Erzurum'lu Ozanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erzurum'lu Ozanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2022 Salı

ERZURUMLU CEYHÛNÎ (19 NCU YÜZYIL)

Tekke şairi Erzurumlu Ceyhûnî’nin doğum tarihi bilinmemektedir. 100 yaşına kadar yaşadığı sanılan ve iyi bir saz ustası olup şiirlerini doğaçlama söyleyebilen şair, İstanbul’da birçok genç şairin yetişmesinde pay sahibi olmuştur. 

Kazlıçeşme Dergâhı'nın şeyhi Hacı Hasan Baba’ya bağlanan Ceyhûnî’nin tahsili, medeni durumu ve mesleğine dair bilgi bulunmamaktadır. Kimi kaynaklar şairin 1884 senesinde kimi kaynaklar ise 1888 yılı dolayında vefat ettiğini ifade etmiştir.

Kendisine ait müstakil bir esere ulaşılamamıştır. Ceyhûnî’ye ait birkaç semai, nefes ve mersiye örneği Turgut Koca'nın Bektaşi Nefesleri ve Şairleri adlı eserinde mevcuttur. Sadettin Nüzhet Ergun'un Türk Şairleri adlı eserinde de bir nefesi yer almaktadır

NEFES

Ey Şahivelâyet Hayderi Kerrar
Kerrar oldu ismin keramet ile
Keramet sendendir gün gibi ızhar
Esrarın söylenir rivayet ile

Rivayettir senden bürcü şeriat
Şieriattan bait olmaz tarikat
Tarikatten ifşa olur hakikat
Hakikatin dilde şecaat ile

Şecaatin duydu Ceyhunî geda
Gedayı babından eyleme cüda
Cüda etmek değil lâyık şanına
Mürtaza okunur tilâvet ile

Kaynak:Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü.

19 Eylül 2020 Cumartesi

EBUBEKİR AVCI ( AŞIK ZAMANİ) (1961-2020)

Ebubekir Avcı, 30 Temmuz 1961 tarihinde Erzurum’un Narman ilçesine bağlı Alabalık köyünde doğdu, 17 yaşında iken Âşık Sümmani’ye duyduğu hayranlıkla aşıklığa yönelerek kendi kendine saz çalmayı da öğrendi. 

Köyüne gelen Âşık Nusret Torunî'nin  dikkatini çekerek Âşık Nusret Toruniye çırak oldu. Aşık Nusret Toruni ve Aşık Hüseyin Sümmanioğlu'dan etkilenerek, onları örnek aldı.

Askerlik sonrası tekrar köyüne dönen Ebubekir Avcı uzun yıllar köyünde yaşayarak  hem aşıklığını geliştirdi hem de çiftçilikle uğraştı. 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren yörede adı duyulmaya başlayarak  1997 yılında, Aşık Nusret Toruni’den Aşık Zamani, mahlasını aldı.   

Konya Aşıklar Bayramı başta olmak üzere İstanbul, Ankara ve Erzurum’da yarışmalara katılarak derecelere giren Aşık Zamani 2008 yılında Bursa’ya yerleşti. Bursa, İstanbul, Ankara ve Erzurum'da, davet edildiği radyo ve televizyonlarda; aşıklar şöleni, aşıklar geceleri ve benzeri programlara katıldı.

Âşık Zamanî, çoğunlukla koşma, semai ve divan biçimlerini kullandı. Çeşitli vesilelerle düzenlenen aşık, fasıllarda hem serbest hem de sistemli deyişler ölçeğinde kendini gösteren Aşık Zamani geleneğin bütün inceliklerini her vesile ile sergiledi. Kendisine ait bir çok şiiri bulunan Aşık Zamani daha çok genç yaşta iken 14 Eylül 2020 tarihinde covid salgını sonucu hayatını kaybetti.

OMZUNA

Dost diyerek dost bağına uğradım
Yari gördüm almış nar omuzuna
Alçaklı yüksekli ne güzel dağlar
Ne fayda sarılmış har omzuna

Yoksulluk dediğin ömür cefası
Sonuna dek sürülmemiş sefası
Azrail bir melek olmaz şakası
Bindirir dört tane er omzuna

Gördüğümde baktım bir ulu çınar
Bir kuş var bir yılda bir sefer konar
Can kafesten çıkar bedenin donar
Dökülür zülfünden ter omzuna

Gel Aşık Zamani ayrılma haktan
Nice padişahlar indiler tahttan
Yaratıldın hava sudan topraktan
Akıbet inersin yer omzuna

Aşık Zamani

Kaynak:Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü.

1 Ocak 2018 Pazartesi

AŞIK HAKKI VİRANİ

Aşık Hakkı Virani; Asıl adı Moses'tir, Ermeni kökenli olup 1700'lü yılların 2. yarısıyla 1800'lü yılların ilk yarısında Erzurum'da yaşadığı düşünülmektedir. 

Şiirlerinden hareketle Bektaşi tarikatlarında kendini yetiştirdiği ve bu yolda kendini geliştirdiği ortaya çıkmaktadır. İlk kez Fuat Köprülü tarafından yayınlanan ve aynı adlı öteki aşıklardan farklılığı açıklığa kavuşturulan Aşık Virani'nin mahlasını kakmacılık mesleğinden dolayı aldığı yolunda veriler bulunmaktadır. 


Aşık Hakkı, şiirlerinde ağırlıkla geleneksel hece ölçüsünü kullanmasına karşın, divan etkisiyle bu tarzda da bazı örnekler vermiştir. Hakkı'nın tam olarak ne zaman ve nerede  öldüğü bilinmemektedir.

Aşık Hakkı Viraniye ait  "Telli Durnam Kalkın Geçin Bu Elden" değişi:

Telli durnam kalkın geçin bu elden
Yarın didarına varın durnalar oy oy
Alın bir de beni kanat altına
Cemal’ı canana verin durnalar oy oy

Kaderin elinden yüreğim dağlı
Hasretlik elinden göz yaşım çağlı oy oy
Yolunuz uğrarsa o yare doğru
Derdimi önüne serin durnalar oy oy

Aşık Hakkı Virani

Kaynak:ozanlar.biz


BAYBURTLU CELALİ (1850-1915)


Bayburtlu Celali; Asıl adı Ahmet’dir. 1850 yılında Bayburt'un Ozansu köyünde dünyaya geldi. Okuma yazma öğrenmeden geleneksel halk aşığı tarzında şiir koşmaya başladı. 1915 yılında hayatını kaybetti.

Herhangi bir çalgı çalmayan Celalinin, bütün şiirlerini doğaçlama söylemesiyle bilinir. Şiirlerinde döneminde karşılaştığı, yaşadığı olayları işlediği gibi, tasavvuf ağırlıklı olmak üzere hemen her konuyu işledi.


BAĞLANMIŞ


Seni gören aklı zay olur elbet
Serv-i serin halka saye bağlanmış
Ne boyda ser çektin a serv-i kamet
Elif zülfüsarın baya bağlanmış.


Yanağın tebarek katsem suresi
Errahman okunur cismin turesi
Allamel esmada ismin suresi
İki mim bir dal’ı haya bağlamış.


Celali saildir kapında dilber
Hüsnün pertevinden bir buse ister
Dediler muteber bir delil göster
Dedim hüccet vedduhaya bağlanmış.


Celali 
Kaynak:ozanlar.biz

11 Mart 2016 Cuma

SERDARİ (1837-1913)

Serdari 1837 yılında Erzurum Hasankale’de doğdu Zileli Aşık Ceyhuni’nin öğrencisi oldu. Ölünceye kadar destan ve koşma türünde eserler verdi. 1913 yılında hayatını kaybetti.

Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fıkara halini kimse sormuyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim.

Evlat da babanın sözünü tutmuyor
Acım diye çift sürmeye gitmiyor
Çocuklar büyüdü,ekmek yetmiyor
Başıma bela dölümüz bizim.

AŞIK YAKUP CAN (Ümmani) (1919-1983)

Aşık Ümmani, 1919 yılında Erzurum'un Uzundere ilçesine bağlı Çamlıyamaç Köyü’nde doğmuş olup, asıl ismi Yakup'tur.  1969 yılında ilk defa Âşıklar Bayramı'na katılmış olan Ümmani ’in şiirleri genellikle tasavvufidir .  Aşık  Ümmani, 30 Ocak 1983 tarihinde vefat etmiş ve şiirleri “Halk Şairi Aşık Ümmani Can” isimli kitapta toplanmıştır.

KOŞMA


Hikmeti sorulmaz sırrı Yezdan’ın,
Seni kulum diye arar mı arar.
Eliyle beslediğin nazlı bedenin,
Yakasız gömleğe sarar mı sarar.

Ne işi işledin, neyi unuttun,
Varlığından beri ne yana gittin,
Hayır şer nefesi nereye sarfettin,
İğneden ipliğe sorar mı sorar.

Yokla bu dünyanın nihayetini,
Yerine vermeden emanetini,
Var ise emeğin mükafatını,
Ecrini yaradan verir mi verir.

Gözünden boşuna dökme yaşları,
Başında nişane olur taşları,
Kalbinde aşikar gizli işleri,
Seni halk eyleyen görür mü görür.

Ümmani Can nedir senin muradın,
Sana bir emanet ağzında tadın,
Nihayeti bir gün kolun kanadın,
Ahiri akibet kırar mı kırar.

Kaynak: Ahmet Çakmakcı "Halk Şairi Aşık Ümmani" Can 

DAVUT SULARİ (1926-1984)


Davut Sulari 1926 yılında o dönem Erzurum’a bağlı Tercan’da doğdu. Gerçek İsmi Davut Ağbaba 'dır. Dedesi tasavvuf şairi Kaltık Mehmet Ağanın etkisi ile çok küçük yaşlarda saz çalma ve şiir söylemeye, türkü yakma başladı, Kemali ve Serhat Aşık mahlaslarıyla şiirler yazdı.

Ankara ve İstanbul radyolarında yöresel sanatçı olarak çalışan Davut Sulari'nin; aşıklık geleneğine uygun olarak yaktığı türküler dilden dile dolaşarak ve sevilerek söylendi, dinlendi.

Konya Aşıklar Bayramının düzenlenmesinde önayak olan ve sunuculuğunu yapan Davut Sulari; “Usta Aşık “Atışma” ve “Güzelleme” dallarında büyük bir yetenek sahibiydi. Doğu Anadolu da asırlardan beri dilden dile anlatılan efsaneleri ve menkıbeleri şiirleştirir sazıyla etkili bir makam ve deyişle dost meclislerinde sunardı.

Bütün ömrünü aşıklık geleneğine sadık kalarak sürdüren Davut Sulari; 17 Ocak 1985 tarihinde Erzurum’da bir aşıklar meclisinde hayatını kaybetti.

AŞIKLARMECLİSİ

Benden sorulursa aşık olanlar
Manen pir elinden dolan aşıktır
Meclis olup değerini bulanlar
Kendi cenazesin kılan aşıktır

Kişisel olanı kainat tanır
Darb-i aşk olanlar cihan dolanır
Gahi berrak akar gahi bulanır
Olgun mertebede kalan aşıktır 


Ben aşık değilim yoksul ozanım
İçimde dert kaynar bünyem kazanım
Bazı yalçın dağım bazı sazanım
Davut Sulari'den kalan aşıktır

14 Eylül 2014 Pazar

AŞIK ÜMMANİ (İBRAHİM SARIKAYA) (1911-1986)

Aşık Ümmani; Oltu ilçesinin Çamlıbel (Ardos) nahiyesinde 1911 yılında doğdu. Asıl adı İbrahim Sarıkaya olan Ümmani okula gidemediği için köklü bir eğitim görmedi, askerden sonra Erzurum Belediyesinde işçi  kadrosunda çalışarak emekli oldu.

Emekli olduktan sonra hayatını kaybettiği 75  yaşına kadar, aşık kahvelerinde saz eşliğinde kendi şiirlerini veya diğer aşıkların sevilen deyişlerini okudu, Hasır Handa halk hikayeleri anlattı.

Aşağıdaki şiir Aşık Ümmani’ye aittir.

Mevla Diye Diye

Cahilem cuzi kemala
Erem Mevla diye diye
Dertliyem derdime derman
Sürem Mevla diye diye

Görsem fahri kainatı
Deyilem dünya inatı
Hemen dosta emaneti
Verem Mevla diye diye

İstemem tahtı tacını
Almasın benden pacını
Yarın derdim ilacını
Soram Mevla diye diye

Mevlâm sever gerçeğini
Hoş görmüşem pürçeğini
Dost bağının çiçeğini
Derem Mevla diye diye

Güzel görünür bu sima
Cananım gönderse nama
Kalbimde bir iman bina
Kuram Mevla diye diye

Umman çeker gılugalın
Tasdik etmiş bağda gülün
Nola kim cennet cemalin
Görem Mevla diye diye


27 Mart 2010 Cumartesi

AŞIK KAZANOĞLU (SELAHATTİN KAZAN)

Aşık Kazanoğlu 26 Aralık 1955 tarihînde, Erzurum İlinin Pazaryolu İlçesi Süleymanbağı köyünde dünyaya geldi. Asıl adı Selahattin Kazan’dır.

İlkokulu köyünde tamamladı. Daha ilkokul yıllarında babasının gurbette oluşuyla hasreti ve ayrılığı tanımaya başlayan Aşık Kazanoğlu, sesinin güzelliğini fark etti. Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Sürmeli Bey, Ferhat ile Şirin ve bunun gibi bulabildiği kitapları alıp okumaya ve okuduklarını tekrarlayarak, aşıklık geleneğine ve şiire ilgi duymaya başladı.

Özellikle köylerine gelen Bayburtlu Hicrani’den etkilendi. Daha sonra köylerine gelip giden aşıklar aracılığıyla bilgisini pekiştirdi. Bu dönemde bağlaması olmadığından tulum çalmayı öğrendi.

Yaklaşık 14 yaşında çalışmak üzere İstanbul’a ağabeyinin yanına gitti. Şiir yazmaya ve bağlama çalmaya da ağırlıkla bu dönemden sonra başladı. Önceleri usta malı türküler söyleyen Aşık Kazanoğlu, daha sonra kendi şiirlerini seslendirmeye yöneldi.

Türkiye’nin birçok yerinde ve Türkiye dışında çeşitli şenlik ve konsere katılan Aşık Kazanoğlu şiirlerinde değişik konuları işlemektedir.

Aşık Kazanoğlu Bugüne dek birkaç albüm hazırladı ve çeşitli radyo ve televizyon programlarına katıldı.

Aşık Selahattin Kazanoğlu’na ilişkin Hikmet Çığlık tarafından »Aşık Kazanoğlu’nun Hayatı ve Şiirleri«, (2004) adlı bir tez hazırlandı.

Aşık Selahattin Kazanoğlu’nun Halk Ozanları için kaleme aldığı şiir aşağıdadır.

SERSUĞANE

Ozanlar vatanın ekmeği tuzu,
Hangisine usta desem acaba?
Hepsinin içinde sevdanın közü,
Hangisine usta desem acaba?

Sümmanî Baba’nın yarım muradı,
Âşık Şenlik Kars’a almış serhadı!
Asla unutulmaz bunların adı,
Hangisine usta desem acaba?

Pir Sultanı duydum türkü deyişten.
Âşık Veysel gördü gerçeği içten.
Emrah’ın dumanı tüter Erciş’ten.
Hangisine usta desem acaba?

Müdamî Baba’nın yeri bambaşka,
Efkarî Deryamı tutulmuş aşka.
O İlhamî Demir dursaydı keşke!
Hangisine usta desem acaba?

Arif Atama’nın yolları uzak,
Mevlüt İhsanî’de dert olmuş yumak,
Alyansoğlu usta ile bacanak,
Hangisine usta desem acaba?


İsmail Azerî gezer sazınan,
Şeref Taşlı deryayı umman,
Reyhanî gönlümü eder pansuman!
Hangisine usta desem acaba?

Ali Rahmani’nin dudak değmezi,
Şimdi öksüz ozan yürür o izi,
Zeki Erdali’nin yaralı özü,
Hangisine usta desem acaba?

Erol Ergani’den olmaz ihanet,
Muhlis Denizer’de sevda denilen dert.
İhsan Yavuzer’de aşkı asalet,
Hangisine usta desem acaba?

Nuri Şahinoğlu şiir ustası,
Maksut Koca’dadır maninin hası.
Erol Şahiner’de aşkın şakası.
Hangisine usta desem acaba?


Mürsel Sinan gayet güzel saz çalar!
Şu Âşık Günkanî hep rakip arar.
Bizim garip vermez bir karar,
Hangisine usta desem acaba?

Her âşıkta vardır ayrı bir acı,
Kime sorsam hep felekten davacı.
Hepsi birer usta mimar halıcı,
Hangisine usta desem acaba?

Adım Kazanoğlu mekanım gurbet,
Yıllardır eğlenmez gönlümdeki dert.
Ben âşığım ama insanım elbet,
Hepsine de usta demem gerekir!

Aşık Kazanoğlu

Kaynak- ansansanat

12 Ağustos 2009 Çarşamba

DEDE KORKUT

Dede Korkut Kopuzu eşliğinde anlattığı ders verici hikâyeleri, destanları ile bütün Türk Dünyası Halk Aşıklarının atası, piridir. 570-632 yılları arasında yaşamıştır. Türkistan’da Sir-Derya Nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğup ve kuvvetli bir rivayete göre de Bayburt’da ölmüştür. Türbesi Bayburt’un güney doğusunda merkeze bağlı 39 km. mesafedeki Masat köyünün hemen çıkışındadır, yapılış şekli ve mimari tarzı ile çok eskilere uzanan ve bu eskiliği ile de Dede Korkut’a it olduğunu doğrular niteliktedir. Dede Korkut’un da Yunus Emre gibi türbesi çoktur. Türk Dünyasında Dede Korkut’a ait bin türbe olduğu söylenir. Azerbaycanlı Türk şair Vahapzade bununla ilgili olarak bakın ne der:

"Bir yerde ölüp bes niye bin yerde mezarı
Çünkü gazılır her gün gönüllerde mezarı
Otlarda, çiçeklerde ve güllerde doğuldu
Bir yerde ölüp bes niye bin yerde doğuldu
Efsane mi gerçek mi bu insan, ince insan
Varlı sesidir, kopmuş o Türk’ün kopuzundan!"

Büyük Türk destan bilgesi Dede Korkut'un kişiliği üzerinde bilgilerimiz yetersiz kalıyor. Korkut-Ata adıyla da tanınan Dede Korkut, söylentilere göre Oğuzların Bayat Boyundan Kara Hoca’nın oğludur. Oğuz Türklerinden büyük saygı görmüş, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına ve beylerine akıl hocalığı ve danışmanlık yapmıştır.

Dede Korkut'un Türkler arasında, ağızdan, ağıza, dilden dile dolaşan destan niteliğindeki hikâyeleri XV. yüzyılda Akkoyunlu'lar devrinde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış, böylelikle sözden yazıya dökülmüştür.

Aşağıdaki dizeler Dede Korkut’a aittir.

Bin, bin erden düşman gördümse, övünüm dedim.
Yirmi bin er düşman gördümse koklamadım.
Otuz bin er düşman gördümse ona saydım.
Kırk bin er düşman gördümse gözümü kısıp baktım.
Elli bin er gördümse el vermedim.
Altmış bin er gördümse söyleşmedim.
Seksen bin er gördümse ürpermedim.
Doksan bin düşman gördümse donanmadım.
Yüz bin er gördümse yüzümü dönmedim.
Yüzü dönmez kılıcımı elime aldım.
Muhamme’din dini aşkına kılıç vurdum.
Ak meydanda yumru başı top gibi kestim.
O zaman bile erim beyim diye övünmedim.
Övünen erenleri hoş görmedim.
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni.
Kara kılıcını çal boynuma kes başımı.
Kılıcından sapacağım yok.

Kaynak:Dede Korkut Kültür Bakanlığı Yay.

ARİF SAĞ (1945----)

Arif Sağ 1945 yılında Erzurum`un Aşkale ilçesinin Dallı Köyü`nde dünyaya geldi. Çocukluğunun ilk yılları babasının değirmeninde ona yardım etmekle geçti. Sık sık çeşitli platformlarda ifade ettiği gibi, seslerin uyumu konusu ilk olarak orada dikkatini çekti. Dinlediği ilk orkestra oradaki su ve değirmentaşıdır. 

Kendisi o günleri şöyle anlatır: "Tek bir ses, suyun sesi. Su altta pervanelere vurur. Pervanenin dönerken çıkardığı ses ve bir de iki taşın birbirine sürtmesinin sesi birbirine karışır. O sesi değiştiren tek yabancı unsur vardır. O da kocaman, şakşak denen ağaçtır. Ağacın üzerine nal çakarlar. Taş döndükçe ona sürter, ara sıra taşın çakılları değer, şangır şungur sesler çıkarır. Yani düz sesi bir ritimle, değişik seslerle bozar. Değirmende bu sesleri sürekli dinlemek zorundasınız. Taşlar devamlı döner ve şakşak dediğimiz ağacın üstündeki o nalların sesi değirmen taşına müzikte duyduğun ritmi verir. Ve orada hayal kurarsın, rüya görürsün... Orkestralar yönetirdim orda kendimce. Müziği ben oradan hatırlıyorum. Müziğe kafamı taktığım, müzikle diyalogu kurduğum yıllar o yıllardır..."

5 yaşında kavalla, 6 yaşında ise gramofon ve plakla tanıştı. Kendi adı ile özdeşleşen bağlamayla 7 yaşında iken Erzincan`da Davut Sulari, Aşık Daimi, Ali Ekber Çiçek, Aşık Beyhani, Kemter Yusuf ve daha birçok sanatçının yetiştiği Kumaş Dede`nin dükkanında tanıştı.

14 yaşına kadar aşıklık geleneğini öğrenip deyişler söylemeye başlayan sanatçı, sonraki yıllarda İstanbul`a gelerek, Aksaray Musiki Cemiyeti`nde Nida Tüfekçi`nin öğrencisi oldu.
1975`de kurulan İstanbul Devlet Türk Müziği Konservatuarı`na öğretim üyesi olarak giren Arif Sağ, halk müziği ve bağlama konusundaki akademik çalışmalarını da bu dönemde başlattı. 1982`de ise konservatuardan ayrılarak, kendi adına Arif Sağ Müzik Evi`ni kurdu. Türk Halk Müziği dünyasına büyük bir özveri ile sayısız değer kazandırdı.

Arif Sağ; Acem Ülkesinde Eyleştim Kaldım, Çirişe Gitmezdim Anam Yolladı, Derikonun Düzleri, Evlerinin Önü Harman Yol Üstü ve Şah Hüseyinim Attan düştün türkülerine kaynak kişilik yaparak. Daldalar Bar, Döndünmü Benden Yüzü Dönesi, Seher Yeli Nazlı Yare ve Şah Hüseyinim Attan düştün türkülerini derleyerek. Çoktan Beri Yollarını Gözlerim ile Daldalar Barı notaya alarak THM Repaertuvarına kazandırdı.

Aşağıdaki deyişin sözleri Pir Sultan Abdal’a müziği ise Arif Sağ’a aittir.

DİLLERDE KALDIM.

Medet senden medet, medet şahım Ali,
Akar boz bulanık sellerde kaldım.
Nede zalim olur şu ellerin dili,
Söyleşirler bizi dillerde kaldım.

Kaçma benden kaçma ey kaşı kara,
Derdine düşeli oldum avare.
Bir dostum yoktur ki halimi sora,
Gariplik gurbetlik ellerde kaldım.

Yanarım, yanarım tütünüm tütmez,
Çıkarım bakarım bülbülüm ötmez.
Çalındım çırpındım ellerim yetmez,
Dibi bilinmeyen göllerde kaldım.

Pir Sultan Abdal'ım gülemez oldum,
Akar çeşmim yaşı silemez oldum,
Gidecek yolları bilemez oldum,
Dağıldı kervanım yollarda kaldım.

Kaynak-http://www.arifsag.com/

AŞIK NUSRET SÜMMANİOĞLU (AŞIK TORUNİ)

Aşık Nusret Sümmanioğlu, Büyük Aşık Sümmani’nin torunudur. Bu nedenle kendisine Toruni mahlasını almıştır. 1945 yılında Erzurumun Narman ilçesinin Samikale köyünde doğdu. Çocukluğunu çiftçilikle ve köyünde ailesine yardım ederek geçirdi.

Küçük yaşta ailesindeki geleneğe uyarak aşıklığa heves salmış, daha sonraları babası Fahri Çavuş onu yanına alarak hem dedesinin mirasını devam ettirmesi, hem de küçük Nusret’in kabiliyetini geliştirmesi için sazı eline vererek civar kasabaları gezdirmiştir. Nusret Sümmanioğlu, böylece aşıklığa adım atmıştır.

İlk başlarda dedesi Sümmani,nin eserlerini söylemekle başladığı aşıklıkta zamanla kendi eserlerini üretmeye başladı.

Nusret Sümmanioğlu’na, Kültür Bakanlığı tarafından devlet sanatçılığı ünvanı verilmiştir. Yurt içinde ve yurt dışında da bir çok aşıklar yarışmasına katılmıştır, sayısız ödüller almıştır.

1972-1989 yılları arasında Konya Aşıklar Bayramı atışma dalında 7 defa birinci olmuştur.

Aşağıdaki deyiş Toruni’ye aittir.

SILADAN BİR HABER

Sıladan bir haber aldım gel diye,
Göndermiş pusula yar sabahınan,
Gözyaşıyla sitem etmiş bil diye,
Yazıyı okudum zor sabahınan.

Yüzü gülmez gurbet kahrını çeken,
Yastığı taş olur döşeği diken,
Yatarken uykudan uyanır erken,
Yağmaya başlamış kar sabahınan.

Ayrılık ölümden acıdır acı,
Başvurdum tabibe yokmuş ilacı,
Sana ricam budur canım postacı,
Götür mektubumu ver sabahınan.

Kime sorsam gurbet elden dert yanar,
Oturup ağlasam el deli sanar,
Gökte uçan kuşlar sahile iner,
Söyleşir bülbüller gör sabahınan.

Nusret Toruni'yim der benden bile,
Her ne yana gitsem çekerim çile,
Dökülen yağmura savrulan yele,
Yaralı gönlümü sor sabahınan.

Kaynak: Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, Kültür Bak. Yay.

AŞIK AYHAN KIRBAŞ (AŞIK YANIK AYHAN)

Aşık Ayhan Kırbaş ,1962 yılında Erzurum'un Çat ilçesi Yavi köyünde dünyaya geldi. Herhangi bir okul eğitimi almadı.

Doğuştan ama olan Aşık Ayhan Kırbaş’ın dünya gözleri kapalı, ancak gönül gözleri açık olup, aşıklık dalında çok güzel eserler verdi.

Aşık Ayhan Kırbaş Aşık Reyhani’yi kendisine örnek alarak aşıklığını geliştirdi ve saz çalıp söyledi.

Yanık Ayhan Mahlasını kullanmaktadır.

Aşağıdaki dizeler Ayhan Kırbaş’a aittir

ÖLSEM DE

Akşamın zifiri karanlığında,
Yanan bir mum gibi eriyeceğim.
Nemli gözlerimin ıslaklığında,
Uslanmaz gönlümü sürüyeceğim.

Resmini çizerdim ben hayalimle,
Kararmış dünyama kara kalemle
Acı hayallerle öldürsen bile,
Mahşere aşkımı götüreceğim.

Yanık Ayhan artmaktadır efkarım,
Sensiz geçmez oldu yazım baharım,
Lale kırmızımsın papatya sarım,
Ölsem de yolunu bekleyeceğim.

Kaynak: Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, Kültür Bak. Yay.

AŞIK BEYZADE ASLAN

Aşık Beyzade Aslan 22.08.1966 tarihinde Erzurum’un Senkaya İlçesinin Zümrüt Köyünde dünyaya geldi.

İlk okulu Köyünde bitirir bitirmez aşıklığa heveslendi. Ağabeyi ne ait saz ile saz öğrenmeye çalıştı Aşık Sümmani’nin kitaplarından deyişlerini okuyarak kendini geliştirmeye çalıştı.

Köyde ortaokul olmadığı için, Ankara’ya ağabeyinin yanına okumaya gitti. Gurbette çektiği sıla hasreti ve köyünde bıraktığı çocukluk sevdası kendisini bir aşık gibi hissettirmeye başladı, bu onun bir aşık olarak pişmesinde çok önemli bir rol oynadı.

Ortaokulu bitirdikten sonra köyüne döndü. Aşık Mevlüt İhsani ve Aşık Yaşar Reyhani’nin etkisi ile kendi köyünde ve yörede çalıp söylemeye başladı.

Askerlik görevini tamamladıktan sonra çocukluk aşkı ile evlenerek Ankara’ya yerleşti. Şu anda Ankara’da yaşamaktadır.

Türkiye’nin bir çok ilini dolaştı, yarışmalara katıldı. Buda gelişiminde çok önemli bir rol oynadı.

Aşağıdaki dizeler Aşık Beyzade Aslan’a aittir.

KİMLER KADERİNLE OYNAR ERZURUM?

Beraberlik diye diye bağırdık
Toplantıya nice insan çağırdık.
Kulaklar mı duymaz belki sağırdık
Kimler kaderinle oynar ERZURUM.

Bu kadar hafif mi bilmem dadaşlık.
Nerde kaldı emmi ile kardeşlik.
Seçimler yaklaştı bizler de şaştık.
Kimler kaderinle oynar ERZURUM.

Ortada pastayı bölemez olduk.
Elime bulaştı silemez olduk.
Neden bir araya gelemez olduk
Kimler kaderinle oynar ERZURUM.

Yerimiz baş köşe oturamadım.
Ayakçı takımı bitiremedim.
Hak eden birini getiremedim.
Kimler kaderinle oynar ERZURUM.

Taşlama söyledim kimlere çattım.
Menfaat görünce dadaşı sattım.
Vallahi oyumu ben yanlış attım.
Kimler kaderinle oynar ERZURUM.

Çiçek gibi açtım gül gibi soldum.
Yanlış kapıları bilinçli çaldım.
Yıllardır oyundan oyuna geldim.
Kimler kaderinle oynar ERZURUM.

Akşamdan uykuya ben yatamadım.
Söyledim kimseye anlatamadım.
Gerçeğe yanlışı ben katamadım.
Kimler kaderinle oynar ERZURUM.

BEYZADE hayattan tat alamadım.
Aradım doğruyu hiç bulamadım.
Birileri yanlış oldu ben olamadım.
Kimler kaderinle oynar ERZURUM.

Kaynak: Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, Kültür Bak. Yay.

11 Ağustos 2009 Salı

AŞIK YILDIRIM COŞKUNER (AŞIK BURHANİ)


Aşık Yıldırım Coşkuner 1960 Yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde dünyaya geldi. Doğuştan gözleri görmeyen Yıldırım Coşkuner maalesef her hangi bir okul eğitimi alamadı.

Saz çalma yeteneği ve irticalen yaktığı deyişler ile çevresinde dikkat çekti. Aşık Dermanî tarafından kendisine Burhani mahlası verildi.

İrticalen söylediği şiirleri ve yaktığı deyişleri yakınlarına yazdırarak veya sesini kaydettirerek kaybolmasını önleyen Aşık Burhani, şiirlerinde sade ve akıcı bir dil kullanır.

Aşağıdaki dizeler Aşık Burhani’ye aittir. 


Bir anım bir ana uymaz
Duygularım şaştı benim
Dert yakamı tuttu koymaz

Bir anım bir ana uymaz
Duygularım şaştı benim.

Dert yakamı tuttu koymaz
Sabır gölüm taştı benim.

Kılıç lâzım şer budaya
Gönül alıştı sevdaya
Eğdim boynumu Hudaya
Başım öne düştü benim

Saz almadan elime
Düştüm âlemin diline
Yandım Kerem külüne
Dedim dertler boştur benim

Sorma Burhaniye ne oldu
Açmadan gülleri soldu
Saçlarıma aklar doldu
Gençlik çağım geçti benim.

Sabır gölüm taştı benim.
Kılıç lâzım şer budaya
Gönül alıştı sevdaya
Eğdim boynumu Hudaya
Başım öne düştü benim

Saz almadan elime
Düştüm âlemin diline
Yandım Kerem külüne
Dedim dertler boştur benim

Sorma Burhaniye ne oldu
Açmadan gülleri soldu
Saçlarıma aklar doldu
Gençlik çağım geçti benim.

Kaynak: Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, Kültür Bak. Yay.

AŞIK CEMAL ALPER (AŞIK CEMAL DİVANİ)

Aşık Cemal Alper1960 yılında Erzurum’un Oltu İlçesinin Duralar köyünde doğdu. İlkokulu Kemerkaya köyünde okudu.

Aşıklık geleneğinin yoğun olduğu bir yörede büyüdüğünden şiirle ve türkülerle küçük yaşlarda ilgilenmeye başladı. 1974 yılında köylüsü Oltulu Mevlüt İhsani’nin yanında yetişmeye başladı. Zamanla bağlama çalmayı da öğrenip kendini geliştirince kendisine Divani mahlası ustası tarafından verildi.

1975 yılında Bursa’ya yerleşti. Ruhani, Reyhani, Hüseyin Sümmanoğlu, Nusret Toruni gibi karşılaştığı aşıklar aracılığıyla bilgisini pekiştirdi ve bu aşıklarla dostluk kurdu.

1995 yılında Bursa’da oluşturulan Bursa Halk Ozanları Derneğinin kurucu üyesi ve daha sonra birkaç dönem başkanlığı görevinde bulundu.

Şiirleri çeşitli gazete, dergi ve araştırmalarda yer aldı.

Aşağıdaki Şiir Aşık Cemal Alper’e aittir.

BANDIRMA VAPURU

Bandırma vapuru dile gel hele,
Mustafa Kemalle neler konuştuz?
İkinizde kurtuluşa vesile,
Mustafa Kemalle neler konuştuz?

Anadolu olmuş idi viranlık,
Soluklanıp dinlendizmi bir anlık?
Dalgalar hırçındı gece karanlık,
Mustafa Kemalle neler konuştuz?

Kimi ortak ettiz düşüncenize?
Limandaki subay ne dedi size?
Nasıl bel bağladız kara denize?
Mustafa Kemalle neler konuştuz?

Vatan millet idi bütün kaygunuz,
İstiklale kesin idi saygınız,
O gece hiç gelmedimi uykunuz?
Mustafa Kemalle neler konuştuz?

Kara görününce güldümü yüzü?
Ufka bakarken yaşmıydı gözü?
Samsuna çıkınca ne oldu sözü?
Mustafa Kemalle neler konuştuz?

Nolursun bir kere söyle Divana!
Nerde bir Türk varsa minnettar sana.
Daha sonra geldinizmi yan yana?
Mustafa Kemalle neler konuştuz?

Kaynak: Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, Kültür Bak. Yay.

AŞIK DURSUN ÇELEBİ (AŞIK ÇELEBİ)

1948 yılında Oltu’nun Tutmaç köyünde doğdu. Asıl adı Dursun Çelebi’dir. Köyünde okul olmadığı için okuma yazmayı askerlikte öğrendi.

Aşıklık geleneği ve şiirle küçük yaşlarda ilgilenmeye başladı. Köylerine gelip giden aşıklar ve bazı yaşlı insanları dinleyerek kendini geliştirdi. Hem geleneksel hem de aşık ağzı türküleri öğrendi. Yaklaşık 9 yaşlarında türkü söylemeye başladı. Türküleri öğrenmesinde babasının da katkısı oldu. Aynı dönemlerde önce kaval, sonra da tulum çalmayı öğrendi.

Karşılaştığı aşıklarla dostluk kurdu ve yörenin eskiden beri anlatılan aşık hikayelerinin etkisinde kaldı.

1975 yılında Hollanda’ya göç etti. Saz çalmayı Hollanda’da öğrendi. Bu konuda Antepli Halit adlı bir arkadaşının yardımı oldu. Şiiri ise Aşık Reyhani’nin katkısıyla öğrendi.

Aşık Çelebi Avrupa’nın çeşitli yerlerinde birçok yarışma ve şenliğe katıldı, birincilikler de olmak üzere değişik ödüller aldı.
Kendisine ait okulda çocuklara, gençlere ve yetişkinlere saz dersleri vermektedir.

Aşağıdaki deyiş Aşık Çelebi’ye aittir.

TÜRKİYEM

Dertli oldum, Kerem oldum aşkından,
Sıla, sıla, burcu, burcu Türkiyem.
Garip oldum çıktığımda köşkünden,
Sıla, sıla, burcu, burcu Türkiyem.
Anadolu Türk yurdusun Türkiyem.
Dadaş oldum Erzurumun barında,
Zeybek oldum Aydın ufuklarında,
Türk diyorlar, diyecekler yarında,
Sıla, sıla, burcu, burcu Türkiyem.
Çelebiyim Anadolu’da doğdum,
Dört mevsimin hamurunda yoğruldum,
Aşık Yunus oldum, Mevlana oldum.
Sıla, sıla, burcu, burcu Türkiyem.
Sana candır Türkün borcu Türkiyem.
Anadolu Türk yurdusun Türkiyem.

Kaynak: Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, Kültür Bak. Yay.

AŞIK EDİP ÖNAL (AŞIK EDİBİ)

Aşık Edip Önal, 1936 yılına Erzurum'un Oltu İlçesi Obayayla köyünde doğdu. İlkokuldan köyünde mezun olarak tahsile devam etmedi.

Adından aldığı Edibi mahlasını kullanan Aşık Edip Önal, saz çalmayı bilmektedir. Ustası ve çırağı yoktur.

Kendi deyişlerini çalıp söylemektedir.

ANAM

Dokuz ay, dokuz gün taşıdın beni.
Dünyaya getirdin, sevindin anam.
İsmimi nüfusa yazdırdın benim.
Ne kutsal görevin var senin anam.

Ağaçtan bir beşik yaptırdın bana,
Başımda dolandın sen yana, yana,
Uyurken ninni söyledin ana,
Emdiğim sütünü helal et anam.

Küçüğüdüm emekledim, süründüm.
El halkına güzel oldum, göründüm.
Anam dedim, kucağına büründüm.
Sendeki kokuya doyulmaz anam.

İmek bitti yürümeye başladım,
Bazı ceza, bazı hata işledim.
Yedisinde okumaya başladım.
Sevgiyi sen bana öğrettin anam.

Vakit geldi onbeşinde yaşıma,
Eş aramam hayal oldu düşüme,
On sekizde çok ağladın peşime,
Gurbetten gurbete düşünce anam.

Yirmisinde yavrum dedin everdin,
Bazı sever bazı sinen döverdin,
Canım annem dediğimde överdin,
El kızı ayırdı ciğerden anam.

Babam ile ne de güzel yaşardın,
Güzel konuşurdun ben de şaşardım.
Bazı hata eder yoldan düşerdim,
Hoş gördün hatamı sen benim anam.

Şair Edip der ki böyle analar,
Hem evlada hem toruna yanalar,
Baba şefkatını kötü sananlar,
Dünyada ahrette gülemez anam,

Kaynak: Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, Kültür Bak. Yay.

AŞIK ERHAN ÇERKEZOĞLU (OZAN ERHAN)

Aşık Erhan Çerkezoğlu 1960 yılında Erzurum’da doğdu. İlk ve Orta öğreniminden sonra Atatürk üniversitesi, İspir Meslek Yüksek Okulu,Su ürünleri bölümünden mezun oldu.

Erzurumlu Aşık Fuat Çerkezoğlu’nun (Aşık Fuat Özdemir’in) oğludur. Şiirlerinde “Ozan Erhan” mahlasını kullanmaktadır.

Âşıklık ve ozanlık geleneğini, babası sayesinde çok küçük yaşta âşık meclislerinde tanımıştır. İlkokul da iken şiir yazmaya ve bağlama çalmaya başlamıştır.

Şiirlerinde ve türkülerinde taşlamaya ağırlık vermektedir. Milli hassasiyetini mısralarda dile getirerek toplumun hissiyatına tercüman olmaktadır. Şiirlerinde sade ve öz Türkçe kelimeler kullanmıştır.

Aşık ErhanÇerkezoğlu aşağıdaki şiirinde kendisini tanımlamaktadır.

OZAN KİMDİR?

Ben çalgıcı değil, ozanım ozan.
Ozan nedir, bilmeyenler bilsinler.
Milletin derdini, yazanım yazan,
Ozan nedir, bilmeyenler bilsinler.

Kültürümü sazım ile överim,
Kültürünü sevenleri severim,
Sövülecek adamlara söverim,
Ozan nedir, bilmeyenler bilsinler.

Menfaate şiir yazmaz elimiz,
Hakikatten ayrı düşmez yolumuz,
NEF’i gibi sivri olur dilimiz,
Ozan nedir, bilmeyenler bilsinler.

Bazısı da, türkü söyler kasılır,
İçer içer, sağa sola asılır,
Abdest tamam değil, hoca kesilir,
Ozan nedir, bilmeyenler bilsinler.

Ozan, Hakkı sever, sözleri haktır,
Sözü doğru söyler, korkusu yoktur,
Sevdiği Allah’tır, kafası diktir,
Ozan nedir, bilmeyenler bilsinler.

ERHAN der ki; bilin! Kim olur ozan?
Ozan olmaz, halkın huzrunu bozan,
Ozan o ki, yüzü, alnı ak gezen,
Ozan nedir, bilmeyenler bilsinler.

Kaynak: Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, Kültür Bak. Yay.