikmen köyü)

Oyuncular:
Anne:Yaşlı kadın görünümünde bir kişi.
Kız:Günlük kıyafetiyle bir genç kız.
Mahmut:Delikanlı Kılığına girmiş bir genç kız.

Kız testiyi eline, içinde çamaşır bulunan kalburu da omzuna alarak çeşmeye gider. Çeşme başında Mahmut'la karşılaşırlar. Kaçamaklı sohbet ederler. O anda anne, kızına seslenince kız eve gelir. Aralarında şu manzum konuşma geçer:

KIZ
Çeşmeye vardım ana
Suyi doldurdum ana
Kor olacah çeşmede
Mendilim galdi ana

ANNE
Çeşmeye vardın gızım
Suyi doldurdun gızım
Kor olacah çeşmede
Kimleri gördün gızım?

KIZ
Çeşmeye vardım ana
Suyi doldurdum ana
Kor olacah çeşmede
Mahmud'i gördüm ana

ANNE
Datlidür dilin gızım
Uzundur boyun gızım
Şimdi gardaşın gelsin
Gırdırim belin gızım

KIZ
Datlidür dilim ana
Uzun boyum ana
Yüz bin gardaşım gelse
Gırılmaz belim ana

ANNE
Altına bah altına
Bah şu gızın heltine
Ele hersim çıhir ki
Alim yumruh altına

KIZ
Gınayı getür ana
Barmağın batur ana
Ben garari vermişem
Muhdari getür ana

Konuşma aralarında teneke çalınır, çalgı eşliğinde dans yapılar. Sonunda toplu dans ile oyun biter.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

ÇOBAN OYUNU

Çoban Oyunu (Aşkale - Tazegül köyü)

Oyuncular:

Çoban - Muhtar - Bekçi - Mal Sahipleri

Çoban, seyircilerin bulunduğu odaya gelir. Muhtarı bularak köyün hayvanlarını otlatmak istediğini söyler. Muhtar kabul eder. Çoban, dada bulunanlardan birinin yanına gider "Senin neyin var?" diye sorar. Mal sahibi "İneğim var,öküzüm var,goyunum var" gibi cevaplar verir.

Çoban, birkaç kişiyle bu şekilde görüşür. Herkesten teslim aldığı hayvanları götürür. Önünde bir hayvan sürüsü varmış gibi odanın ortasında dolaşır, sürüyü otlatır. Akşam olunca mal sahiplerinde birinin yanına gelir.

ÇOBAN - Sen bene ne gatmışdın?

MAL SAHİBİ - İnek gatmışdım.

ÇOBAN - O ineği ne yapacahdın?

MAL SAHİBİ - Sağip südüni yiyecahdım.

Şeklinde tek, tek herkesi dolaşarak irticalen ve kişilerin ruh haline göre konuşmalar ile oyun sürüp gider.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

ÇOCUK OKUTMA OYUNU

Çocuk Okutma Oyunu (Pasinler - Yastıktepe köyü)

Oyuncular:
Hoca.
Muhtar.
Öğrenciler (üç kişi).

HOCA - (kapıdan içeriye girerken) Selamünaleyküm, bu köyün muhtarı kim?

MUHTAR - Aleykümselam, muhtar benem.

HOCA - Ben Tiflis'ten gelirem. Çocuğuz varsa ohudacam.

MUHTAR - Kaç guruşa ohudacahsan?

HOCA - Beş guruşa.

MUHTAR - Nasıl ohudacahsan?

HOCA - Çoğ gıssa sürecah. Derslerini bildiler mi hemen icazetlerini verecağam.

MUHTAR - Peki.

Muhtar, odada oturanlardan üç kişiyi ortaya çıkarır. Hocayla birlikte diz çökerek otururlar. Hoca, öğrencilerin oturuş biçimlerini düzenler, her birinin adını sorar.

HOCA - (birinci öğrenciye) Senin dersin: "Yar dibinde yatmışsan".

I.ÖĞRENCİ - (Hocanın söylediğini tekrarlar) Yar dibinde yatmışsan.

HOCA - (İkinci öğrenciye) Senin Dersin: "Gara ağacın guri doruği".

II.ÖĞRENCİ - Gara ağacın guri doruği.

HOCA - (Üçüncü öğrenciye) Senin Dersin: "Gara tayuğa gah demişsen".

III.ÖĞRENCİ - Gara tayuğa gah demişsen.

HOCA - (birinci öğrenciye döner, elindeki sopasıyla öğrencinin göğsüne dürterek ve omzuna vurarak). Senin dersin neyidi?

Ey dinne:
Yar dibinde yatmışsan
Gurbağadan ürkmüşsen
Gurbağa senin emelin
Buni sene gömerim.

(Bu cümleleri öğrenci aynen tekrar eder. Hoca, ikinci öğrenciye döner). Senin dersin neyidi?

Ey dinne:
Gara ağacın guri doruği
Burda vursam memlekette alırsın soluği

(İkinci öğrenci de bu cümleleri aynen tekrar eder.

Hoca, üçüncü öğrenciye döner). Senin dersin neyidi?

Ey dinne:
Gara tayuğa gah demişsen
Hocan senden bir kitap istemiş, yoh demişsen.

Hoca üçüncü turda yeniden birinci, ikinci ve üçüncü öğrenciye ayrı, ayrı derslerini sorar. Öğrenciler aynen tekrar ederler. Bu arada, verilen dersleri bilemeyen veya söyleyemeyen öğrenciler oyun kapsamında bir güzel pataklanır.

Derslerini eksiksiz ve yanlışsız yaptıklarında da:

HOCA - Aferin, ey bildiz, gahın gidin bir yerde hoca olun!

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

DAM ÜSTÜ ÖRTMEK OYUNU

Dam Üstü Örtmek Oyunu (Ilıca - Söğütlü köyü)

Oyuncular:
İş arayan adamlar.
İki kişi.Biri topaldır.
Muhtar.
Eşek: Elleri ve ayakları üstünde yürüyen eşek rolünü canlandıran kişi.

İş arayan adamlar eşekle birlikte odaya girerler. Muhtarı sorarlar. Odadakilerden biri, muhtar olarak gösterilir. Adamlar, muhtardan iş isterler. Aralarında şu konuşma geçer:

MUHTAR - Ne iş görürsünüz?

ADAMLAR - Her işi görürük.

MUHTAR - Çobannıh yapar mısız?

ADAMLAR - Ondan başka her iş görürük.

MUHTAR - (Ayağı topal olan adama) Senin ayağın topal. Bir iş göremezsen.

TOPAL ADAM - (Ayağının arasında bulunan çubuğu odada bulunanlara vurarak ayağını savurur. Muhtara) ben mi topal? Ben çoh ey dam üsti örterem.

MUHTAR - (Odada bulunanları gösterek) Anbura hep çamlıh. İstediyin gadar kes, işin gör.

Topal adam, odadakilerden kimi gözü tutarsa onu kaldırır. Ayağına soktuğu sopayı balta olarak kullanır. Ayağa kaldırdığı kişinin ayaklarına vurur. Adam yere düşer.Yerde kollarına vurarak ağaç budama hareketleri yapar. Birkaç kişiyi böylece budadıktan sonra eşeğe yükleyerek taşır. Odanın bir kenarına topladıktan sonra dışarıya çıkar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

DAVAR OTARMA OYUNU

Davar Otarma Oyunu (Ilıca - Söğütlü köyü)

Oyuncular: Çoban, Muhtar ve Davarlar

Çoban olacak kişi, topal taklidi yaparak aksak hareketlerle odaya girer. Muhtarı sorar. Odadakilerden birini muhtar olarak gösterirler. Çoban, muhtardan iş ister. Muhtar "bize davar çobanı olurmusan?" diye sorar. Çoban "oluram" şeklinde cevap verir.

Çoban, odada bulunanlardan birkaç kişiyi koyun olarak ortaya çıkarır ve onları otlatmaya götürür. Odanın içinde biraz dolaştıktan sonra uykusu gelir, yatar uyur. Uyandığında koyunları yanında bulamaz. Çoban uyurken koyun rolündeki kişiler yerlerine oturmuşlardır. Çoban,koşarak muhtarın yanına gider."Davarlar gaybolmuş muhdar!" diye bağırır. Muhtar dışarıya çıkar.

Ellerinde su bulunan iki kişiyi odanın kapısına koyar. İçeriye girer."Soso, filanın itini yollayın, davara gurt girdi" şeklinde bağırır. İsmi söylenen kişinin oğlu odada bulunmaktadır. Onun kolundan tutup dışarıya atarlar. Kapıdan çıkarken ellerinde su ile bekleyenler suyu bunun üstüne dökerler. Böylece odada bulunanların bir kaçı ıslatılır.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

1 Aralık 2009 Salı

DEĞİRMEN OYUNU

Değirmen Oyunu (Pasinler - Yastıktepe köyü)

Oyuncular: İki kardeş ve Değirmenci.

İki kardeş miras bölerken anlaşamazlar. Komşular araya girerek anlaşmalarını sağlarlar. Herkes tarlasını eker, biçer. Kardeşlerden biri değirmene bir çuval saman götürür. Değirmenciye "şu buğdayı al ve öğüt" der, sonra oradan bir çuval un alıp çıkar. Değirmenci çuvalı açtığında içindekinin buğday değil, saman olduğunu görür, aldatıldığını anlar.

Bu işi yapan kardeş, diğer kardeşin yanına gider "ben böyle yaptım, senin nüfusun çoh, bu yıl fazla buğday elde edemedim, sende aynı şeyi yap" der. Maksadı kardeşini değirmenciye dövdürmektir. Diğer kardeş de bir çuval saman götürür. Un alırken değirmenci onu yakalar ve döver. Cezalandırmak için değirmen taşının üzerine atar.

Değirmen taşı olarak ortada büyük bir teşt vardır ve içine un serpilmiştir. Değirmentaşının dönüşünü simgelemek üzere teştin çevresinde birbirinin omzundan tutan birkaç kişi belli bir makamla türkü söyleyerek oyun oynamaya ve teştin etrafında dönmeye başlarla. Dönerken türkünün ritmine göre arada bir teştin içindeki kişiye tekme atarlar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

DEHLENK OYUNU

Oyun, çalgı eşliğinde tek kişi tarafından oynanır. Bazen iki kişinin birlikte oynadığı da görülür. Oyuncu, başındaki şapkasını yan tarafa çevirir. Ceketini ters giyinir. Sırtına kambur yapar. Pantolonunun paçalarından bir çorabın içine konulmuştur, diğeri açıktadır. Buna benzer akla gelebilecek her türlü gülünç kılığa girebilir. Ağzına su doldurur. Müziğin ritmine uygun hareketlerle oyununu icra ederken çeşitli mimiklerle yüzünü gülünç hale getirir.

Ellerini ve kollarını arkaya, yan tarafa çevirerek çolak taklidi yapar. Ayaklarını eğerek bacaklarını birbirine geçirir. Aksak yürüyüşlerle, hoplama ve sıçramalarla eğilip kalkar. Çevresinden bir veya birkaç kişi müziğin ritmine uygun bir şekilde "amanım dehlenk, imanım su" sözleriyle tempo tutarlar. Oyuncu, ağzındaki suyu, kendisini gülerek izleyen seyircilerin üstüne püskürtür, seyirciler arasında kaçışmalar olur. Oyunun süresi seyircilerin ilgisini oranında uzar veya kısa kesilir.

Alıntı – Kültür Bakanlığı Yayınları

DELİ KIZ OYUNU

Çoğu kez kadınlar arasında oynana oyun, bazen kadın kılığına giren erkekler tarafından da sergilenir. Biri orta yaşlı kadın, diğeri evde kalmış kız rolündeki iki oyuncu karşılıklı oynarlar.

Davul - zurna eşliğinde oyun oynarken müziğin ritmine uygun bir tarzda karşılıklı konuşmalar yapılır. Konuşmaların gerektirdiği biçimde taklitlere yer verilir. Her dizesi iki kez tekrarlanan türkünün sözleri şöyledir:

KADIN - Deli gız sinin geliyor.

KIZ - Sinide neler geliyor?

KADIN - Başına yazma geliyor.

KIZ - Hani ya niye gelmedi?

KADIN - Geldi de geri döndüler.

KIZ - Ne gusurumi buldular?

KADIN - Başına kelloz dediler

KIZ - Gurbanız olim gomşular
Hayranız olim gomşular
Hani ya bunun kellozi?

KADIN - Deli gız sinin geliyor.

KIZ - Sinide neler geliyor?

KADIN - Gulağan küpe geliyor.

KIZ - Hani ya niye gelmedi?

KADIN - Geldi de geri döndüler.

KIZ - Ne gusurumi buldular?

KADIN - Gulağan kura dediler

KIZ - Gurbanız olim bir bahın
Hayranız olim bir bahın
Hani ya bunun neresi kurasi?

KADIN - Deli gız sinin geliyor.

KIZ - Sinide neler geliyor?

KADIN - Beline kemer geliyor.

KIZ - Hani ya niye gelmedi?

KADIN - Geldi de geri döndüler.

KIZ - Ne gusurumi buldular?

KADIN - Galçana çıhıh dediler

KIZ - Gurbanız olim gomşular
Hayranız olim gomşular
Hani ya bunun çıhıği?

KADIN - Deli gız sinin geliyor.

KIZ - Sinide neler geliyor?

KADIN - Ayağan kalloç geliyor.

KIZ - Hani ya niye gelmedi?

KADIN - Geldi de geri döndüler.

KIZ - Ne gusurumi buldular?

KADIN - Ayağan topal dediler

KIZ - Gurbanız olim bir bahın
Hayranız olim bir bahın
Hani ya bunun topali?

Kaynak-Kültür Bak.Halk Oyun.

DEVE OYUNU -I-

Deve Oyunu (Erzurum - Merkez)

Oyun, iki çalgıcı refakatinde davul - zurna veya davul - klarnetle düğünlerde, eğlence yerlerinde oynanan çifte telli, kosarma, daslıços, dehlenk vs. gibi havalarla oynanır. Çalgıcıların başlaması ile hem deve hem de iki deveci birden oynarlar. Deve, kendisini oynatanlardan birine kafası ile vurur, ısırır, tekme atar. Dövülen deveci elindeki çubuğu ile deveyi dövmeye başlar.

I.DEVECİ - Kime karşı gelirsen köpeyoğlu? Özün menim dayağımı heç bilemez misen? Yahşı suratın Allah kahreyleye. Deve değildi sanki gatır.

Deveci deveyi dövüp bu sözleri söyledikten sonra davul - zurna bir uzun hava çalmaya başlar. Deve dayağı yedikten sonra çalgıcının melodisine uyarak titremeye başlar.Titrer, titrer ve kendisini yere atar.Yerde ölüyormuş gibi hareketler yapar, ağzını açar yumar ve ölür.

II.DEVECİ -(Devesinin öldüğünü görüp heyecanlanarak arkadaşına)

Eyyyvaaah!.Ocağımı su koyverdin, meni mahv eyledin. Vay dılgır oğlu dılgır sen deveyi Hakka tapşırdın. (arkadaşına vurur).

I.DEVECİ - (Ağlayarak). Ne vurursun gardaşım! Köpeyoğlunun devesi seksen sekiz dişi ile kalçamı kıtladı. Kellesini böğrüme vurdu, otuz altı kaburga kemiğim çatladı. Çatladı çat çat.

II.DEVECİ - Ay umarım Allah'tan özün hammısı birden çatlasın.

I.DEVECİ - Senin deven çatlasın, deven patlasın.Her türlü aleti edavatı yetmiş sekiz bin parçayı bölünüp semavata fırlasın.

II.DEVECİ -(Devesinin başında ağlayarak dolanır, yüzünü okşar,arkasına geçer, sargısını ve kalın etlerini okşarken). Ah menim balam menim eğem, menim atam, dedem, babam, menim yeke devem, hele bir cannan. Goran bir dua tapşıram, cannan. (Deveden ses gelmediğini görünce) Sen İran'dan Turan'a yüz kırk batman yük götürürdün. On beş bin beş yüz arşın yolu üç saatte gatederdin, imdi nemeler oldu sana?

I.DEVECİ - Eğe ne ağlıp durursun, bu deve dekinden, nazından zıbardı.

II.DEVECİ - Eğe ne dekdi, ne nazdı. (Kalbini dinler) Özünü hakka vermiş, kalbi bile çarpınır.

I.DEVECİ - Onun kalbi kıçındadır, gerisini dinle, motor gibi atır.

II.DEVECİ - (Kıçını dinler ses geldiğini anlar, sevinir bir halde) Caaan caaan can! Vuy o puf puf diyen dilleren gurban, o ne güzel kalp çarpır, kalp değil sanki demirci körüğüdür.

I.DEVECİ - Eğe men onun ilacını bilürem.

II.DEVECİ - O ilac nemele ilaçtı?

I.DEVECİ - Mayastroooo (çalgıcılara dönerek) Ay mayastrocular bizim deveye eyi bir hava çalasız, belki tirile.

II.DEVECİ - (Çalgıcılara yalvararak) Size kurban olim,can veresiz bu hayvana, nerdeyse aklım kalkır.

Zurnacı, devenin arkasına gelip uzun bir hava çalmaya başlar, deve çalgıcının melodisine uyarak titremeye başlar, deveciler sevinir ve deve ayağa kalkar. Deve ne deveciler tekrar oynar oyun biter.

DEVECİLER - Eğe,bizim pulları verin, gideceğik.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

DEVE OYUNU -II-

Deve Oyunu (Pasinler - Yastıktepe köyü)

Dışarıdan bir adam odaya girerek selam verir ve muhtarı sorar. Muhtar gelir.Tokalaşırlar.

ADAM - Bene bir tarla ver muhdar.

MUHTAR - Ne yapacağsan?

ADAM - Lahana ekecağam.

MUHTAR - (Odada oturanlardan birini ortaya çıkararak). Bunun çoh tarlası var.

ADAM - (Tarla sahibine döner). Bene bir tarla ver.

TARLA SAHİBİ - (El hareketleriyle önünde geniş bir alanı gösterir) Ahan,ne gadar istirsen al, gözün kestirdiği gadar senin olsun.

Adam, kendisine bir miktar tarla ayırır. Elindeki değnekle sınırlarını belirler. Sonra aynı değnekle tarlada çalışma hareketleri yaparak neşeli bir biçimde lahanaları ektiğini hissettirir.

ADAM - (Kendi kendine)

Here here hesdani
Danalar girdi bosdani
Goyma bostan azari
Yemesin bizim lahanalari

Adam, tarlanın yanıbaşında yatar, uyur. Bir süre sonra uyanınca tarlanın ortasında bir devenin yatmakta olduğunu görür. Hayatında hiç deve görmediği için bu hayvanı tanıyamaz, şaşırır.

ADAM - (Kendi kendine) inek değil, öküz değil, at değil, eşşek değil.(Bir süre daha şaşkınlıkla bakar ve karar verir), Bu eşşektir, bu eşşektir.

Adam, yatmakta olan deveye biner. Deve hemen ayağa kalkar. Çok yükseğe çıktığı için bunun eşek olmadığını anlar. Korkuşla "yandım, öldüm" diye bağırır, feryat eder, ağlar. Sonra başını yukarıya kaldırır. Gökte uçan leylekleri görür. Leyleklere hitaben şunları söyler:

Siz gidersiz Gars'a
Orda vardır arsa
Arsada bir yapi
Yapide ganatli kapi
Gapide vardır bir halğa
O halğayi siz çalın
Eğer çıharsa biri, bıyıhlari gaba
O bizim baba
Eğer çıharsa biri, enteresi sari
Odur bizim gari
Siz ona söyleyin:
Hesso binmiş goca bir elemete
Artıh gider gıyamete
Ya gelir, ya da gelmez.

Leyleklere arzusunu böylece bitirdikten sonra derin bir "ah" çeker. Develer "yıh" denildiğinde yatmaya alışkın oldukları için bu deve de "ah" sözünü "yıh" anlayarak yere yatar. Adam böylece kurtulmuş olur.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

DEVE OYUNU -III-

Deve Oyunu (Tortum - Cihanlı köyü)

Oyuncular:Kadı: Oyunun baş sorumlusu. Oyunu düzenler, yönetir ve bizzat rol alır.
Kızlar (iki kişi): Kadın kılığına girmiş erkekler.
Deveyi meydana getirenler (iki kişi): Devenin sahibi
İnzibatlar (iki kişi): Kızlara sarkıntılık yapılmaması için onları korurlar. Aynı zamanda oyunun genel asayişinden de sorumludurlar.
Ayı: Vücudunun her tarafı deri ve kemle sarılmış bir kişi.
Ayının sahibi
Toplayıcı: Her evin önünde oyun sergilendikten sonra ev sahibinin verdiği bahşişi (arpa, buğday, patates para v.b) teslim alan kişi.
Davulcu
Zurnacı
(Davul - zurna yoksa onların yerine teneke çalan bir kişi)

Deve oyununun kalabalık ekibi köyde sırayla evleri dolaşmaya başlar. Herhangi bir evin önünde durulur. Ev sahibi dışarıya çağrılır.

EV SAHİBİ - (Kadıya hitaben) Kadı efendi, şu gızların oynasın da bir görelim.

KADI - (inzibata döner) Oğlum sene.

İNZİBAT - Söylesene.

KADI - Şu benim cici gızlarım gelsin bir oynasın.

Kızları ortaya gelirler.Davul - zurna eşliğinde bir süre oynarlar.

EV SAHİBİ - (Kadıya) Hele bir de deve oynasın, görelim.

KADI - (Devenin sahibine) oğlum sene.

DEVENİN SAHİBİ - Şu bizim Mercan'ı çağırın, gelsin oynasın.

Devenin sahibi, deveyi ortaya çıkarır. Deve oynamaya başlar.

DEVENİN SAHİBİ - (Belli bir beste ile okur)

Develi, develi
Sordum aslın nereli
Dedi İskendereli
Çoh sallama göbeği
Bebek getti yaşına
Şapka ister başına

Develi, develi
Sordum aslım nereli
Haydi elma yanaklı
Haydi kiraz dudaklı
Çok sallama göbeği
Düşürürsün bebeği

Deve bir süre oynadıktan sonra ev sahibi deveye binmek istediğini söyler.

DEVENİN SAHİBİ - Oğlum Mercan yıh.

Deve yatar.Ev sahibi deveye biner. Deve, bir süre de böylece oynar. Devenin oyunu bitince ev sahibi bir de ayının oynamasını ister.

KADI - (Ayının sahibine) Oğlum sene.

AYININ SAHİBİ - Söylesene.

KADI - Şu bizim ormanlarda gezen iki yaşındaki eti yiyilmeyen miskini çağır, bir oynasın da görelim.

Ayı ortaya gelir. Oynamaya başlar.

AYININ SAHİBİ - (Belli bir besteyle söyler)

Ayunun gözleri humar
Birini açar, birini yumar
Ağalardan peşgeş umar

AYININ SAHİBİ - (Ayıya) Goca garılar yaylaya nasıl gider?

Ayı, inleye inleye yürüme hareketleri yapar.

AYININ SAHİBİ - Genç gızlar yaylaya nasıl gider?

Ayı, çabuk yürüme hareketleri yapar. Durur. Aynaya bakarak saçlarını tarama taklidi yapar. Ekipte bahşiş toplayan kişi ev sahibinden bahşişi alır. Bir başka evin önüne giderler. Böylece sabaha kadar eğlenirler.Toplanan yiyecekler satılır. Parasıyla bir koyun alınır. Kebap yapılarak eğlence tertiplenir.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

ER BULUNUR BAR BULUNMAZ OYUNU

Kocası tarafından düğüne gitmesi yasaklanan kadın, kocasının bulunmadığı bir anda düğüne gider. "Kocamın nereden haberi olacak, beş dakikalığına gider gelirim" diye düşünür. Düğün evinde diğer kadınlarla birlikte bar oynamaya başlar.

Aradan uzun bir zaman geçer. Kadın, kendini tamamen oyunun havasına kaptırır. Bir başına kada gelir ve o zevkle kendinden geçer. Eve geç kaldığını anlar ve oyundan çıkmak isterse de bunu yapamaz.

Bu arada eve gidip hanımını bulamayan ve çocukların ağladığını gören adam, düğün evine gelir. Hanımının bar başında oynadığını görünce iyice sinirlenir. Kadın da oynamaya devam eder. Karı koca arasında çalgının ritmine uygun olarak her cümle iki kez tekrarlanmak üzere şu konuşma geçer:

ERKEK - Gız sen burya neye geldin?

KADIN - Bari düzeltmiye geldim.

ERKEK - Gız çocuhlar evde ağlir.

KADIN - Eline etmek vermişem.

ERKEK - Gız evde etmek yoğidi.

KADIN - Gonşilerden borç almışam.

ERKEK - Gız vallahi boşaram seni, gız billahi boşaram seni.

Bu konuşmalar devam ederken adam da oyunu heveslenir. Onun havasına kendini kaptırır. Gider, bar başına geçer. Hanımıyla birlikte söyleyip oynamaya başlarlar:

KARI - KOCA (Beraber) Er bulunur, bar bulunmaz. Son cümle birkaç kez tekrarlanır ve oyun biter.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı

FATTİK OYUNU

Fattik Oyunu (Aşkale - Pırnakaban köyü)

(Köy meydanı kenarında, önceden sahibi uyarılmış evin önünde, oyuncular toplanırlar. Muhtar seslenip oyun oynanacağını bildirir. Ev sahibi bu sırada evinin önünde hazır beklemektedir).

BİRİNCİ BÖLÜM:Halay çekilirken deve, deveci, deve üzerinde bir gelin, ardından öbür gelin, ayı, ayıcı, katip, ambarlar ritmik hareketlerle yörenin halk oyunları yürüyüş motiflerini kullanarak dolaşırlar, arada halaylar çekerler. Bu oyunlar sırasında seyircilerle oyuncular arasında komik hareketler olur. Devenin baş vurması, bir seyircinin deveye baş vurması, iğne batırması, gelin ile deveye söz atılması gibi.

İKİNCİ BÖLÜM:Deve kapının önüne gelir. O sırada eşkıya devenin önüne geçer. Gelini kaçırmak isteyen eşkıya ile deveci arasında münakaşa başlar:

EŞKİYA - Selamünaleyküm deveci.

DEVECİ - Aleykümselam ağa.

EŞKİYA - O hanımi nere götürirsen?

DEVECİ - Hanımi zeyi götürirem ben.

EŞKIYA - Yendir aşşaği.

DEVECİ - Neden yendireyim aşşaği?

EŞKIYA - Ulan utanmaz, lüzumi yoh, yendir aşşaği defol, o benim garım olacah.

GELİN - Ben oni almiram, uy beni ona vermeyin.

DEVECİ - Ey namussuz, savuş garşımdan.

EŞKIYA - Namussuz, al sene bir zopa "küt , küt".

GELİN - Vıy ağami öldürdüler, vıy paşami öldürdiler veyy.

DEVECİ – ay, oy, aman, vayy.

GELİN - Galdım düzlerde, sahapsız galdım!

DEVECİ - Ah anam öldüm vay.

GELİN - Vay düzlerde galdım, öldi sahapsız galdım, umutsuz galdım ihiii... (ağıt ezgisinde söylenir).

Bu arada katip ve ambarlar evin önüne gelirler. Katip, elindeki tezeğe sopayla yazı yazar gibi yaparak ev sahibinden yiyecek ister. Ambar da verilenleri torbaya koyar. Sevinçlidir. Katip ve ev sahibinin arasında söyleşi başlar:

KATİP - Ev sahibi, gel buraya bakalım.

EV SAHİBİ - Buyur katip efendi.

KATİP - Yirmi batman un, on batman bulğur.

EV SAHİBİ - Eeee...

KATİP - Bir batman gurut.

EV SAHİBİ - Oooo...

KATİP - Üç kilo lor.

EV SAHİBİ - Eeee...

KATİP - Elli gıram sarmısah, bizim ağalara birer şişe ispirto.

EV SAHİBİ - Al katip efendi, sene yirmi batman un, size birer şişe ispirto, elli gram sarmısah, elli batman gurut, bizden bu gadar, tamam mı katip efendi.

KATİP - Yooohh, olmadı böyle ev sahibi.

EV SAHİBİ - Bizden bu gadar, ne yapalım.

KATİP - Eşgıya gel buraya bakalım. Buna bir vur bir sopa.

EV SAHİBİ - Yoh, yoh, yoh, yoh, al. Beli öldürmeyin, bu cüzdanın parası da sizin olsun.

KATİP - Eyvallah ağam, eyvallah. Çoh sağ olasın, kesen bereket.

Yiyecekler alındıktan sonra ölmüş olan deveci tekrar dirilir. Ve:

DEVECİ - Beni öldürmekten kim gurtardı?

GELİN - Bu ağa bir panginot verdi, seni ölümden gurtardı. Bizim de bu eşgiyanın elinden namısımızi gurtardi. Çoh şükür olsun.

DEVECİ - Vay ağam, dünyalar durduhça durasan! Sen bizi gorudun, gurtardın. Allah da seni gorusun.

EV SAHİBİ - Oğlum ey loculuhlar size. Sizi gurtarmah benim hakgımdır. Bir guş bir çalıya böyle daldalanır. Gel oğlum bunnarı yola vur.

HİZMETKAR - Peki vurayım ağam.

DEVECİ - Hadi ağam. Allah'a ısmarladık.

Oyun bitince kısa bir süre halay çekerler. Sonra ayı oyununa başlarlar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:Bir köy evi önünde çalgılar eşliğinde oyuncular ayıyı oynatmaya başlarlar. Oyun başladıktan sonra bir ara ayı düşüp ölür.

AYICI – Aaaa! Ayıl! açlıhtan öldi. Ağam gelsene buraya.

HİZMETKAR - Peki ağam geleyim.

AYICI - Bir şey getir de şu ayım yesin, dirilsin.

HİZMETKAR - Hamır getireyim deyim. Al ağam hamır sana.

AYICI - Al bakalım oğlum şu hamırı ye de diril bakalım.

Ayı hamuru yer ve dirilir.

AYICI - Allah'a şükür, ayım dirildi.

Tekrar halay çekerler. Böylece o evin önündeki oyun biter. Başka bir evin önüne gidilerek oyunlar tekrarlanır. Deveci oyununda ambarlara verilen yiyecekler akşam toplanarak yenilir. Rakılar içilir. Ziyafet sabaha kadar sürer. Oyuna katılmayan bazı gençler bu ziyafete katılırlar.

Kaynak- Kültür ve Turizm Bakanlığı