27 Mart 2010 Cumartesi

AHMET CİNİSLİ (1959----)


Ahmet Cinisli 16 Eylül 1959 tarihinde Erzurum Kadana mahallesinde dünyaya geldi. Daha sonra Dadaş olmanın vasıflarını ve Erzurum gelenek, göreneklerini en iyi şekilde öğrenebildiği ve ayrıca üniversite tahsilini tamamladığı Dere mahallesine yerleşti.

1997 yılında Elazığ Fırat üniversitesinde Bilgisayar eğitimi alarak formatör oldu. Halen Yakutiye Atatürk Lisesinde yönetici olarak görev yapmaktadır. Öğretmenlik branşı ise Fizik-Bilgisayar Formatörlüğüdür.

Ahmet Cinisli bunun dışında müzikle yoğun bir şekilde iç içedir. Müzikle ilgisi küçük yaşlarda başlayarak, Halk Eğitim merkezi ve Halk oyunları derneklerinde THM solisti olarak çalışmalar yapmıştır.


Betül Dövenler, Ziya Akpolat ve Merhum Suat Işıklı yönetimindeki THM korolarında görev almış, Suat Işıklı, Mehmet Çalmaşur ve Fuat Lehimler ile çalışma fırsatı bulmuştur.

Erzurumlu büyük halk müziği üstadı Mehmet Çalmaşur dan birebir ders almıştır. Erzurum’da ünlü Ömür Aile Çay Bahçesin de ve daha bir çok etkinlikte yıllarca sahne alan Ahmet Cinisli; Ankara ve Eskişehir’de de sahnelerde çalışarak büyük beğeni kazanmıştır.

1977 yılında Gönül Plaktan “Gönül Yarası” adlı kasetini çıkaran Ahmet Cinisli, TRT Ankara radyosunda yapılan sınav sonucun da TRT Erzurum Radyosuna, mahalli ses sanatçısı olarak yıllarca program yapmış ve yapmaktadır.

Halk Eğitim Merkezinde THM korosu kuran Ahmet Cinisli; nota, solfej ve repertuar dersleri vermektedir. Erzurum Türkülerini en iyi bilen sanatçılarımızdandır.

Ahmet Cinisli bütün bu faaliyetlerinin dışında;
http://www.turkulerleerzurum.com/ sitesi; facebook’ta
Erzurum ve Erzurumlunun tanıtımını başarı ile yapmaktadır.

AŞIK KAZANOĞLU (SELAHATTİN KAZAN)

Aşık Kazanoğlu 26 Aralık 1955 tarihînde, Erzurum İlinin Pazaryolu İlçesi Süleymanbağı köyünde dünyaya geldi. Asıl adı Selahattin Kazan’dır.

İlkokulu köyünde tamamladı. Daha ilkokul yıllarında babasının gurbette oluşuyla hasreti ve ayrılığı tanımaya başlayan Aşık Kazanoğlu, sesinin güzelliğini fark etti. Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Sürmeli Bey, Ferhat ile Şirin ve bunun gibi bulabildiği kitapları alıp okumaya ve okuduklarını tekrarlayarak, aşıklık geleneğine ve şiire ilgi duymaya başladı.

Özellikle köylerine gelen Bayburtlu Hicrani’den etkilendi. Daha sonra köylerine gelip giden aşıklar aracılığıyla bilgisini pekiştirdi. Bu dönemde bağlaması olmadığından tulum çalmayı öğrendi.

Yaklaşık 14 yaşında çalışmak üzere İstanbul’a ağabeyinin yanına gitti. Şiir yazmaya ve bağlama çalmaya da ağırlıkla bu dönemden sonra başladı. Önceleri usta malı türküler söyleyen Aşık Kazanoğlu, daha sonra kendi şiirlerini seslendirmeye yöneldi.

Türkiye’nin birçok yerinde ve Türkiye dışında çeşitli şenlik ve konsere katılan Aşık Kazanoğlu şiirlerinde değişik konuları işlemektedir.

Aşık Kazanoğlu Bugüne dek birkaç albüm hazırladı ve çeşitli radyo ve televizyon programlarına katıldı.

Aşık Selahattin Kazanoğlu’na ilişkin Hikmet Çığlık tarafından »Aşık Kazanoğlu’nun Hayatı ve Şiirleri«, (2004) adlı bir tez hazırlandı.

Aşık Selahattin Kazanoğlu’nun Halk Ozanları için kaleme aldığı şiir aşağıdadır.

SERSUĞANE

Ozanlar vatanın ekmeği tuzu,
Hangisine usta desem acaba?
Hepsinin içinde sevdanın közü,
Hangisine usta desem acaba?

Sümmanî Baba’nın yarım muradı,
Âşık Şenlik Kars’a almış serhadı!
Asla unutulmaz bunların adı,
Hangisine usta desem acaba?

Pir Sultanı duydum türkü deyişten.
Âşık Veysel gördü gerçeği içten.
Emrah’ın dumanı tüter Erciş’ten.
Hangisine usta desem acaba?

Müdamî Baba’nın yeri bambaşka,
Efkarî Deryamı tutulmuş aşka.
O İlhamî Demir dursaydı keşke!
Hangisine usta desem acaba?

Arif Atama’nın yolları uzak,
Mevlüt İhsanî’de dert olmuş yumak,
Alyansoğlu usta ile bacanak,
Hangisine usta desem acaba?


İsmail Azerî gezer sazınan,
Şeref Taşlı deryayı umman,
Reyhanî gönlümü eder pansuman!
Hangisine usta desem acaba?

Ali Rahmani’nin dudak değmezi,
Şimdi öksüz ozan yürür o izi,
Zeki Erdali’nin yaralı özü,
Hangisine usta desem acaba?

Erol Ergani’den olmaz ihanet,
Muhlis Denizer’de sevda denilen dert.
İhsan Yavuzer’de aşkı asalet,
Hangisine usta desem acaba?

Nuri Şahinoğlu şiir ustası,
Maksut Koca’dadır maninin hası.
Erol Şahiner’de aşkın şakası.
Hangisine usta desem acaba?


Mürsel Sinan gayet güzel saz çalar!
Şu Âşık Günkanî hep rakip arar.
Bizim garip vermez bir karar,
Hangisine usta desem acaba?

Her âşıkta vardır ayrı bir acı,
Kime sorsam hep felekten davacı.
Hepsi birer usta mimar halıcı,
Hangisine usta desem acaba?

Adım Kazanoğlu mekanım gurbet,
Yıllardır eğlenmez gönlümdeki dert.
Ben âşığım ama insanım elbet,
Hepsine de usta demem gerekir!

Aşık Kazanoğlu

Kaynak- ansansanat

18 Mart 2010 Perşembe

18 MART ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ YIL DÖNÜMÜ

Çanakkale Savaşları ve bu savaşlarda Türk Askerinin elde ettiği, zaferlerin her biri birer destandır. Bu savaşlarda hasta adam olarak yaftalanan Türk Milleti, topraklarını paylaşmaya gelen güruha, TÜRK'ün vatan için neler yapabileceğini göstermiştir.

Bu savaşta Türk Milletinin yokluk içinde ve bütün dünyaya, sözde dostlara, düşmana rağmen yaptıklarını gören Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı için cesaretlenmiş, ta o günlerde "KURTULUŞ SAVAŞ'ının da " tohumları atılmıştır.

Kutlu Olsun Milletime! RAHMET Olsun Şehidime!

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!"

14 Mart 2010 Pazar

ÖZLEMİMDE HASRETİMDE ERZURUM


Aramızda var sıra, sıra dağlar,
Bu gönül seni durmadan özler,
Aklıma gelince yüreğim sızlar,
Özlemimde, hasretimde Erzurum.

Soğuğunda, karında dokunmazdı bana,
Kar yağdı mı bir güzellik gelirdi sana,
Buzda düşseydimsede hoş gelirdi bana,
Özlemimde, hasretimde Erzurum.

Sende ne güzel tutulurdu ramazan,
O günleri özlüyorum Allaha ayan,
Hatıra olarak da kaldı geride kalan,
Özlemimde, hasretimde Erzurum,

Halil Çolak

ÖZ DİYARIM ERZURUM


Dumanlı dağları yüklü kar ile,
Sevdama doymadım nazlı yar ile,
Karakaş, kara göz canım Erzurum,
Ah çekip ağlıyor ahu zar ile.

Gezerim Mumcu'da, Taşhan içinde,
Sevmekten öte bir haz var içimde.
Seninçün atıyor kalbim Erzurum,
Efkârlıyım bugün duman içinde.

Hamarat bilinir Tortum insanı,
Taşıyla nam salmış Oltu vatanı,
Sende Nene Hatun, tarih Erzurum,

Pasinler’de biter şeker pancarı.


Davut Ziya döktü yaşın toprağa,
Yazdı üç beş satır yeşil yaprağa,
Dedi anlatılmaz sözle Erzurum,
Selam durun dostlar öz diyarıma.

Davut Ziya Uzel

ÖZ CANIMDAN ÇOK SEVDİĞİM ERZURUM

Öz canımdan çok sevdiğim Erzurum.
Çaresiz dişimi sıktım gidirem.
Gafillerden darbe yedi gururum,
Kaderime boyun büktüm gidirem.

Selam olsun ecdad ile ebaya,
Abdurrahman Gazi, Habip Baba'ya.
Tuz ektiler çalıştığım çabaya,
Emeğimi suya kattım gidirem.

Kırılmış sazımı astım tavana,
Çevirdim yönümü döndüm divana.
Gurbet kelepçedir yurdu sevene,
Bilerek koluma taktım gidirem.

Palandökenlerin sisli dumanı,
Engininde bulamadım gümanı.
Ezanlar okundu seher zamanı,
Üç kez geri döndüm baktım gidirem.

Benim canım feda bin cana,
Bin can az gelirse ikibin cana
Kırksene gözyaşı döktüm fincana
Kattım Karasu'ya aktım gidirem

Yel devirsin sebeplerin kökünü
Sırtıma verdiler sitem yükünü
Kırk senedir beklediğim ekini
Harmana dökmeden yaktım gidirem

Alnımız apaçık yüzüm karasız
Buna rağmen bırakmadılar yarasız
Tambura köyünden Emrah çaresiz
Ben de Erzurum'dan çektim gidirem

Reyhani'yim derdim gamım dinmedi
İftira darbesi cana sinmedi
Zeynel, Horasan'a gitti dönmedi
Bu da benim karabahtım gidirem

Aşık Reyhani

BİR DESTANIDIR ŞEHRİN



Bir şehir var yaylada, tey yücelerde;
Karlı dağlara sırtını, gönlünü, bir garip
Sevdaya vermiş.
Esen rüzgarları hudutsuz,
Uçan kuşları hürriyet dermiş
Bembeyaz sabrına bürünüp, ovaların,
Dağlarınca heybetli, yıldızlarınca umutlu,
Bir eli tüfeğinde, bir eli şakağında,
Hudut beklermiş tabya başında.
Kapılarından akmış kervanlar oluk, oluk,
İpek yüklü, bahar yüklü, Hind'in,
Yemen'in kervanları,
Erzurum, Van - Erzurum, Van
Diye ötermiş çanları.
Maniler yakılmış, Erzurum ekin, ekin.
Türküler koşulmuş Erzurum çarsı Pazar.
Sen ağlama demiş canikom,
kirpiklerin ıslanır,
Ben ağlimki, deli gönül uslanır.
Bile yazılmış kaderi yiğidiyle toprağım,
Bir soluk dinlenmeden didinmişler, durmuşlar.
Felegi hicveylemiş Nef'i, kayalar misali,
Sularınca ah çekip yollara düşmüş Emrah.


Yıllarca dertli Kerem, Aslı'nın peşinde,
Dağ değil, Palandöken göz dağıdır.
Yücesine kurulmuş camileri seslenir,
Duasında mümindir Çifte Minareler,
Üç Kümbetler masalda Selçuk'un üç dilberi.
Şahlanan bir gururdur, beri yanda Aziziye,
Sanatın çiçek açan bahçesi, Yakutiye.
Hele dadaş, adan gurban,
Ufaktan bir türkü çaldır,
Hasret yüklü sesinle.
Yaz gelende çıkarlar mı Yayla Başına?
Semaverler tütende çermik yolunda,
Al-yeşil giyinir, allanır mı tazeler?
Kaytan bıyıklı dadaşlar, kolkola mı gezerler?
Davul-zurna küte küt nabızlarımda vurur bazı,
At oynatmak diler gönül, bir cirit meydanında.
Düşlerimde her gece su içerim Yazıcı'dan,
Anam bazı Nene hatun, ben Erzurum dadaşı.
Bir şehir var yaylada,
Bulutlara değer başı.
Gönlümde sevdanın dumanı tüter,
Rüzgarları hudutsuz,
Uçan kuşları hürriyet, hürriyet diye öter.


SADİ AKATAY