3 Ekim 2010 Pazar

Cirit

Savaş oyunudur cirit, oyunlarda baş,
At sırtında hünerli ve vakarlıdır dadaş,
Bu yiğit oyunudur, fark etmez ki yaş,
Sürer atını alana, beklemez koşar dadaş.

Beş kişi bölüktür, yedi kişi alay,
Dadaş bar oynar, bilse de halay,
Kolbaşından işaret aldı mı her şey kolay,
Heyecan sarar bedenini, coşar dadaş.

Rahvan koşar atlar, kimi dörtnala,
Cirit havası çalar, davul ile zurna,
Unutulur tüm dert ve sıkıntılar burada,
Erzurum’da tarihi yaşatır ve yaşar dadaş.

Alaaddin Taşkın

CANIM ERZURUM

Şanına yakışır eksi yirmibeş,
Bazende oluyor otuz, otuzbeş.
Karın kalınlığı Yetmiş,yetmişbeş.
Yinede özlerim seni Erzurum.

Geçte olsa bahar elbet geliyor,
Hafif serinlikle gelip geçiyor,
Yaz mevsimi seni çok sevdiriyor.
Özlemin içimde yanar Erzurum.

Temmuz, ağustosta bir hoş olursun,
İsterim toprağım seninle olsun.
Sevdiklerim sende mutluluk bulsun.
Vade bitiminde çağır Erzurum.

Nemli hava ile arkadaş oldum,
Diyar-ı sahilde yanıp kavruldum,
Sıcağı, soğuğu arayıp durdum.
Bütün bunlar sende vardır Erzurum.

Taha Aygün der ki; güzel yaylalar,
Sert iklimde bir hoş olur havalar,
Size deniz bize canım yaylalar,
Baba mekanımsın çağır Erzurum.

Taha Aygün Kanca

CANIM ERZURUM

Bu mevsimde gel Palandöken'den bir bak,
Kendini karşında duran rüyaya bırak,
Sanırsın rıdvan cennetlerden bir durak,
Canların cananı, canım ERZURUM.

Sabahın güneşi vurmuş göğsüne,
Yeşile bürünmüş benzer geline,
Beste olmuş, türkü olmuş aşıkların diline,
Gönüller sultanı, canım ERZURUM.

Uğultulu dağda heybetli kaya,
Bir uçtan bir uça yemyeşil yayla,
Tel tel kadayıflı kıtlama çayla,
Muhabbet dergahı canım ERZURUM.

Gökte humakuşu, yerde karınca,
Ozanlar gönlüne himmet salınca,
Hastalara şifa verir kaplıca,
Dertlerin dermanı canım ERZURUM.

Dephan ovasına ekilmiş darı,
Güzeller geçiyor seçemem yarı,
Tepeden tırnağa giymiş irhamı,
Edep, iffet yurdu canım ERZURUM.

Bir garip ozanım adım biçare,
ilimiz Erzurum yerim Aşkale,
Erenler bu canım kurban sizlere,
Dadaşlar diyarı canım ERZURUM

Gürbüz Papağan

2 Ekim 2010 Cumartesi

KESME ÇORBASI


Kullanılan Malzemeler :200 gram yeşil mercimek, 1 adet yumurta, 2 yemek kaşığı salça, 1 adet Soğan (orta), 100 gram tereyağı, bir su bardağı un, yeterince su, tuz ve tarhın.

Hazırlanışı :Un içerisine su, tuz, yumurta konularak katı bir hamur yoğrulur, biraz bekledikten sonra hamur açılır, makarna gibi ince ince kesilir. Diğer taraftan mercimek iyice pişirilir doğranan soğan yağla pembeleştirilir. Tarhın, salça, su katılır üzerine mercimek ilave edilir kaynatılır, üzerine kesilen çorbalık hamurlar karıştırılır. Bir kaç taşım kaynatıldıktan sonra servis yapılır.
Kaynak-Hatice Püskülcü

AŞIK OYUNU


Tarihi çok eski bir çocuk oyunu olan ve geçmişte Erzurum'da çocuklar dışında yetişkin hatta yaşlı erkekler tarafından da oynanan bir oyundu. Günümüzde artık pek oynanmayan aşık’tan bahsetmek kültür değerlerimiz açısından önemli olsa gerek, şöyle ki oyunda geçen bir takım deyimler Kaşgarlı Mahmud’un 1068–1072 yılları arasında yazdığı bilinen Divan ü lügat-it Türk’te geçmektedir. Yani aşık oyunu Erzurum'a atalarımızla beraber ta Orta Asya'dan gelmiştir.

Koyun, keçi, oğlak ve küçük danaların ayaklarından çıkan aşıklar, bu oyunun aracı idi. Aşıklar genelde boya ile boyanır (Onlara KINALI denirdi), ortaları delinerek ağır olması için kurşun akıtılırdı (Ve onlara da ENEKE denirdi). Her oyuncunun özenle seçilmiş, süslenmiş, kınalanmış bir enekesi olurdu..

Çocuklarca sokakta yetişkinlerce genelde evlerin damlarında gözlerden uzak oynanan, aşık oyunlarını sadece erkekler oynardı. Aşıkların yüzleri çig, şeg, tög, mire, alçı gibi isimler alırdı.

Bir daire içerisine dizilen aşıklar bir kaç metre uzaktan eneke atılarak daireden dışarıya çıkarılmaya çalışılır, bu oyuna “CIZGI OYUNU” denirdi. Çizgi dışına çıkarılan her aşık, çıkaran oyuncuya ait olurdu. Aşık çıkaramayan oyuncu, oyunu rakibine bırakır, böylece aşıkların tamamı daire dışına çıkıncaya kadar oyun devam ederdi.

Aşıkları biten rakibe “ÜTÜLDÜ” denirdi. Bu oyundan başka “MİRE” diye tabir edilen birbaşka oyun şeklinde ise ortaya oynayan oyuncu sayısı kadar aşık dizilir. Dizilen bu aşık kümesine bir kaç metreden eneke denilen aşıkla şeğleme yapılır. Aşık “mire” gelirse kümenin olduğu yerden bunu vurmak için diğer oyuncular enekelerini atarlar, vuran çocuk diğerlerinden birer aşık alır, mire gelen eneke vurulamazsa enekenin sahibi diğer oyunculardan birer aşık alırdı. Şeglenen aşık mire gelmezse diğer oyuncularda küme etrafında aşıklarını şeglerler sonra bir çocuk tarafından aşık kümesine eneke İle atış yapılır küme dağılırsa enekenin yüzlerine uyan aşıklar, oluşuncaya kadar vurulur. Sonra tekrar küme kurulur kazanan oyuncu arkadaşlarından birer aşık alır oyun böyle devam ederdi.

BEŞ TAŞ

Erzurum merkez ve köylerinde kadın ve kızlarımız tarafından oynanan bir oyundur. En az iki kişi tarafından, beş tane yuvarlak ve küçük taşla oynanır. (Misket kadar)


Oyunun aşamaları şöyledir.

Birler: Taşlar serbest yere bırakılır. Ebe yerdeki taşlardan uygun olanını seçer. Seçtiği taşı havaya atar. Her attığında yerden bir taş alıp havaya attığı taşı yakalar. Yerdeki taş bitinceye kadar işlem devam eder. Eğer havaya attığı taşı kapamaz veya yerden almak istediği taştan başka taşa dokunursa oynama hakkını arkadaşı kazanır.

İkiler: Taşlar yere bırakılır. Taşların içinden uygun olanı ele alınır. Yerdeki taşlar ikişerli olarak alınmaya çalışılır.

Üçler: Taşlar yere atılır taşın biri tekli olarak ele alınır. Diğer üçü tek seferde alınmaya çalışılır.

Dörtler: Taşlardan uygun olan bir tanesi havaya atılır. Yerde kalan dört taş bir seferde alınmaya çalışılır.

Beşler: Taşlar yere atılır. Başparmak ve şahadet parmağının arası açılarak bir kale görüntüsü verilmeye çalışılır. Oyuncu yerden bir tane uygun taşı eline alır. Rakip oyuncu en son parmağın arasından geçecek taşı seçer. Bu taş diğer taşların parmaklar arasından geçirilmesine engel olacak taştır. Oyuncu eline aldığı taşı havaya atar. Havaya attığı esnada yerdeki taşı kaleden geçirmeye çalışır. Bunun için iki hakkı vardır. Birinci seferde taşı düzeltir. İkinci seferde taşı parmakları arasından geçirir. Eğer bu esnada taşı başka bir taşa çarptırır veya havaya attığı taşı kapamazsa hakkını rakip oyuncuya verir. Tüm bunlardan sonra oyunun final bölümüne geçilir. Taşların tamamı avucunun içinde hafifçe yukarı doğru atılır ve avucun tersiyle taşlar tutulmaya çalışılır. Avucunun tersinde en çok taş kalan oyuncu oyunu kazanır.

1 Ekim 2010 Cuma

EMİN AKTÜRK (1988----)

Emin Aktürk 1988 yılında Erzurum’un şirin İlçesi Olur’un Taşlıköy köyünde dünyaya geldi. 1993 yılında ailece İstanbul’a göç edildi. İlk Okul, ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudu.

Emin Aktürk 2006 yılında şiir yazmaya başlayarak, Erzurum sıla hasretini şiirlerine döktü

Halen Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü öğrencisidir.

Birçok şiir'i bulunan Emin Aktürk en son '' Ele Görestim Ki '' isimli şiir kitabını geçtiğimiz günlerde yayımlamıştır. Kendisinin bestelenmiş ve notaya alınmış birçok eseri de bulunmaktadır.

Gurbet, Sıla, Çile; Konulu birçok şiiri bulanan şair “Kimliğim” diye adlandırdığı şiirde kendisinden bahsetmektedir.

KİMLİĞİM

Gurbette ağıt yakıp da söyleyen
Dermansız derdine merhem bekleyen
Köyden uzakta derde dert ekleyen
Erzurumlu bir garip kulum işte

Emin Aktürk