13 Mart 2010 Cumartesi

Dadaşlar Diyarı

Ben dadaş evladıyım aldım kalemi elime
Bir sevdadır düştü benim dilime
Can kurbandır goncasına gülüne
Dadaşlar diyarı şanlı Erzurum

Karlıdır dağları merttir insanı
Kışa benzer Erzurum'un ilkbaharı
Düşürmem dilimden şanlı tabyayı
Dadaşlar diyarı şanlı Erzurum

Özlemdir insana yayladaki soğuk suyu
Anlatır şiirlerim güzel Erzurum'u
Bir dadaş destanıdır Nene Hatunu
Dadaşlar diyarı şanlı Erzurum

Hasretler büyükdür dadaşlar diyarına
Sahip çıkar insanı şanlı bayrağına
Dadaşı bir de gör hançer barında
Dadaşlar diyarı şanlı Erzurum

Arif Arifoğulları

DADAŞ VE BAR

Dadaşlar bir hoş olur davul zurna çalanda
Damarda kanı oynar başbar mendil alanda
Çeliktendir göğüsler, şahin gibi bakışlar
Birleşince elleri sanki bir savaş başlar.

Haydi, dadaş coş dadaş, kaldır vakur başını
Palandökenden seyret Tuna'nın akışını
Tey, tey, tey naraların Dumlu'dan yankılansın
Bırak şu deli gönlüm keskin naranla yansın

Gülle gibi vururken tokmağını davulcu
Sanki burda alınır bir mezalimin hıncı
Destanlaştı barımız türkü oldu dillere
Gelin artık dadaşlar su serpin gönüllere

Artık durma zurnacı, çal şu Hançer Barını
Görüversin tüm dünya Dadaşlar diyarını
Sevgimizi taç yaptık giyindik başımıza
Can kurban, canan kurban barda dadaşımıza.

Bahattin Kızılkaya

CİRİT

Atalardan mirastır, cirit denen şu oyun,
Mertlikte vefasını, gösterir asil soyun !

Ötüken'de başlayıp, çıktı Ergenekon' dan
Türk' ün tarihi çıkar, ciridiyle okundan !

Ötüken Yaylasından, görünür Anadolu,
Ergenekon' dan cirit, katetti uzun yolu.

Asırlar ötesinden, Ötüken battı yasa !
Bozkurt armalı cirit, oldu Tapduk' a asa.

Cirit diye fırlattı, asayı Emre Tapduk,
Sürdüler atlarını; Abdurrahman' la Saltuk.

Osman Gazi seslenip, dedi haydi meydana,
Cirit saldı Turgut Alp, Orhan' ım ondan yana!

Aradan yıllar geçti, geçti yıllar aradan,
Türk' e nusret vermişti, Erzurum' da Yaradan !

Türk' ün has evladının, oldu lakabı DADAŞ,
Meydanlar seni bekler, öksüz bırakma gardaş !

Cirit oynanan zaman, başladı azar azar,
Evvelce Cuma idi, sonradan oldu Pazar.

Bir hafta öncesinden, başlanır hazırlığa,
Cirit bahanesiyle, çıkılırdı yazlığa !

Sahanlarda helvalar, bohçada kete çörek,
“Gliko guşganada”, pilav üstünde börek !

Yükler tutulur denk denk, sırtlarda şelek şelek,
Yollara dizilirken, gençler oynuyor dehlenk !

Ana bağırır yavrum ! Unutma sakın suyu,
Meydan sanki Kerbelâ, orada yoktur kuyu !

Yollar kalabalıktır, sanki kıyamet kopmuş,
Demkeşi düşürmüşüz, ne yapağ olan olmuş !

Ana böyle söylerken, kaş çatıp kızar baba,
Maziyi kırdığından, yolda kalmış araba !

Güç bela gidilmiştir, Kavak Kapı' ya artık,
Geçmiş hatırlanınca, o an sanki donardık !

Kilim, cicim dört dikme; olurdu hemen çardak !
Semaverdeki çaydan, içilir bardak bardak.

Paşa Köşkü çalınır, Dadaş görünür yolda,
Bıyığı terleyenler, bekler sırada kolda.

Davulda Cazim Çavuş, zurnada Ağadede,
Başlıyor şimdi cirit, Allah'ım yardım ede.

Kuruluyor alaylar, bir başta Özbek Nihat,
Haydari' li Fazil' le, ötede Kânni Fuat.

Zırnıklı Vehbi Beyle, Atcanbazı Şeref Bey,
Sürdü atını Haver, ses verir meydan hey hey !

Evrenili Hurşit Bey, sürerken küheylanı,
Eğer boşalttı Dursun, geçti yasak alanı !

“Al beğimin cılıdi”, diyerek cirit salan,
Salasorlu Hurrem'in, Şefik' ti önün alan !

Haydarıli Avni Bey, şahlandırıp atını,
“Golla kendini !” diyerek, gösterdi sanatını.

Köroğlu çalınırken, atın sürer Kor Fuat,
Aman Allah'ım koru, o ne hız, o ne sürat !

“Gavutların” Şefik Bey, yaklaşıyor kurnazca !
Meydanlardaki atlar; ya dorudur, ya bozca.

Ciridi attı avni, menzil bozuldu o an;
Boşandı damarlardan, “Şarap addedilen kan” !

Atcanbazı Ceylâni, yakalandı Dursun' a,
Tabi olur ciridin, örfü ile harsına !

Olmaz seyrine doyum, ciridin Erzurum' da,
Osman ile İsak'ın, yoktur emsali Rum' da !

Anvi ile Zırnıklı fırlattılar Canbaz' a,
Dikkat et Haydari' li, sakın düşme çapraza !

Hışımla geldi Dursun, sıkıştırdı Fuat'ı,
Gözü karardığından, yazık vurdu dor atı.

Gümbürdüyorken davul, sakın çıkma karşıma,
Düşmanla dolu meydan, vız gelir Dadaş' ıma !

“Golla Dadaş” diyerek, hışt ile yumruk sıkan,
Salasorlu Hurrem' di, ciritle adam yıkan !

Cirit sona ermişti, geri dönenler yorgun,
Erzurum' la Dadaş' a; Hakkı ezelden VURGUN ! VURGUN


Hakkı MEZARARKALI


BİZİM ELLERDE

Amcaya-Emi
Halaya - Bibi
Teyzeye - Eze
Geline de -Teze derler
Bizim ellerde

Tabağa - sahan
Tencere ye - Guşğana
Kaşığa - Mablak
Sofraya da - Hunça derler
Bizim ellerde

Leğene -Teşt
Tepsiye - Sini
Kovaya - Bedire
küçüğüne de - Sitil derler
Bizim ellerde

Fasulye ye - Löbiye
Patatese - Kartul
Çökeleğe - Lor
Mantıya da -Hıngel derler
Bizim ellerde

Yatağa - Döşek
Gömleğe - Mintan
Elbiseye - Zubun
Önlüğe de - Peştamal derler
Bizim ellerde

Ayakkabıya - İsgarpin
Tülbente - Leçek
Şişlere- Cağ
Dantele de - Tentene derler
Bizim ellerde

Siyaha -Gara
Beyaza - Ak
Kırmızıya -AL
Ebruliye de - Alaca derler
Bizim ellerde

Kediye - Pisik
Köpeğe - Gudik
Oğlağa - Gıdik
Camışa da - Medek derler
Bizim ellerde

Sevinince - Can
Kızınca - Çor
Sevmediğine - Hor
Nanköre de - Nemkor derler
Bizim ellerde

Zernişan Aydoğan

12 MART’TA ERZURUM

Her yıl, on iki Mart'ta,
Akla geliyor zulüm...
__________Dağları,
__________Taşları,
Toprağıyla ürküyor,
Kükrüyor sanki ERZURUM.
İçi içine sığmıyor,
Düşmana edercesine, hücum...
Çünkü akan yaşa, dökülen kana,
Şahit olmuş,
Şehit olmuş, ERZURUM.

Palandöken’i, ince bir duman sarar,
Aziziye, kan ağlar,
Mecidiye, feryatlar eder,
O, tarihteki katliamın sesi,
Dört bir yana, yankı eder.
Her yılın on iki Mart'ın da,
ERZURUM; derdini tazeler.
Ocakta, tandırda yakılmış,
Genç, yaşlı, ufacık bebeler,
Süngülenmiş, beşikte çocuklar
Hem de, hamile anneler.
Bunu yazıyor tarihler,
Çilekeşmiş, çilekeş; ERZURUMlular.

Ne namus kalmış,
Ne de; ev bark,
Gelinler, kızlar direklere çakılmış,
Vicdan değil, düşmanın taşıdığı,
Sanki kabak,
Yarası; hala taptaze,
Katliamların;
Gezde bak, sokak, sokak...
Sanki yanıyor hala o, ateş;
Erzurum’da; köşe, bucak..
Savaşmış; soğukla,
__________Yoklukla,
__________Düşmanla...
Kadın, erkek, çocuk,
Olmuş tek yürek tek yumruk,
Cumhuriyetin temel taşı olmuş, ERZURUM;
Gazi Paşa'yı kendisine vekili seçerek…

Dadaş'tır;
Erkeği, kadını, çocuğu...
Sırtında Palandöken,
Yanı, öresi tarihi anıyla dolu,
Anadolu'nun anahtarı; dadaşın ERZURUM'U
Dadaş; bir semboldür,
Aziziye; kahramanlık simgesi,
Dünya'da çınlamış,
Hançerin gür sesi...
Milli karakterini kıskanır,
Centilmen cüssesi,
Yiğitmiş, erkeği kadar kadını,
Nam salmış, tabyalarından,
Erzurum'un Nene Hatunu…

Bak şu kadere, başa getirir neler,
Soy kırımı görenler,
Soykırım yapmakla suçlanır,
Hani derler ya!
“Suçlu bağırır, suçsuzun ödünü koparır”
İşte benim insanım;
Suçsuzken; bir anda suçlu oluverir.
Doğuyu, Güney doğuyu, gez bak; var neler…
Her il taşıyor, katliamdan izler,
Ne yazık ki; hapis etmiş tarihi, arşivler.
Anlatamıyoruz kendimizi,
Zaten; dünya bizimi dinler.
Tarihçi ehliyeti olmayan kişiler,
İftira ile yalakalık, dalkavukluk eder.
Kendi evladımız da bize çekerse hançer,
Demoğlu’nun; mısraları neye yarar,
Kime neyler, ya da ne hükmü var.

Haydar Demoğlu-Erzurum
www.haydardemoglu.com

11 Mart 2010 Perşembe

12 Mart 1918 ERZURUM’UN KURTULUŞU


16 Şubat 1916 tarihinde Ruslar, Erzurum'u işgal ettiler. Birinci Dünya savaşında bir çok cephede gücünü tüketen Osmanlı Devletinin, Erzurum'u düşmandan temizleyecek takati kalmamıştı. Erzurum elindeki kısıtlı imkanlarla, ağır bir esaret dönemi geçirdi. Gerçi yaşlı, kadın ve çocuk dışında kimsede yoktu Erzurum’da eli silah tutan erkekleri sağda solda cephede veya esarette idi.

1917 yılında Rusya’da çarlık rejimi çöküp, Bolşevikler ülkeyi ele geçirince, Ruslar işgal ettikleri bölgeleri boşaltarak dönmeye başladılar, boşalttıkları kışlalara ve kontrol noktalarına hızla, Doğu Anadolu’da Ermenistan hayali kuran Ermenileri yerleştirildiler. Erzurum; ersiz, erkeksiz ve sahipsiz bir şekilde Ermenilere kalınca onlarda Erzurum merkez ve çevresinde soykırıma giriştiler.

Doğu illeri fatihi Kazım Karabekir Paşa hatıralarında; Erzurum'a girdiklerinde şehir içinde 2377 şehit defnettiklerini belirterek: "Erzurum'da halk gözyaşları içinde kimi babasını, kimi kardeşini öldürülerek, yakılmış halde bulmuştu. Sokaklarda canlılıktan hiç bir iz bile kalmamıştı. Erzurum yaşayan bir şehir değildi artık. Yerlerde çocuk, kadın ve yaşlılar kanlar içinde yatıyordu." diye yazmaktadır.

Ermenilerin yalnız son gece (11 Mart 1918 gecesi) 3000 Müslüman Türk'ü binalara doldurarak yakmak suretiyle öldürdüklerini, Erzurum'daki Rus Yarbayı Twerdo- Khelebof anılarında yazıyor. 


O gece, Erzurumlular, Tahtacılar semtinde karşılıklı yer alan Osman Ağa ve Mürsel Paşa konaklarına doldurularak yakılmışlardır. Erzurum'da resmi belgelere göre 9563 yerli Türk ahali, Taşnak Ermeni çeteleri tarafından şehit edilmiştir. Bugün ise Ermeniler mağduru oynuyor ve dünya onlara uymuş. Entrikadan anlamayan milletim ise boynu bükük olanları izliyor.

10 Ocak 1918’de 1’inci Kafkas Kolordusu Komutanı Kâzım Karabekir, birliklerine Erzincan, Erzurum, Sarıkamış yönüne hareket emrini verdi. İşgal altındaki topraklarda, Ermeni zulmünü haber alan askerimizi tutmak mümkün değildi, ordu uykusuzluğa, açlığa, kışa bakmadan ilerledi, ilerledi. 13 Şubat 1918’de alevler içinde yanan Erzincan’ı, 25 Şubatta Aşkale’yi kurtarmış ve 26 Şubatta Erzurum’a doğru akmaya başlamıştı. 11 Martta Ilıca kurtarıldı. 12 Mart 1918 günü, Erzurum’un esaret günleri sona erdi.

Kısa zamanda bütün Doğu Anadolu Ermenilerden temizlenerek Anavatan’a katılmıştı.

12 Mart yalnız Erzurumlular için değil, insanlık için de oldukça önemli bir gündü. Çünkü akla gelebilecek insanlık dışı her türlü işkence ve katliamı gerçekleştiren Ermeniler, geldikleri yere gönderilmişlerdi.

12 Mart 1918 günü Serhat Şehrimiz, Gözbebeğimiz Erzurum'un esaretten hürriyete, ölümden hayata kavuştuğu gündür. 12 Mart 1918 de Türk Ordusu, bu güzel toprakları, şehitlerin kanıyla sulayarak, düşmandan arındırmış ve Ermenilerin çirkin hayallerini bir daha dirilmeyecek şekilde kursaklarına gömmüştür.

6 Mart 2010 Cumartesi

Palandöken

Bir Palandöken yürüyor omuzlarımda,
Saçlarını dağıtarak bir güneş karşısında.
Daha, ak alnını sütbeyaz elbisesine adamadan,
Eklenince tam bir arşın daha.
Seda tutuşur ufuklarda,
Ve rüz-igârla.
Dalga vuran bedbaht nehir adına,
Duvara dayanacak bakirelerin,
Gaddar kucağına atıldığında,
Geriye kalan bir köpük, bir girdap,
Bir de saf göğsünde düşen gülpenek.

Oysa Palandöken,
Salık bir dosttur,
Kolları şövalye göğsü muhafızdır.

Çökerse başına işgal ve sevda,
Elleri titrer de beş parmak tam beş kardeştir.

İki ejder,
Tüm alçaklara inat,
Başı dik ve kolları kanat,
Yolu semavat kat, kat.

İkincisi,
Gönül kaptıran dilaradır.
Karanlıklarda tüter de tüter,
Zülfikâr bir âsâdır firavunlara,
Çınlatır semaları,
Lailaheillallah.

Yamaçları mihriban, aslı, şirindir, zin'dir.
Yuvarlanınca bir yürek dolu dizgindir.

Üçüncüsü,
Dağ gibi dayanmıştır dağlara,
Kenetlenmiştir saf, saf,
Kurşundan kaynatılmış,
Bir bayrağın burcudur.

Yamaçları mihriban, aslı, şirindir, zin'dir.
Yuvarlanınca bir yürek dolu dizgindir.

Dördüncüsü,
Bacasız tüten dumandır, kandır,
Her sabah güneşe karşı duran kalkandır.
Kınalanırsa parmakları bir gecede,
Seferberliği çalan tatyandır.

Yamaçları mihriban, aslı, şirindir, zin'dir.
Yuvarlanınca bir yürek dolu dizgindir.

Sonuncusu,
Son beşiğin kundağında kuruyan höllüktür,
Akşam, vakit dar, körpe yürek, bölük bölüktür,
Canlanırsa beyaz çarşaflar altındaki bilek,
Zalime katran, körüktür.

Yamaçları mihriban, aslı, şirindir, zin'dir.
Yuvarlanınca bir yürek dolu dizgindir.

Cemil İlbaş